Satır aralarında Başkan Tuzcuoğlu

Birkaç yıl oldu. Benden gazetecilikte sekiz-on gömlek daha eski olduğunu bildiğim bir gazeteci büyüğümüzle, -kendisinin hangi dünya görüşüne sahip olduğunu bilmeden- bir tartışmada bir araya gelmiştik. Konu şehrin dönüşümü, modern mimari, geleneksel şehirler vs. idi. Belediye Başkanları’nın yüksek bina dikmede neden yarıştıklarından söz açıldığında, gazeteci büyüğümüz, şehir mimarisinde İslam’ın, neden söz sahibi olması gerektiğini sorunca, konu birden teolojik bir içerik kazanıvermişti. İlahiyat tahsili yapmış bir gazeteci olarak, sokakları adımlarken, balkonsuz evlerden, balkonları dip dibe konutlara nasıl geçtiğimizi düşünürsünüz ya da çok katlı apartman inşa etme yarışında müteahhitlerin neden minareleri gölgede bıraktıkları üzerine kafa yorarsınız.

Şehirlerin imarından birinci derecede sorumlu olan Belediye Başkanlarımız’a, ben şimdi bu köşeden “İslam Şehirleri”nde hiçbir yapının yüksekliğinin minarenin boyunu geçemeyeceği kuralını hatırlatmaya kalkamam, böyle bir talepte bulunsam onlardan çok şey istemiş olurum, biliyorum. Onlardan “kentleşme” ve “kentsel dönüşüm” çalışmalarında böyle “ayrıntı”lara yer vermelerini bekleyemeyiz.

Şehri; ruhu, bedeni, yani kişiliğiyle birlikte düşünmek; şehrin reislerinin neden reis oldukları sorusuna verecekleri cevapla eşdeğer. Şehrimizdeki yerel idarecilerin, inanç ve eylem yönüyle geleneğe bağlı bir çizgiyi temsil ettikleri için, şehir mimarisinde yapılacak en küçük değişikliğin bir sorumluluk doğuracağının farkında olduklarına inanıyorum. Burada bir örnek verecek olursak; Yahya Kemal, İstanbul'un şairi olarak, “İltizam olunursa (gerekli görülürse) Boğaziçi altından tünel geçer, inşallah köprü geçmez, temenni etmem” diyordu.

Alt-üst geçit yaparak başta trafik sorununu çözme ve sonrasında şehre modern görünüm kazandırma çabasında olan iki eski belediye başkanının şehre bıraktıkları “geçitler mirası”nı konunun hangi kalem ve kelam erbabına sorsanız beğenmeyecektir.

Sözü bir kez daha Yahya Kemal’e bırakalım: “Çok geniş salonlarda bina edilmiş, geniş caddelerle çevrilmiş, mamuriyetin son derecesine numune olan son asrın şehirlerinde hendesenin yeknesaklığı, hiç şaşmayan düzlük, her tarafın birbirine benzeyişi, ruhu ne kadar sıkar: Tarih yok, manevi hava yok, yalnız hendesenin baskısı vardır.”
Evleriyle ünlü olan yerleşim bölgeleri içinde neden sadece Cumalıkızık, Safranbolu ve Kastamonu kaldı? Konya’nın son yüzyılında Selçuklu-Osmanlı geleneğini bütün güzelliğiyle yansıtan evlerden kaç tane kaldığını düşünün bir, bu şehirde geleneksel mimarinin ne kadarıyla kaldığını anlarsınız.

Belediye Başkanları’nın doğru düşünmek ve istişare edebilmek için okumaya bizden daha çok zaman ayırmaları gerekiyor. Yüklendikleri misyon ve sorumluluk gereği, bu topraklardaki taşı toprağı kaldırmak, hatta sokakları süpürmek için bile doğudan-batıdan, başta şehir hayatı ve düzeni ile ilgili olmak üzere entelektüel donanımlarını artıracak eserlerden bir okuma listesi edinmeleri elzemdir.

On haftadır Memleket Söyleşileri’ne misafir olan yöneticilere ne okuduklarını sorduğumuzda farklı, ama çok da tatmin etmeyen cevaplar aldık. Bu şehirde belediye başkanlığı yapmış bir aydın olarak neden sadece Muhlis Koner olsun. Valisinden belediye başkanına, en çok yöneticilerimizin okumaya ihtiyaçları olduğu görünüyor. Mesnevi şerhine sahip Muhlis Koner’den sonra da yeni çalışmalarla fikir dünyamıza katkıda bulunacak yeni reisler bekliyoruz.

***
Gazetemizin dünkü nüshasındaki Memleket Söyleşileri’nde Meram Belediye Başkanı Refik Tuzcuoğlu ile yaptığımız söyleşi yer aldı. Tarih, siyaset, edebiyat, tasavvuf konulu kitaplarla okumaya zaman bulan Başkan’ı tebrik ediyoruz. Başkan’ın kurduğu cümleler dikkatimizi çekti: “İslam ve Batı medeniyetlerinin analizi, geçmişte ve bugün insanlığa ne sundukları veya ne sunacakları da üzerinde düşündüğüm başlıklar arasında.
Gelenek ise, bugünün ve geleceğin kurgulanmasında çok önemli çıkış noktalarından biridir”
bu tür cümlelerden Başkan'ın düşünce dünyasında gelenek tasavvuruna ait oturmuş değerlendirmeler olduğunu gördüm.
“Burada bizim dünyaya söyleyeceğimiz bir şey var mı?” sorusuna “Var elbette. Ancak bizde de zihin karışıklığı var” şeklinde verdiği cevaptan modern insanın hastalığını doğru teşhis ettiğini anlıyoruz.
Geleceğin şehir açısından çok iyi okunması gerektiğini söylüyor. Ulaşımın bugünün ve tüm zamanların önemli sorunlarının başında geldiğini söylemesi, Başkan’ın son zamanlarda çarşıda pazarda vatandaşın derdini daha çok dinlediğini gösteriyor. “Sorunların çözümü için çalışıyor ve şehir planlarını değiştirerek yeni yollar kazandırıyoruz” diyor. “Gelecekte açtığımız yollarla anılmak isterim” diyor. “Planlarda radikal değişiklikler yapıyoruz” diyerek radikal tarafına vurgu yapıyor.
Ben söyleşiden, başkanın heyecanından bir şey kaybetmediğini anladım. Planlı okumalar yaptığını ve gece gündüz Meram’ı-Meramlılar’ı düşündüğünü söyleşinin satır aralarından çıkardım.
Gelecek günlerde Meram ve Meramlılar için yeni haberler, yeni müjdeler almayı ümid ederiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.