Rümeysa Ayten Yıldız

Rümeysa Ayten Yıldız

MODERN KUDÜS SEHAYATNAMESİ-I

Carpe Diem

Kudüs’e vuslatımda beni etkileyen sayısız anlarım oldu. Hangi kapıyı aralasam, hangi Filistinli ile konuşsam beni kendi insanlığımdan utandıracak neşeleri, vakarları, cömertlikleri ve en önemlisi ise teslimiyetleri ile hayrete düştüm.Neden mi böyle düşünüyorum. Çünkü modern insanın dilinden hiç düşürmediği o meşhur sözün hayata bilfiil geçmiş halini orda gördüm. “ Anda kal. Anı yaşa.”

Bu cümle, parlak kapaklı kitapların arasında güzel duruyor ama hayata temas ettiği yerde çoğu zaman anlamını yitiriyor. Çünkü biz anı yaşamıyoru. Ya geçmişin küllerini eşeliyoruz ya da geleceğin henüz yazılmamış senaryolarında kayboluyoruz. Mutluluğu hep bir şart cümlesine bağlıyoruz. “Şu olursa”, “bunu halledersem”, “biraz daha zaman geçsin”… Zaman geçiyor, biz geçemiyoruz.

Kudüs’te zaman böyle işlemiyor.Orada hayat, ertelenmeye pek müsait değil. Çünkü ertelenirse, bir daha gelip gelmeyeceği belli değil. Bu yüzden insanlar bugünü, yarınlardan ödünç almadan yaşamayı öğrenmiş.

Kudüs’te tanıştığımız Muhammed ağabey, bir yazılım mühendisi. Ekranların başında, steril ofislerde, güvenli bir hayat kurabilecek biri ama o, eski şehrin içinde küçük bir dükkân işletiyor. Ağır vergiler, yüksek kiralar, belirsizlik… Bunların hiçbiri onu kararından vazgeçirmemiş. “Gencim,” dedi, “yapabilecek durumdayım. Fırsat varken yaptım.”Cümlesinde gelecek zaman yoktu.

Şart kipi yoktu.Sadece şimdi vardı.

Kudüs’te insanlar, zorlukların gölgesinde dükkân açıyor, evleniyor, çocuk büyütüyor. Hayat, üzerine düşen bunca ağırlığa rağmen yürümeye devam ediyor. Türkiye’ye döndükten sonra Gazze’den gelen bir aileyi ziyaret etme fırsatım oldu. Anne ve küçük oğlu buradaydı; baba ve kız Gazze’de kalmıştı. O günlerde Gazze’de kızının düğünü olmuş. Anne, Türkiye’de evinde küçük bir kutlama yapmış.Bizim aklımıza ilk gelen soru şu oluyor:”Bu şartlarda nasıl sevinilir?”Oysa onlar başka bir soru soruyor:

“Hayat varken nasıl sevinilmez?”

Bu, acıyı inkâr etmek değil.Bu, acıya teslim olmamak.

Orada tevekkül, süslü bir kavram değil; gündelik hayatın sessiz bir refleksi. Rezzak sıfatına iman, duvarda asılı bir levha değil; dükkân kirasını öderken, çocuğun rızkını düşünürken, yarına uyanırken hissedilen bir güven. Rızık kaygısı var ama rızkın sahibine dair şüphe yok.

Kudüs’te insanlar ne zaman ağlanacaksa ağlıyor, ne zaman gülünecekse gülüyor. Duygular bastırılmıyor, ertelenmiyor, biriktirilmiyor. Çünkü orada herkes biliyor: Hayat, sürekli bekleme salonunda geçirilen bir şey değil.

Gerçekten “anı yaşamak” dediğimiz şey; her şey yolundayken yapılan bir lüks değil aksine her sokak başı aniden beliren eli silahlı askerlerle, ağır vergilerle, kontrolün sizde olmadığı bir hayatta öğrenilen bir bilgelik.

Kudüs bana şunu öğretti:

Zaman, her yerde aynı hızda akmıyor. Bazı şehirlerde saatler çalışıyor, bazı şehirlerde ise insan kalbi. Ve bazı yerlerde, anı yaşamak bir tercih değil; hayatta kalmanın en insani yolu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.