SMMM Çağrı Ünsal
Konya'nın Görünmeyen Ekonomisi: Küçük İşletmeler
Konya'da ekonomi denildiğinde aklımıza genellikle büyük fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, ihracat rakamları ve yeni yatırımlar geliyor. Bunlar elbette önemli. Ama ekonominin bir de her gün önünden geçtiğimiz, çoğu zaman fark etmediğimiz başka bir tarafı var. Sabah dükkânını açan esnaf, birkaç kişiyle üretim yapan küçük atölye, yıllardır aynı yerde ayakta kalmaya çalışan aile işletmesi…
Ben bu yazıda biraz onlara bakmak istiyorum. Kaç işletmemiz olduğunu sıralamaktan çok, bu işletmelerin ne durumda olduğunu anlamaya çalışacağım. Çünkü bir şehrin ekonomisinin büyümesiyle o şehirdeki küçük işletmelerin büyümesi her zaman aynı şey değil.
Konya büyüyor. Peki Konya'nın küçük işletmeleri de büyüyor mu?
Ekonominin büyük kısmı aslında küçüklerden oluşuyor.
Önce Türkiye'nin genel fotoğrafına bakalım. TÜİK'in 2024 yılı verilerine göre sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yaklaşık 3 milyon 928 bin girişim KOBİ sınıfında yer alıyor. Daha çarpıcı olanı ise şu:
Türkiye'deki girişimlerin %99,6'sını KOBİ'ler oluşturuyor.
Yani her 100 işletmenin neredeyse tamamı küçük veya orta büyüklükteki işletmelerden oluşuyor. Üstelik mesele yalnızca işletme sayısı da değil. KOBİ'ler Türkiye'deki istihdamın %68,5'ini sağlıyor. Toplam cironun %44,1'i, üretim değerinin %39,8'i ve oluşturulan katma değerin %41,2'si yine bu işletmelerden geliyor.
Dolayısıyla küçük işletmeler ekonominin kenarında duran küçük bir grup değil. Tam tersine ekonominin geniş tabanını oluşturuyor. Fakat Konya'ya geldiğimizde dikkat çekici başka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Konya'da 71 bin 903 kayıtlı esnaf.
Konya Ticaret Odası tarafından yayımlanan ve SGK verilerine dayanan istihdam bültenine göre Eylül 2025 itibarıyla Konya'da kendi hesabına çalışan kayıtlı esnaf sayısı 71 bin 903. Bu rakamla Konya, Türkiye'de altıncı sırada. İlk bakışta oldukça güçlü bir tablo. Ama rakamın bir yıl öncesine baktığımızda başka bir şey görüyoruz.
Eylül 2024'te sayı 76 bin 112 idi.
Bir yıl sonra 71 bin 903'e geriledi.
Yani bir yıl içerisinde kayıtlı esnaf sayısında 4 bin 209 kişilik azalma var.
Oransal düşüş yaklaşık %5,5.
Elbette tek bir yıllık değişime bakarak “Konya'da küçük işletmeler kötü durumda” demek doğru olmaz. Böyle bir sonuca ulaşmak için daha uzun dönemli verilere ihtiyaç var. Ama 4 bin 209 kişilik azalma da görmezden gelinecek bir rakam değil. Çünkü istatistikte gördüğümüz her sayı gerçek hayatta başka bir hikâyeye karşılık geliyor.
Kapanan bir dükkân olabilir.
İşini bırakan bir esnaf olabilir.
Bağ-Kur kaydından çıkan biri olabilir.
Yıllardır sürdürdüğü işi artık devam ettiremeyen bir aile olabilir. Dolayısıyla rakama biraz da böyle bakmak gerekiyor.
Çok işletmemiz var, peki kaçı büyüyor?
Bence asıl konuşmamız gereken mesele burada başlıyor. Bir şehirde çok sayıda küçük işletmenin bulunması elbette değerli. Fakat ekonomik gelişme açısından daha önemli bir soru var: Bu işletmelerin kaçı zaman içerisinde büyüyebiliyor?
Bir kişiyle başlayan işletme birkaç yıl sonra beş kişiye çıkabiliyor mu?
Küçük bir atölye zamanla fabrikaya dönüşebiliyor mu?
Bir dükkân ikinci şubesini açabiliyor mu?
Aile işletmesi profesyonel bir yönetime geçebiliyor mu?
Yerel pazara satış yapan işletme Türkiye'ye, ardından yurt dışına satış yapabiliyor mu?
Bana göre gerçek büyüme biraz da burada başlıyor.
