SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA

Geçen hafta Karatay Üniversitemizde iki gün süren bir spor zirvesi düzenledik.

Önemli isimleri ağırladığımız zirvenin katılımcılarından birisi de son Avrupa Güreş Şampiyonası’nda 13. kez şampiyon olarak bu alanda rekor kıran grekoromen güreşçimiz Rıza Kayaalp’ti.

Erdoğan Arıkan’ın yönettiği oturumda Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda Rıza ile ilgili yaşadığımız bir olay aklıma geldi ve katılımcılara anlattım.

Bu hafta sizlerle de paylaşmak istiyorum. Cimnastik salonunda Ferhat Arıcan ile tarihimizin ilk madalyasına ulaşmanın sevincini yaşıyoruz. Bir yandan da Rıza Kayaalp’in bronz madalya maçı yaklaştığı için, güreş salonu bulunduğumuz bölgeye uzak olduğundan 1 saat sonraki maça yetişebilmenin hesabını yapıyoruz.

whatsapp-image-2026-05-06-at-08-50-51-1.jpeg

Spor Genel Müdür Yardımcım Murat ağabey yanıma geldi. "Genel müdürüm bir şey söyleyeceğim" dedi. Dedi demesine de Murat Baba ‘bir şey söyleyeceğim’ dedi mi kesin bir aksaklık var demek olduğundan tedirgin bir şekilde "Abi hayırdır, bir şey mi oldu?" dedim.

Evet, olmuştu. Rıza mayosunu olimpiyat köyünde unutmuştu; eğer mayo maç saatine yetişmezse 96 kg'da güreşen Cenk İldem’in mayosunu giymek zorunda kalacak ve beden farklılığı ile hangi sıkıntılar yaşanacaktı kim bilir?

whatsapp-image-2026-05-06-at-08-50-51-2.jpeg

Hemen olimpiyat köyünde o gün nöbetçi bıraktığımız Daire Başkanı Necati arkadaşımızı aradım. Durumu anlatıp Rıza’nın odasına giderek mayosunu alıp kapıya gelmesini söyledim.

Cimnastik salonu köye yakın ama güreş salonu köye uzaktı. Salondan çıkıp tahsisli araç ile köye ulaşmak için hareket ettik. Bu arada arayarak kapının kilitli olduğunu ve açtıramadığını söyleyen Necati’ye "Kapıyı kır!" diye bağırdığımı ve Necati’nin itirazını hatırlıyorum.

Japonya gibi bir yerde bunu yapmak çok da doğru değildi ama söz konusu olan bir madalyaydı ve üstelik hedefimiz olan toplam madalya rekoruna doğru gidiyorduk.

Bir kez daha görevlileri bulamazsa kapıyı kırmasını talimat verirken “Merak etme kardeşim arkamızda devletimiz var sen yeter ki mayoyu bulup kapıya gel” dedim. Bize asır gibi gelen ama görece kısa bir sürede kapıda buluştuk.

whatsapp-image-2026-05-06-at-08-50-51.jpeg

Kat görevlilerine ulaşıp kapıyı açtırmış, mayoya ulaşmıştı. Yola çıktık çıkmasına ama zaman su gibi ilerliyordu. Japon şoförümüzün aracı kullandığı hızla mayoyu yetiştirmemiz mümkün görünmüyordu. Necati, şoförün çat pat anlayabildiği ingilizcesi ile durumu anlatmaya çalışıyor ama araç bir türlü hızlanmıyordu.

Türk milleti için durumun önemini, bir madalyanın bile bizim ülkemiz için çok değerli olduğunu anlatıyor ama şoför ya anlamıyor ya da anlamazdan geliyordu. Sonunda Necati bir şekilde ikna etmeyi başardı. Bu arada şehir içinden otobana çıkmıştık ve aracımız olabildiğince hızlanmıştı.

Güreş salonunun bulunduğu kompleksin kapısına vardığımızda bizi yeni bir maraton bekliyordu. Çünkü salon ana kapıya bir hayli uzak olduğundan girişten sonra hep birlikte koşmaya başladık. Bu koşturmacada nefesim nasıl tıkanmadı aklıma geldikçe hâlâ şaşarım ama tam 5 dakika kala mayoyu yetiştirmiştik.

Rıza Kayaalp maça çıktı ve çok rahat bir şekilde kazanıp bronz madalyanın sahibi oldu.

Olimpiyat sonunda Tokyo’da 13 madalya ile 1948 Londra Olimpiyatları’nda kazanılan 12 madalyalık rekorumuzu kırmış olduk. Kim bilir belki de mayoyu yetiştiremeseydik ve şampiyonumuz emanet mayo ile güreşseydi madalya kazanamayacak ve madalya rekorumuz için bir başka baharı bekleyecektik.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.