Seyit Küçükbezirci

Seyit Küçükbezirci

2015 “ben” olmaktan kurtulup, “biz” olma yılı olmalı

 

Geçen pazartesi, Salı, Çarşamba; 2015 yılı çıkmış geliyordu... Henüz yollardaydı.

Pazartesi... Soğuk bir kış güneşi... Jilet gibi kesen; el, ayak şişiren Selçuklulardan kalan bir ayaz... “Eski Konyalılar” derlerdi; “Gonya’nın ağasına da, ayazına da güven olmaz” diye...

2014 yılının muhasebesi zihnimde... 2014’ün “Defter-i Kebiri”nden “Kat’i mizan”ını çıkartmak niyetindeyim.

 Yıl boyu, yani, 2014 boyu olanı biteni günü gününe “Yevmiye Defteri”ne işlemişim; bir “Defter-i Kebir”den dökülecek; “Kesin Mizan” gerekiyor. Özel olarak benim; genel olarak içinde bulunduğumuz durumun tıraşının gözümüzün önüne dökülmesi ancak böyle olur.

 “Yapabilir miyim?” dedim... İçimdeki ses; “Yapabilirsin.. On yıl Ticaret Lisesi’nde, Akademi’de muhasebe okudun, dev gibi hocalardan” dedi.

 Geçen pazartesi, yani 29 Aralık Pazartesi günü hücreme çekildim, telefonun fişini çektim, cep telefonu denilen münasebetsizi kapattım, kapının zilinin düğmesini çıkartım. Bana, hiçbir şekilde ulaşılması mümkün olmayan bir durumdayım.

2014’ün “Kat-i mizanını” çıkartmak için; “hesap dökümü” için her şey hazır. “Kat’i mizanı” çıkartırken zorlanırsam “Ankara’dan kadim kardeşim Cengiz Aysun’u, İstanbul’dan aziz dostum Mustafa Oğuz’u çağırırım; dedim; Amerika’da yerleşen sevgili sıra arkadaşım Dinçer Ulutaş’a danışırım” dedim. Uzun uzun anlatmaya gerek yok; ne yapmak istediğimi “Mali Müşavirler”, muhasebeciler iyi bilir.

Benim “Kat-i 2014 mizanı”ndan başlayayım; 2014 Bilançosuna geleyim…

Kusurlarıma, hemen anında özür dilediğim için, hesaplar şöyle dursun. Bilerek haksızlık yaptıklarım varsa zaten mizanıma geçti; “Kimin malını almışsam, gelsin, alsın; kimin sırtına vurmuşsam, gelsin vursun.”; hazırım...

Kimseye diyeceğim yok, hak talep etmiyorum; ne yaptımsa “özgür iradem”le yaptım.. Ne yaptımsa “Durumdan vazife çıkararak yaptım”. “Gönlümün götürdüğü yere” gittim... Kendi hesabıma, kültür ve sanat babına çok güzel şeyler oldu; sosyal ve ekonomik hayatı izlerken çok beklentilerim buz tuttu; çok gönül koydum, çok kırıldım, çok hayal kırıklığına uğradım... Önemsemedim; çünkü elli beş yıllık “Durumdan vazife çıkarttığım yıllar”da hüsran, kırılma, gücenme, gönül koyma, aldanma, aldatılma diz boyu…

***

Benim “2014 Blançom” şöyle dursun. Zaten, sağ ve sol omuzlarımdaki yazıcı melekler her şeyi anında yazıya geçti, “niyetlerimi” bile. Her koyun kendi bacağından asılacak; “Amel Defterim” verilince durumum ayan olacak.

Burada, bu dar yerde, 2014 Bilançosunun “Toplumsal değerlendirme Hesapları”na bit kadar değinmeye çalışalım..

2014 KAT-İ MİZANI, YILSONU BLANÇOSU’NUN

“DEĞERLERİMİZ HANESİ”NE GELİCE…

Bilançonun “Etik Değerler Hanesi” insanı paniğe kaptırıyor... Toplumda “Vatandaşlık, insanlık bilincine” sahip kesim hüzün içinde... Ahlaki değerlerin müthiş bir erozyon yaşadığı kanaatindeler.. “Açıklayın” denildiğinde de bir döküp indiriyorlar; lütfen dikkat.

Biz diyen, “biz” için çalışan alık sayılıyor.

Saygı, sevgi göstermelik. Hatta, çoğu zaman göstermelik saygı, sevgi bile esirgeniyor. “Sevgisizlik” diz boyu.

İnsanların çoğu “nefis atı”na binmiş. Menfaati yoksa “Selam”ı bile esirgiyor.

