Şart ile şerit

Şart kalın, sert, kısa, kesin sesiyle bizi kendine boyun eğmeye çağırır ve çoğu kez biz de ona boyun eğeriz. Herhangi bir ilişkinin içinde karşımıza bir şart çıktığında özgürlüğümüzün kısıtlandığını, hareket yeteneğimizin sınırlandığını duyumsarız. Aslında varlık alanında daha baştan ve kendiliğinden koşulmuş birtakım şartlar zaten vardır ama biz o şartları tanrısal ya da doğal gerçeklikler olarak görmeye ve sonuçlarına katlanmaya hazırızdır.

Böylesi şartlar, coğrafya gibi, iklim gibi, cinsiyetimiz gibi verili ve olağandır sanki. Hayatımız onlara uyum sağlamak, onları değerlendirmek, onlardan en verimli biçimde yararlanmakla geçer. Gerçi bütün insanların şartlara aynı ilgiyle, dikkatle, duyarlıkla baktığını söyleyemeyiz ama herkesin, ister istemez o şartlar çerçevesinde yaşadığını söyleyebiliriz.

Bu noktada, insanların verili şartları 'tanrısal' bulmasıyla 'doğal' bulması arasında, elbette Tanrı ve doğa anlayışına da bağlı olarak, önemli ayrımlar olacağını ve bunun da farklı sonuçlar ortaya çıkaracağını hatırlamalıyız. Dağları kıvrım kıvrım yollar açarak aşanlarla tünelle delip geçerek aşanların bakışları aynı nitelikte değildir. İlki, doğal şartlara saygı duyup uyum sağlamayı gözetirken, ikincisi aynı şartlara meydan okumayı ve onları zorla değiştirmeyi amaçlamaktadır.

Bilim, teknoloji ve uygarlık tarihini değerlendirirken, bu uyumcu tutumla meydan okuyucu tutumun farklarını seçmek, artılarını ve eksilerini tartmak, modern zamanların ortaya çıkardığı yeni bir şart durumundadır. Bu yeni şartı hesaba katmanın ülkemiz şartlarında gereksiz olduğunu düşünmek 'az gelişmişlik' şartını benimsediğimizin acıklı bir göstergesi olabilir ancak.

Dışımızdaki şartlara içimizin şartlarından hareket ederek karşılık vermeye; nesnel ve öznel koşullar arasında bir denge, bir koşutluk kurmaya çalışırız. Böylece hayatımız koşmalar, koşulmalar, koşullamalar, koşullandırmalar ve koşuşturmalar arasında geçip gider.

Dışarıdan bakanlara herhangi bir canlılık belirtisi, hareket havası, heyecan dalgası iletmeyen kişilerin veya toplumların içlerinde bile, ola ki hızlı bir koşturmaca yaşanmaktadır. Şartlar oluşunca, olgunlaşınca; etkisiz sanılan, durağan sayılan o kişilerin ve toplumların parladığı, patladığı ve eski şartları zorlayacak, geçersizleştirecek güce ulaştığı görülür. Böylece şartlara hâkim olduklarını sananlar, yeni şeritler bağlamak, eskisinden farklı şeritler çizmek zorunda kalırlar.

Meğer şart ile şerit aynı kökten geliyormuş. Şartın ilk anlamı, derideki yarıkmış; bu durumda şerit de deriyi dilim dilim ederek elde edilen bir bağ olmalı. Şartları belirleme, koşulları koşma gücüne sahip olanlar, şeritleri çizme yetkisine de sahip oluyorlar. Ancak, kendi koştukları şartları çiğnemekten, kendi çizdikleri şeritleri ihlâl etmekten çekinmeyenler, insanlık şartından uzaklaştıkları gibi; dış şartlardan yararlanmak uğruna iç şartlarını feda edenler de meşrutiyete erseler bile meşruiyetten uzaklaşıyorlar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.