Çünkü sürekli küçük işletme kurmak başka şey, kurduğumuz küçük işletmeleri büyütebilmek başka şey.
Sorun sadece para olmayabilir
Küçük işletmelerle konuştuğunuzda sorunların başında doğal olarak finansman geliyor.
Kredi pahalı.
Kira yüksek.
Personel maliyetleri artıyor.
Hammadde pahalı.
Vergiler ve diğer yükümlülükler var.
Bunların hiçbirini küçümsemek mümkün değil.
Fakat küçük işletmenin bütün problemini yalnızca paraya bağlarsak meselenin önemli bir bölümünü kaçırırız. Konya üzerine yapılmış akademik araştırmalar da bunu gösteriyor.
Konya Organize Sanayi Bölgesi'ndeki KOBİ'lerin kurumsallaşma düzeyini inceleyen bir araştırmada işletmelerin kurumsallaşma sürecinde henüz gelişme alanlarının bulunduğu görülüyor.
Daha yakın tarihli başka bir araştırmada ise Konya'daki un sanayi işletmelerinde 404 çalışan üzerinden kurumsallaşma ile firma performansı arasındaki ilişki incelenmiş.
Sonuç oldukça açık:
Kurumsallaşmanın firma performansı üzerinde olumlu ve anlamlı etkisi bulunuyor.
Yani mesele yalnızca daha fazla sermaye bulmak değil.
İşletmenin nasıl yönetildiği de en az sermaye kadar önemli.
İşletmenin kasası ile patronun cebi aynı olmamalı
Burada sahada çok sık gördüğümüz başka bir meseleye geliyoruz.
Küçük işletmelerde işletmenin parası ile işletme sahibinin kişisel parası çoğu zaman birbirine karışıyor.
Kasaya para girdiğinde kâr edildiği düşünülüyor.
Bankada para varsa işletmenin iyi durumda olduğu kabul ediliyor.
Satış arttığında işletmenin büyüdüğü düşünülüyor.
Oysa bunların hiçbiri tek başına doğru değil.
Bir işletmenin cirosu artabilir ama kârı düşebilir.
Kârı artabilir ama nakit sıkıntısı yaşayabilir.
Satışları artabilir ama alacaklarını tahsil edemediği için borçlanmak zorunda kalabilir.
Hatta işletme her yıl daha fazla satış yaparken sermayesini yavaş yavaş kaybedebilir.
Bu yüzden küçük işletmenin sadece satış yapmayı değil, rakamlarını okumayı da öğrenmesi gerekiyor.
Ay sonunda ne kadar satış yaptığımız kadar şu soruyu da sormalıyız:
Bu satıştan bana gerçekten ne kaldı?
Muhasebeye bakışımız da değişmeli
Burada biz mali müşavirlere de iş düşüyor.
Muhasebeyi yalnızca vergi hesaplanan, beyannamelerin gönderildiği ve resmi yükümlülüklerin yerine getirildiği bir alan olarak görmemek gerekiyor.
Çünkü elimizde aslında işletmenin bütün hikâyesi var.
Satışları alışları biliyoruz.
Stokları biliyoruz.
Borçları alacakları biliyoruz.
Personel giderlerini biliyoruz.
Finansman giderlerini biliyoruz.
Bunların hepsini yalnızca geçmişi kaydetmek için değil, geleceği görmek için de kullanabiliriz.
Küçük işletme sahibinin ay sonunda önüne sadece “ödenecek vergi” rakamını koymak yerine başka rakamları da koyabilmeliyiz.
Ne kadar sattın?
Ne kadar kazandın?
Hangi giderin arttı?
Borçların ne durumda?
Alacaklarını ne kadar sürede tahsil ediyorsun?
Stokların ne kadar sürede satılıyor?
Bu şekilde bakıldığında muhasebe bir zorunluluk olmaktan çıkıp işletmenin yönetim aracına dönüşür.
Bir başka sorun: Her şeyi kendimiz yapmaya çalışıyoruz
Konya'daki KOBİ'ler üzerine yapılan akademik çalışmaların dikkat çektiği başka noktalar da var.
Örneğin Konya'daki işletmeler üzerinde yapılan girişim sermayesi araştırmasında, işletmelerin alternatif finansman yöntemleri hakkındaki bilgi düzeyi yükseldikçe bu yöntemleri kullanma eğilimlerinin de arttığı görülüyor. Araştırmada dikkat çekilen başka bir konu ise aile işletmelerinde kontrolü kaybetme endişesi. Bu aslında bize yabancı bir durum değil.
İşletmeyi kuruyoruz.