Müthiş bir “tüketim” eğilimi var. “Marka” yiyin, “marka giyin” üstün değer ölçüsü sayılıyor. “Orta halliler” bile, “tatlı hayat” peşinde. Kırıp düğüp riske girerek olduğundan zengin görünmeye çalışıyorlar, yaşamaya çalışıyorlar.

“Komşusu aç yatarken, tok yatan bizden değildir” hükmü, sadece, dilde kalmış. Hemşeri, komşu, arkadaş, akraba hukuku hatıra bile getirilmiyor.

Varlıklıların bir kısmı, yaptığı hayrı göstere göstere yaparak; maddi ve manevi mevki kazanma peşinde... Hayır, ranta dönüştürülmeye çalışılıyor.

Kimse kimsenin acısına, gerçek olarak, katılmak istemiyor. Çoğu insan mazlumun yanında sözde yer alıyor; insafsız ve merhametsiz anında karşı çıkmıyor. Görmezden geliyor, duymazdan geliyor.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” deniliyor. Ama, sokmak yılanın fıtratında var. Sessiz kalana da, görmezden gelene de sıra gelebilir.

Hak ve adalet kavramlarının ancak kendileri için olması eğilimi hâkim...

Kimseyi sevmeyenler; “Narsist” kendine âşıklar, kimseye saygı göstermek istemeyenler hızla çoğalmakta. “Herkes beni sevsin, herkes beni saysın;” “Diniküm ben, imaniküm ben” havası, “Diniküm para, imaniküm para” zihniyetine eklemlendi.

“2014 yılı Sonu Bilançosu” “Değerlerimiz Hanesi”nin negatif satır başları o kadar çok ki, o kadar acıtıcı ki; müsaadenizle, devam edemeyeceğim; burada kesiyorum. Zaten, size de, sorsak “etiksizlikleri sayın” desek: “Ahlaki Erozyonu” anlatın desek, bunların on katını anlatırsınız… “Nefis Atı”na binmiş, bencillikten gözü kararmış üstüne saatlerce konuşabilirsiniz.

***

Şöyle sorduğunuzu görür gibiyim; “Pekii, Sence niçin böyle oldu?” dediğinizi duyar gibiyim...

Teşhisim benim analiz tüplerimden çıkanlar şöyle:

AHLAKİ DEĞERLERDE EROZYONUN ÜÇ TETİKLEYİCİSİ

Bence 12 Eylül 1980’den sonra kımıldamaya başlar “Ahlaki değerleri” kemiren “toplumsal bencillik virüsü”.. Ve otuzdördüncü yaşını sürüyor.

“Gemisini kurtaran kaptan”, bu iğrenç deyim; zenginlik, refah için tek yol olarak gösterilir.

Bin yıllık Türk Toplumunda, etken bir kesim “Ben” demeye başlar; “Biz” demenin “Yeni Dünya Düzeni”nde demode olduğuna inandırılır. “Üst çıkarların üst akılları”nın gelişmekte olan ülkelere, milyar dolarlık beyin yıkama kampanyaları ile başarılır bu iş.

“Bencillik” çağdaşlık zannedildi... Oysa “Bencillik bulaşıcı bir toplumsal hastalıktır; her vicdanı ve ahlaki değeri kemirir”…

İnsanlar “maskelilik”i çıkarları için yol sandılar; sandırıldılar.

Her şeyde “…miş gibilik” yayıldı.. Sağcıymış gibilik, solcuymuş gibilik, milletçiymiş gibilik; merhametliymiş gibilik, kardeşmiş gibilik salgınlaştı. Göründüğü gibi olmamak karşılıklı itimadı sarstı.

“Arsız tüketim”in başlangıcı da 1980’lerin başıyla başlar; hızlandıkça hızlanır, hız, baş döndürücülüğe ulaşır; bugünlere gelinir...

Sadece Anadolu’da bin yıllık muhteşem medeniyetin düşünürleri; “Üzüm üzüme baka baka kararır” der; “Dama çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur” der; “Ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek oraya gider” der; “Hoca şey ederse, cemaat daha da şey eder” der.

“Dön beri bak” diye bir türkü var... Dönüp, büyükler olarak kendimize bakalım; genç kuşakları suçlamadan önce.

Bin yıllık değerlerimize dönmek zor olacak, ama, mecburuz. Ben düşündüklerimi yakında burada yazacağım... Bu yazdıklarıma siz ne diyorsunuz; beni arayıp söyleyebilirsiniz; Telefonum: 0535 824 63 15 ...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum