Savaşın Çocukları…

Dün gece rüyamda savaş çıkıyordu.

Evet evet, savaş çıkıyordu…

Kardeşimle birlikte olduğumuz bir anda uçak sesleri, bombalar düşüyordu etrafımıza.

Neler olduğuna bakmak için yanımdan ayrılıyordu.

Gidiyordu ve dönmüyordu, dönmediğinden; ardından gidiyordum. Ama sokağa çıktığımda korkunç bir sahne ile karşılaşıyordum.

Rüyamda “Bu bir kâbus olsun” diye yalvarıyordum.

Bulamıyordum kardeşimi… Hiçbir şeyi… Her yerden ateşler yükseliyordu.

Uyandığımda öyle korkmuştum ki, bir rüya olduğu için nasıl şükrettim bilemezsiniz…

Allah böyle bir şeyi hiç kimseye göstermesin.

Kimseyi virane edilmiş hayatlara mahkûm etmesin.

Ama var biliyorsunuz böyle hayatlar…

Onlar ailelerini ya hiç tanımadılar, ya gözlerinin önünde ölmelerini seyrettiler ya da bir enkazın altından çıkardılar…

Veya kendileri öldüler; kıyıya vurdu minik bedenleri!

Onlar beyaz kâğıtlara, bombalarını bırakan uçakları çiziyorlar şimdi.

Göz pınarlarında akmayı bekleyen yaşlar biriktiriyorlar.

Yılların birikimi olan gözyaşlarını...

Kimisi savaşa doğdu bu çocukların…

Kimisi savaşla büyüdü, ve pek çoğu bu savaşlarda öldü

Hayatta kalanların en son hatırladıkları şey, yerde kanlar içinde yatan bir tanıdıkları.

Bomba sesleri, bebek ağlamaları…

Okula gidemiyorlar çünkü bazı uzuvları kopmuş halde, gidenler ise en yakın hastanede yatan bir yakınlarına emanetler. Ya da kimsesizler

Kimileri Avrupa’da kayıp…

Kimileri terör örgütleri tarafından kandırıldı, kaçırıldı...

Kimileri organ mafyasına tutsak…

Evet, savaşın çocukları onlar!

Bizim çocuklar gibi yeni bir robot istemiyorlar mesela, Burger King çocuk menüsünden yemek yemek ya da…

Ya da yeni bir oyun konsolu da istemiyorlar. Savaşın kötü hatıraları silinse yeter onlar için… Keşke şu kopmuş kolu yerine gelse, şu yanmış yüzü eski haline dönse…                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Ne zor değil mi sizden olmayan bir şeyi her gün takıp çıkarmak…

Ne zor aynaya bakamamak…

İçler acısı, “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna “Yaraları iyileşmiş yüzü güzel bir kız olacağım” demek…

Ciğerleri yakıyor, “Nasılsın” sorusuna, “Bir bacağımı hissetmiyorum diğerini de çok az” cevabını almak.

Sonrası mı?

Sonra küfrediyorsunuz bütün dertlerinize, tasalarınıza, lanetler okuyorsunuz yalandan hastalıklarınıza, ezim ezim eziliyorsunuz minicik kederlerinizin altında...

Sonrası bu işte…

Koca bir “Vah” ve binlerce şükür hale!

Savaşın çocukları diye bir tamlamayı dünya üzerine getirenlere de lanet olsun. Böyle cümleler kurdurtanlara da.

Dibinden de bir not düşeyim, Beasts of No Nation filmini izledik annem ve babamla. Bir çocuğun (Agu) savaş yüzünden nasıl bir ölüm makinesi haline geldiğini anlatıyordu. Filmin sonunda Afrika’daki savaş bitse de çocuğun içindeki savaş hiç bitmiyordu. Güneşin sadece başkalarına doğmasından nefret ediyordu Agu, o da bir çocuktu. Savaşın bir çocuğu…

Bu da tavsiyem olsun, dert edinen dostlara…

***

Kul kula ne sormalı: Bir eksiğin var mı?

Sorun. Her şeyi var sandığınız birinin bile, bilmediğiniz bir eksiği mutlaka vardır ve bunu tamamlamak hiç kötü bir fikir değil. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.