Üretimi kendimiz takip ediyoruz.
Satışı kendimiz yapıyoruz.
Personeli kendimiz yönetiyoruz.
Parayı kendimiz yönetiyoruz.
Bazen çocuklarımızı işletmeye dahil ediyoruz.
Ama yetki vermekte zorlanıyoruz.
Profesyonel yönetici almak istemiyoruz.
Ortak almak istemiyoruz.
Dışarıdan sermaye almak istemiyoruz.
Sonunda işletme büyüdükçe işletmenin sahibi işletmeyi yönetmek yerine işletmenin içinde boğulmaya başlıyor. Belki de bazı işletmelerimizin belirli bir büyüklüğün üzerine çıkamamasının nedenlerinden biri burada aranmalı.
Üretmek yetmiyor
Konya'nın üretim kültürü güçlü.
Bunu tartışmaya gerek yok.
Fakat günümüz ekonomisinde iyi ürün üretmek tek başına yeterli değil.
Ürettiğini pazarlamak gerekiyor.
Markalaşmak gerekiyor.
Dijitalleşmek gerekiyor.
Yeni pazarlara ulaşmak gerekiyor.
Teknolojiye yatırım yapmak gerekiyor.
Konya Organize Sanayi Bölgesi'ndeki KOBİ'ler üzerinde yapılan bir araştırmada da yöneticilik becerilerinin işletmelerin yenilikçilik performansı üzerinde anlamlı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmış. Bu sonuç aslında basit ama önemli bir şeyi söylüyor. İşletmenin geleceğini sadece makine parkı belirlemiyor. O makineleri yöneten akıl da belirliyor. Dolayısıyla Konya'nın küçük işletmelerini büyütmek istiyorsak yalnızca “daha fazla kredi verelim” demek yeterli olmayabilir.
Finansman gerekli.
Ama yanında finansal yönetim, kurumsallaşma, teknoloji, pazarlama, eğitim ve profesyonel yönetim de gerekiyor.
Belki yanlış soruyu soruyoruz
Konya ekonomisi konuşulurken genellikle “Kaç yeni işletme açıldı?” diye soruyoruz.
Belki yerine; Açılan işletmelerin kaçı beş yıl sonra hâlâ faaliyet gösteriyor?
Kaçı çalışan sayısını artırdı?
Kaçı sermayesini büyüttü?
Kaçı ikinci şubesini açtı?
Kaçı ihracata başladı?
Kaçı markalaştı?
Kaçı sahibinden bağımsız çalışabilecek bir sisteme kavuştu?
Çünkü ekonomik başarı yalnızca işletme açmak değildir.
İşletmeyi yaşatmak ve büyütebilmektir.
Görünmeyen ekonomi tam olarak burada
Konya'nın büyük sanayi kuruluşlarıyla gurur duymalıyız.
İhracatımız arttığında sevinmeliyiz.
Yeni fabrikalar açıldığında desteklemeliyiz.
Ama ekonomiyi yalnızca büyük şirketlerden ibaret görmemeliyiz.
Çünkü şehrin başka bir ekonomisi daha var.
Sabah kepengini açan berberde…
Sanayide çalışan tamircide…
Üç makineyle üretim yapan atölyede…
Mahalledeki markette…
Beş kişinin çalıştığı aile şirketinde…
Yıllardır aynı dükkânda ticaret yapan esnafta…
Konya'nın görünmeyen ekonomisi biraz da burada yaşıyor.
Ve belki bundan sonra Konya ekonomisini konuşurken yalnızca “Şehrimiz ne kadar büyüdü?” diye sormamalıyız.
Bir soru daha sormalıyız:
Bu büyümeden küçük işletmeler ne kadar pay aldı?
Çünkü bir şehrin gerçek ekonomik gücü yalnızca en büyük şirketlerinin ne kadar büyüdüğüyle ölçülmez. En küçük işletmelerinin ne kadar ayakta kalabildiği ve ne kadar büyüyebildiği de o şehrin ekonomik gücünün bir parçasıdır.
KAYNAKÇA
1. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
2. Konya Ticaret Odası (KTO)
3. Öğüt, Adem & Tarhan, Sedat (2022), “KOBİ'lerde Kurumsallaşmanın Firma Performansı Üzerindeki Etkisi”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2.
4. Saraç, Mehmet & Can, Ali Necmettin, “Türkiye'de Girişim Sermayesi ve KOBİ'lerde Uygulanabilirliği: Konya İlinde Bir Uygulama.”
5. TÜİK Veri Portalı
6. DergiPark
7. SGK Kaynakları