Damlaya damlaya el olur…

Damlaya damlaya göl olması gerekirdi amma velâkin bu iş uzun seneler öncesindeydi. O yüzden damlayan ele, avucunu yalamak bize düşüyor. Kimseye göstermeden sakladık samanı, zamanı gelince harami banklar icabına baktı.

Bir zamanlar krallıkla yönetilen bir ülke varmış. Kral çok evhamlı biri olduğu için öküzün altında kamusal alan aramaya bayılırmış. Uğursuzluk getireceğini düşündüğünden kahverengi yelek giyenlerin saraya girmesini yasaklamış. Kafası kel olan ve kahverengi yelek giymeyi çok seven demircinin çırağına, kralın deli raporu olmadığını kimse anlatamamış.

Krallık işte bu, bir adamın halkın tepesine bindiği ucube bir yönetim biçimi, dediğim dedik çaldığım düdük yani. O zamanlar demokrasi, insan hakları gibi gözünü sevdiğim erdemler nerde. Aptallık diz boyunu çoktan aşıp, çene boyu seviyesine ulaşmış durumda. Oysa şimdi öyle mi? Günümüz sistemlerinde çok adam tepemize bindiği için güzide halkımızın gıkı çıkmaz, cümle âlem gül gibi geçinir gideriz. Etrafta elle tutulur, gözle görülür kral, taç, taht yoktur ama sürülerce krallık yapan yönetici vardır. Birde bunlara kralcılar eklendi mi manzaraya değmeyin gitsin. Eğer yanlış anlamadıysam; tek kral ile yönetilen ülkelerin yönetim biçimine krallık, sürülerce kralla yönetilen ülkelerin yönetim biçimine ise demokrasi deniyor. İhtiyaç halinde Mekkeli Müşriklerin hamurdan yaptığı putlar gibi kesip kesip yenebiliyor. Kesinlikle hazımsızlık yapmıyor.

Bitkilerin her geçen gün azaldığı fakat aksine bitkisel hayatın boyumuzu aştığı, vahşi hayvanların soyunun tükenmeye yüz tutmasına karşın insanların daha bir vahşileştiği bu kekremsi şehirlerden ne yaparak kurtulmalı? Ya İbrahim’ce ateşlere atılmalı, ya Yunus’ça uzak denizlere kaçmalı. Ve yahut Muhammed (sav) gibi savaşmalı.

Görüyorsun işte, karanlık Firavun sarayının aydınlığı Musa, biz sabrımızın kıyılarına büsbütün sıkıştırıldık. Vur asanı, Kızıldeniz gibi böl ortadan ikiye bilincini yitirmiş şehirleri. Hep beraber geçelim öteki tarafa. Biz bu dünyada dahi ötekileştirilenlerden değil miyiz?

Ya İsrafil Sûr-u İsrafil’e üflemeyi unuttuysa? Vay! Başımıza gelenlere. İşte o zaman ayvayı yedik. 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.