İşi ehline vermek!

Doktorlar niye hastanelerin idari işleriyle uğraşırlar?

Öğretmenler neden okulun bahçesiyle, duvarıyla, kaloriferiyle ilgilenirler?

Üniversiteleri niçin profesörler, doçentler idare eder?

Asıl ihtisas gördüğü işini yapmak yerine çalıştığı kurumu yönetmeyle meşgul olmak milli bir israf olduğu kadar, çözemediğimiz pek çok problemin de kaynağıdır. Şimdiye kadar böyle gelmiş olması bundan sonra da böyle gideceği anlamına gelmez; bir yanlış varsa düzeltilmelidir…

Okullarımızın, hastanelerimizin müdürlüğünü işletme-iktisat okumuş veya bu alanda yüksek lisans yapmış kişiler üstlenmelidir, mesela. Bir öğretmen (müdür veya yardımcıları), geç gelen öğrenciye ‘geç kâğıdı’, hastaneye gidecek öğretmene, ‘vizite kâğıdı’ yazmak ya da okulun akan damı için işçi bulmaya çabalamak zorunda olmamalıdır. Öğretmen öğrencisinin yanında; derste olmalıdır…

Teknik istisnaları mevzuumuzun dışında bırakarak, idareciliği ayrı bir meslek haline getirmemizin gerekliliğini anlatmaya çalışıyorum. İtiraz edenler olabilir; olsun, mesele itiraz edilmesi değil, ne ile itiraz edildiğidir. Hastanenin ihtiyaçlarını doktor olmayan anlamaz veya eğitim alanını eğitimciler bilebilir gibi ‘saçma’ bahaneleri baştan saymamamız gerektiği bilinmeli. Öyle ya, başbakanlık gibi olağanüstü bir görev için ne olmak gerekir?...

İş bilmek, illa o işi bilmek değil, işi deruhte etmektir…

Ne diye bir profesör derse girip öğrencilerine yıllar boyu edindiği bilgi ve tecrübelerini aktarmak yerine makam odalarında, protokol toplantılarında zaman kaybeder ki! Daha önemli işleri yok mu yani? Açılış kurdelesini kim keserse kessin, herkes kendi işini yapmalı değil mi?

Ziraat mühendisleri, ziraatla uğraşmak yerine mühendis kadrolu maaşlarıyla bürolarda vazife yaparsa tarımda nasıl ilerleyeceğiz. Veterinerler ofis-kırtasiye işleriyle ilgilenirken hayvancılıkta nasıl rekabet edeceğiz dünyayla…

Yazımıza ‘işi ehline vermek’ gerek başlığını atarken, herkesi bulunduğu yerden büngüldetip, ortalığı karıştırmak değil elbet yapmaya çalıştığımız. Zaman içerisinde yönetimi ayrı bir meslek haline getirmemiz gerektiği esas vurguladığımız. Okuduğu alan dışında bile olsa ‘yönetmeyi’ kendine iş seçen ve bu işi hakkıyla becerenleri profesyonel yönetici saymak gerektiğini ayrıca vurgulamaya lüzum yok sanırım.

İnsan yönetmek, para yönetmek, zaman yönetmek ayrı ayrı sanattır…

Gelelim bağlantılı ikinci konumuza…

Milletvekilliği de zannedildiği ve hep eleştirildiği gibi olmamalıdır. ‘Yolda görsek tanımayız’, ‘halkın içine hiç girmiyor’, ‘televizyonda şöyle bi konuşma yapıp şehrimizin sorunlarını dile getirmiyor’ gibi pek çok eleştiriyi hak etmezler aslında onlar…

Çünkü onları biz ‘yasama’ görevi için seçtik. Yani, kanun yapmaktır işleri. Evet, sadece kanun yapmak veya değiştirmek için seçmemize rağmen, onlardan akla hayale gelmedik sorunlara çözümler bekleriz.

Köylerde, kasabalarda kahveleri gezen, ‘sigara kâğıdı’na isimler yazan, güzel konuşmalar yapan ve köyün muhtarının yanında Köy Hizmetleri müdürünü arayıp iş siparişi veren sonra da kuzuları, su böreklerini deviren vekiller devri kapanmalı, kanundan-nizamdan anlayan, devlet aygıtını tanıyan ve işleyişte kendisine biçilen görevi bi hakkın yapan kişiler seçmeliyiz.

Aday adaylarının profillerini önümüzdeki uzun süreçte bu manada irdeleyip sizlerle paylaşacağız. Görüşmek dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum