Ali Şeker
KIRSAL KALKINMA VE SOSYOLOJİ
Köyde Yaşamak Artık Neden Cazip Değil?
Toprakla bağı kopan insan, aslında kendinden de uzaklaşıyor.
Bir zamanlar köy, insanın doğayla kurduğu en samimi bağın adıydı. Toprakla, suyla, komşulukla yoğrulmuş bir yaşam biçimiydi. Fakat bugün “köyde yaşamak” romantik bir hatıraya dönüşüyor. Gençler toprağı değil, ekranı seçiyor; üretim alanı, tüketim alışkanlıklarına yenik düşüyor. Peki neden?
Tarım, hâlâ bir ülkenin varlığını sürdüren en temel sektörlerden biri. Ama köyde yaşayan üretici emeğinin karşılığını alamıyor. Mazot, gübre, yem ve tohum maliyetleri artarken, ürün fiyatı çoğu zaman yerinde sayıyor. Çiftçi sabahın ilk ışığında tarlasına umutla çıkıyor, ama akşam eve döndüğünde cebinde umut değil borç birikiyor. Üretmek artık bir “fedakârlık mesleği” haline geldi; köyde kalmak ise ekonomik değil, duygusal bir karar.
Eskiden köy, dayanışmanın merkezidir: düğünler, imeceler, harmanlar… Bugün bu bağlar çözülüyor. Göç, sadece insanı değil, kültürü de taşıyor; ama şehir kültürü köye dönmüyor. Köyde kalan yaşlı nüfus, yalnızlığın içinde üretmeye çalışıyor. Çocuklar büyük şehirlere gidiyor, anne-babalar “köyde yalnız kalmış bir kuşak”a dönüşüyor. Topluluk duygusu yerini sessiz bir bekleyişe bırakıyor.
Bir zamanlar huzurla özdeşleşen köy yaşamı, şimdi gençler için kısıt anlamına geliyor. “Köyde kalırsam geleceğim olur mu?” sorusu, binlerce gencin iç sesi haline geldi. Aidiyet hissini kaybeden insanın köyde tutunması zor. Tarımın değeri azaldıkça köy de duygusal anlamını yitiriyor.
Teknoloji uçurumunu da unutmamak gerek. Dijital tarım, akıllı sulama, iklim verisi… Bunların hepsi şehir merkezli gelişiyor. Oysa birçok köyde internet hâlâ kesintili. Bilgiye ikinci elden ulaşan köylü, kendi üretiminde bile dezavantajlı hale geliyor. Bu durum, köyü gençler için “geleceği olmayan yer”e dönüştürüyor.
Eğitim, sağlık, ulaşım, sosyal etkinlik gibi temel hizmetler hâlâ şehirle köy arasındaki en büyük fark. Okullar kapanıyor, sağlık ocakları uzaklaşıyor, toplu taşıma azaldıkça köy biraz daha yalnızlaşıyor. Köyde yaşamak artık sadece üretim değil, bir mücadele biçimi.
Oysa köy, doğanın insanla kurduğu ilk sözleşmenin imzasıdır. Toprağa uzaklaşan insan, aslında kendinden uzaklaşıyor. Bugün köyde yaşamak cazip değil çünkü biz köyü sadece “geçmiş” olarak gördük. Oysa köy, geleceğin sürdürülebilir yaşam laboratuvarı olabilir.
Köyü yeniden cazip kılmak için nostaljiye değil, planlı bir umuda ihtiyacımız var. Genç çiftçi destekleri sosyal projelerle güçlendirilmeli, tarım eğitim müfredatına “geleceğin mesleği” olarak dahil edilmeli. Dijital altyapı güçlenmeli, kırsal yaşam yalnızlığın değil yeniden üretimin adresi olmalı.
Bir ülke, köyünü kaybederse sadece toprağını değil, ruhunu da kaybeder.
Toprakla bağını koparan toplum, zamanla kendi hafızasını da unutur.
Belki de yeniden köyü hatırlamak, aslında kendimizi hatırlamaktır.