Durali Göğüş

Durali Göğüş

Sınırsızlığın Sonu Realitedir

Hepimiz bir evrenin içinde yaşıyoruz. Uzay, zaman, madde ve enerji; kısacası var olan her şey, büyük bir bütünün parçasıdır. Kâinat, cihan ya da kozmos olarak adlandırdığımız evren; yıldızları, gezegenleri, galaksileri ve uzayın derinliklerindeki her şeyi içine alan büyük bir sistemdir. Bilinen bütün fiziksel varlıkların oluşturduğu bu muazzam düzen, kendi içinde bir uyum ve denge barındırır.

Peki, neden yazımıza evrenin tanımıyla başladık?

Çünkü insan da bu büyük düzenin bir parçasıdır. İnsan, yaratılmış varlıklar içerisinde akıl ve düşünme yeteneğiyle öne çıkar. Akıl sayesinde olayları analiz eder, geleceğini planlar, soyut kavramlar üretir ve iradesini ortaya koyar. Bu yetenekler, insanın doğayı dönüştürmesine, medeniyetler kurmasına ve geleceğini şekillendirmesine imkân verir.

İnsanı insan yapan temel değerler ise yalnızca akıldan ibaret değildir. Vicdan, empati, merhamet, adalet ve sorumluluk bilinci de insan olmanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu değerler insana ahlaki bir duruş kazandırır; başkasının acısını anlayabilmesini ve toplum içinde huzur, dayanışma ve kardeşlik içerisinde yaşayabilmesini sağlar.

İnsanlık; huzurun, barışın, adaletin ve kardeşliğin hâkim olduğu bir dünya düzenini kurabilecek imkâna sahipken, ne yazık ki bunun tam tersine tanıklık ediyoruz.

Siyonist ve küreselci egemen güçlerin politikaları, hırsları ve uyguladığı şiddet; yalnızca belli bir coğrafyada yaşayan insanları değil, bütün insanlığın vicdanını yaralayan bir noktaya ulaşmış durumda.

Sınırsızlaşan Güç (Siyonizm)

İşte tam bu noktada insanoğlu, insan olmanın sınırlarını aşan güçlere karşı sınır çizememenin bedelini ödüyor.

Bugün dünyanın önemli bir bölümü, gücün sınır tanımadığı Siyonist caniler düzenin baskısı altında yaşıyor. Özellikle Filistin ve Gazze'de yaşananlar, insanlığın vicdanını derinden sarsıyor. Sivillerin hayatını kaybettiği, çocukların öldüğü ve insanların temel yaşam haklarından mahrum bırakıldığı bir ortamda, insanlığın ortak değerleri ciddi bir sınavdan geçiyor.

Siyonizm adına hareket eden İsrail yönetiminin Filistinlilere yönelik politikaları, uzun yıllardır uluslararası kamuoyunun gündeminde. Gazze'de yaşanan ağır insani dram ise bu sorunu artık yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıkarıp insanlığın ortak vicdan meselesi hâline getirmiştir.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Gücün sınırı nerede başlayıp nerede bitmektedir?

Hiçbir devlet, hiçbir siyasi hareket ve hiçbir güç odağı kendisini insanlığın üzerinde göremez. Hiçbir toplumun başka bir toplumu bütünüyle değersizleştirme hakkı yoktur. İnsanlık tarihi bize defalarca göstermiştir ki sınırsız güç, er ya da geç kendi sınırına ulaşır.

Gazze’nin İnsanlığa Hatırlattığı

Gazze soykırımı , yalnızca Filistinlilerin değil, insanlığın sınırlarını da yeniden tartışmaya açmıştır.

Gazzeli Müslümanların direnişi, dünyanın dikkatini Filistin meselesine yeniden çevirmiştir. Burada mesele yalnızca siyasi bir mücadeleden ibaret değildir. Aynı zamanda adalet, insan hakları, vicdan ve uluslararası hukukun ne kadar geçerli olduğu sorusudur.

Bugün milyonlarca insanın zihninde aynı soru dolaşıyor:

İnsanlık, zulmün karşısında daha ne kadar sessiz kalabilir?

Türkiye'nin tarihsel, siyasi ve kültürel birikimi de bu noktada önem kazanmaktadır. Türkiye, yalnızca kendi sınırlarından ibaret olmayan bir tarih ve medeniyet hafızasına sahiptir. Orta Doğu'dan Balkanlar'a, Kafkasya'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye'ye yönelik beklentiler bulunmaktadır.

Bu nedenle Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutumu, yalnızca günlük siyasetin konusu olarak görülmemelidir.

Türkiye’nin Sorumluluğu

Türkiye'nin "Türkiye Türkiye'den büyüktür" anlayışı, yalnızca bir siyasi slogan olarak değil, tarihsel ve stratejik bir perspektif olarak ele alınmalıdır.

Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel aktör olmanın ötesinde, oyun kurucu bir ülke olma sorumluluğunu da gündeme getirmektedir.

İslam dünyasının ortak meseleleri karşısında Türkiye'nin diplomatik gücü, ekonomik kapasitesi ve tarihsel tecrübesi önemli bir avantajdır. Ancak bu avantajın kalıcı bir etkiye dönüşebilmesi için güçlü diplomasi, akılcı strateji ve bölgesel iş birliği gerekmektedir.

Siyonist çete başını panikleten "Mekke İttifakı" olarak ifade edilen yeni iş birliği arayışları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Orta Doğu'nun geleceğinin yalnızca dış güçlerin kararlarıyla şekillenmemesi, bölge ülkelerinin kendi iradelerini daha güçlü biçimde ortaya koyabilmesi önemlidir.

Kudüs’ün Ötesinde Bir Mesele

Kudüs, Müslümanlar için yalnızca tarihî bir şehir değildir. Mescid-i Aksa, İslam dünyasının ilk kıblesi olması bakımından derin bir anlam taşır.

Müslümanların Kudüs'ün özgürleşmesi ve Mescid-i Aksa'da huzur içerisinde ibadet edebilme arzusu, yüzyıllardır devam eden bir özlemdir.

Çünkü adil bir dünya mümkündür.

Bu söz, boşuna söylenmiş bir temenni değildir. İnsanlık tarihi, en güçlü görünen sistemlerin dahi değişebildiğini göstermiştir. Zulmün, baskının ve sınırsız gücün sonsuza kadar devam edeceğini düşünmek, tarihin gerçekliğini inkâr etmektir.

Sınırsızlığın Sonu

Her gücün bir sınırı vardır.

Her siyasi projenin, her devletin ve her iktidarın ulaşabileceği bir son nokta bulunur. Sınır tanımayan güç, bir süre sonra kendi yarattığı sorunların altında kalmaya başlar.

Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey yeni bir çatışma düzeni değil; adaletin, hukukun ve vicdanın egemen olduğu yeni bir dünya anlayışıdır.

Gazze'nin çocukları, Kudüs'ün tarihi ve dünyanın dört bir yanındaki mazlumların feryadı bize aynı gerçeği hatırlatıyor:

İnsanlık, sınırsız güce karşı sınır koymak zorundadır.

Çünkü sınırı olmayan güç, er ya da geç kendi sınırına ulaşır.

Ve belki de tarihin en büyük gerçeği şudur:

Hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmez.

Sınırsızlığın da bir sonu vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.