Sokak siyaseti öyle mi yapılıyor!

Sokak siyaseti yapanlar bilir. 350 yıllarında Atina demokrasisinin kurucusu olan Perikles seçime girmiş. Atina'da o dönemde vergi verenler oy kullanırmış. Vekâleten de oy hakkı varmış. Oy kullanma hakkı olan bir köylü vekâletini arkadaşına verirken “Oyu Perikles hariç kime verirsen ver” demiş. Arkadaşı şaşırmış, “Demokrasiyi getiren, Zeus tapınağını imar eden, kanallar açan, su getiren Atina'yı imar eden Perikles'e oy niye yok?” diye sormuş. Köylü de “Ondan sıkıldım” demiş.

Bu hikâye siyasetçinin yüzünün ve fikirlerinin eskimesine ve siyasi kirliliğe örnek olarak verilir. Birkaç dönemdir Meclis çatısı altında olduğu halde sadece “görünmekle” iktifa eden siyasetçilerden vatandaşın “sıkıldığını” görüyoruz. Listelerin şekillenmesini dört gözle bekleyenler “Perikles hariç kime verirsen ver” diyen köylü gibi, daha seçkin, daha yeni bir Meclis hayal ediyor.

28 Şubat sonrası kendini yenilemeyen siyasetçiden bıkan sade vatandaş, halka rağmen halkla mücadele eden güçlere cevap niteliğinde oy kullanarak bir tek partiyi iktidara getirdi. İstiyor ki, siyasetçinin üniforması da kendisininki gibi olsun… Köy köy, kasaba kasaba koştursun, yetkili kurullarını vatandaşın işini takip etmeye zorlasın… Kısa zamanda çok iş yapılsın… “sokak siyaseti”ne meyletmeden gönüllerde taht kursun…

Sade vatandaş “nasıl olsa 5 yıl iktidarız” rahatlığında suya sabuna dokunmayan vekil istemiyor… Seçimlere çeyrek kala parti disiplinini bir kenara bırakıp sokakta hamasi nutuklar atan, siyasi şov yaparak prim yaptığını sanan siyasetçiler de....

Politikacı olana kadar halkın içinde olup politikacı olunca halktan kopan, seçim döneminde kucaklarına bir iki bebe alıp, bir iki gariban başı da okşayınca kaynaştık zanneden, halkla kaynaşma gösterilerine çıkan ancak yapaylığı oldukça sırıtan sokak siyasetçileri de…

Sokakta siyaset bir yere kadardır oysa...

Esnafın, pazarcının önüne çıkmadıysanız, seçim öncesinde “İşler nasıl hacabi?” muhabbetine girmek sakıncalı sonuçlar doğurabilir. En azından yüzünüze gülen vatandaşın arkanızdan konuşmadığına emin olamazsınız. Ancak yine de Anadolu insanı safiyetiyle sizi buyur eder, partinize oy vermemiş olsa da.

Vekil olmak ve yerel siyasetle iştigal etmek gerçekten zor iş…

Konya’nın merkezden sorumlu vekilleri için dert değil ama özellikle taşradan seçildiyseniz, sabaha karşı telefonunuz çalabilir ve “biz geldik” diyen bir minibüs dolusu adama kalacak yer ve yemek ayarlamak durumunda kalırsınız.

Bu adamlar yani hemşerileriniz, size belli taleplerini iletmek için gelmişlerdir ve de bunların sonuca ulaşmasını beklerler. Aksi takdirde “bizim mebus da beceriksizin biri” diye bahsedilir ve yine aynı yerden seçilmeyi unutabilirsiniz.

