Psikolojik Danışman Ali Şeker

Psikolojik Danışman Ali Şeker

Psikotik Bozukluklar: Delüzyonel Bozukluk – Gerçekliğin Tek Bir İnanca Sıkıştığı Anlar

Bir insan düşünün… Günlük hayatını sürdürüyor. Konuşuyor, alışveriş yapıyor, insanlarla temas kuruyor. Dışarıdan bakıldığında her şey büyük ölçüde yerli yerinde gibi görünüyor.

Ama zihninin içinde, değişmeyen bir inanç var. Öyle bir inanç ki; ne söylenirse söylensin, ne kadar kanıt sunulursa sunulsun kolay kolay sarsılmıyor.

İşte delüzyonel bozukluk tam da bu noktada karşımıza çıkar.

Delüzyonel bozukluk, kişinin gerçek dışı olduğu halde güçlü ve ısrarcı bir şekilde inandığı sabit düşüncelerle (sanrılarla) seyreden bir psikotik bozukluktur. Bu inançlar çoğu zaman sistemlidir, kişinin yaşamını belirli bir çerçevede şekillendirebilir ve dış gerçeklikle uyumsuz olmasına rağmen kişi için son derece “gerçek” bir deneyimdir.

Önemli bir nokta şudur: Bu bireyler çoğu zaman günlük işlevselliklerini tamamen kaybetmezler. Yani çalışabilir, konuşabilir, sosyal ilişkilerini sürdürebilirler. Ancak zihnin içinde belirli bir alan, gerçeklikten farklı bir şekilde işlemeye devam eder.

Ve bu sanrılar farklı temalarda ortaya çıkabilir.

Bazı kişilerde erotomanik tip görülür. Bu durumda kişi, çoğu zaman kendisine yüksek statülü ya da tanınan bir kişinin aşık olduğuna inanabilir. Karşı taraftan gelen sıradan bir bakış ya da davranış bile özel bir mesaj olarak yorumlanabilir.

Büyüklenmeci tipte ise kişi kendisini olağanüstü yeteneklere, güce ya da özel bir misyona sahip biri olarak algılayabilir. Bu inanç, kişinin kendilik algısını gerçekliğin çok üzerinde bir noktaya taşıyabilir.

Kıskançlık tipinde, partnerin sadakatsiz olduğuna dair güçlü ve sarsılmaz bir inanç vardır. Somut bir kanıt olmasa bile bu düşünce devam eder ve ilişkiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir.

Somatik tipte kişi, bedeninde ciddi bir hastalık ya da fiziksel bir sorun olduğuna inanabilir. Tıbbi değerlendirmeler normal olsa bile bu inanç kolay kolay değişmez ve kişi sık sık sağlıkla ilgili başvurularda bulunabilir.

Karışık tipte ise tek bir tema yerine birden fazla sanrı içeriği bir arada görülebilir.

Peki bu tablo ne zaman dikkat çekici hale gelir?

Burada en önemli nokta, kişinin inancının dış gerçeklikten bağımsız olarak ısrarla sürmesidir. Çevre çoğu zaman bu durumu “yanlış anlama”, “fazla düşünme” ya da “takıntı” olarak yorumlayabilir. Ancak delüzyonel bozuklukta mesele basit bir düşünce hatası değil, gerçeklik değerlendirmesindeki klinik bir farklılıktır.

Bu nedenle en kritik hata, bu inançlarla tartışmaya girmektir. Çünkü bu çoğu zaman kişiyi ikna etmek yerine daha fazla direnç yaratır.

İlk ve en doğru adım profesyonel değerlendirmedir. Psikiyatri uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ile durumun niteliği anlaşılır ve uygun tedavi planı oluşturulur. Tedavi sürecinde genellikle ilaç tedavisi ve psikososyal destek birlikte yürütülür. Amaç, kişinin yaşamını yeniden gerçeklik zeminine daha sağlıklı bir şekilde oturtabilmektir.

Toplumda bu tür durumlar çoğu zaman yanlış anlaşılır ve damgalanma riski taşır. Oysa burada söz konusu olan şey “garip bir düşünce” değil, klinik bir durumdur.

Delüzyonel bozukluk yaşayan bir birey “gerçek dışı yaşayan” biri değildir. Sadece gerçekliği belirli bir noktadan ve sabit bir inanç üzerinden yorumlayan bir zihinsel yapıya sahiptir.

Ve çoğu zaman en önemli gerçek şudur:
Bir inancı değiştirmeye çalışmak değil… o inancın nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmak iyileşmenin kapısını aralar.

Çünkü bazen insan zihni gerçeği kaybetmez…
sadece onu tek bir ihtimale kilitler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.