2001 yılıydı. Anasol M koalisyonunun eğitimde, sağlıkta, ekonomide ülkeyi darboğaza sürüklediği yıllarda sokak siyaseti yapan bir cemaate de yakınlığıyla bilinen milletvekilimizi ziyarete gitmiştim. Binlerce imam hatip ve ilahiyat fakültesi mezununun kendilerine görev verilmeyerek ‘potansiyel tehlike’ ilan edilmesinden duyduğumuz rahatsızlığı Ankara’da sokaktan çıkmış bir siyasetçiyle konuşmak için ilk kez bir vekilin kapısını çalacaktım. Milliyetçi ve muhafazakârlığıyla bilinen Agâh Oktay Güner’in kapısına gelen başörtüsü mağdurlarını kovaladığı hafızamda iken benzer bir durumla karşılaşmaya da hazır olarak çalmıştım, vekilin kapısını… Koalisyon iktidarının eğitim felsefesini savunamayacağını anlayınca 2004’te kansere yenik düşen YÖK Genel Kurul üyesi ve eski Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Bener Cordan’dan yardım istemişti. Atatürkçü ve lâik aydınlar yetiştirmek istediklerini, bizi çok sevdiklerini ancak biraz zamana ihtiyaçları olduğunu söylemişti Müşteşar. Benim Atatürkçü ve lâik olmadığıma nasıl kanaat getirmişti anlayamamıştım…

Ne başörtülüleri kovalayan muhafazakâr kılıklılar, ne de bizim gibi bir dönemin gerçek mağdurlarının şikâyetlerini sıkı lâikçiliğiyle nam salmış müsteşarlara havale eden sözde İslami cemaatçi vekil gerçek siyasetçi olamadı. Ne yazık ki bugün sokak siyasetçisi bile değil…

 

 ***

Çaresizlik içinde bir köy: GÖLYAKA

 

Gölyaka, Ilgın’a bağlı 25 km uzaklıkta 90 haneli 400 nüfuslu bir köy…

Yolu köye düşen her yabancı, Gölyaka’nın Doğu ve Güneydoğu köylerine geldiğini sanır ya öyle… Mahrumiyet diz boyu....

Yıllardır süren en büyük problem susuzlukmuş... Köyde şebeke suyu olmasına rağmen yoğun kireç ve kömür tozu bulunması nedeniyle suyu içilmiyormuş…

Bugüne kadar AK Parti İl Başkanı, Vali, Ilgın Kaymakamı, İl Genel Meclisi Üyeleri, Köy hizmetleri yetkilileri girişimde bulunmuş ancak sonuç alınamamış. 6 adet sondaj vurulmasına rağmen içme suyuna rastlanamamış…

Gölyakalılar’ın söylediğine göre, içme suyu köye 4 km. uzaklıkta Çavuşçugöl kasabası ile köy arasındaki sınır bölgesinde bulunan ortak meradaki Uzunpınar’dan bidonlar ve tankerlerle taşınıyor. Olacak iş değil…

Kaynak suyunun köyün içme suyu deposuna aktarılması için Çavuşcugöl Belediyesi ile anlaşma yapmaları gerekiyormuş. Başkan Ahmet Kadıcı yüzde 50 yüzde 50 paylaşmaya sıcak bakmasına rağmen belediye meclisi 40-50 yıl önce yaşanan tatsız bir hadiseyi bahane ederek suyu paylaşmaya yanaşmıyormuş.

İki köy arasında paylaşılamayan suyu paylaştıracak bir çözüm bulunmasını istiyor Gölyakalı. İl Özel İdaresi’nin, soruna çözüm bulmasını istiyor.

Hem zaten küre de ısınıyor...

 

***

 

medya/tik

 

“Bu ülkede tüm kitap okuyanlar tek bir partiye oy versek, sayımız beş yüz bini geçmez, bu da yüzde 1'i aşmaz. Bu ülkede yazı okuyanlar tek bir partiye oy versek bir buçuk milyon eder, yine yüzdemiz yüzde 2'yi geçmez... Peki, ne olacak? İktidarı yine kitap ve gazete okumayan çoğunluk belirleyecek. Çocuklarımız da hayrını görecek!” Nihat Genç

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.