Duygusal Eğitim / Kalp Eğitimi

İnsan duyguları olan bir varlıktır. Makina gibi açılıp kapanan ve her zaman aynı olaya aynı tepkiyi veren bir yönü de yoktur. Ama bu duygular bazen onun ayağına bir pranga olur ve onun cennet yolculuğuna set oluşturur.

Bu nedenle İslam; insanı bu duygularıyla baş başa bırakmaz. Onu eğitmek için gereken çabayı gösterir. Rabbimiz bize verdiği bu duyguların terbiyesine ve onlara sahip olma durumumuza göre de bizler için değer biçer.

İnsan; sevinip mutlu olabilen, üzülüp ağlayan, kızınca sözlü veya fiili tepkisini gösteren, gördüğü bir haksızlık karşısında isyan eden veya hasedini izhar eden bir canlıdır. Allah bu duyguların tamamen yok edilmesini değil de uygun şekilde kullanılmasını ister. Daha çok da sınır koyar. Örneğin küsmek yasaklanmamış, ama sınır konulmuştur.

İki konuda hasede izin verilirken diğerleri sınır dışına alınmıştır. Allah’a ve onun dostlarına düşmanlık etmek ve kızmak / Allah için buğzetmek bir iman alameti sayılmıştır. Müslümanlara karşı merhametli olurken kâfirlere karşı şiddet isteği vardır. Yani herkese aynı duyguyla yaklaşan robotik bir alet değildir insan.

Üzülmek ve ağlamak yasak değildir. Allah Resulünü (s.a.v) oğlu İbrahim’in vefatı üzerine mübarek gözlerindeki yaşla gören sahabe “Ey Allah’ın resulü! Sen de mi?” diye hayretini ifade eder de “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.” (Buhârî) diye cevap alır.

Medine’de çocuğu vefat eden bir kadının ağlayışı karşısında ona sabır telkininde bulunan Allah resulüne (s.a.v) uygunsuz karşılık veren bir kadın, bir süre sonra yaptığının yanlışlığını öğrenir. Gelip Allah’ın habibinden özür dileyince şu meşhur cevabı alır. “Sabır, ilk vurgun anında olandır.” Yani insan, tam da acının başında duygularına sahip olarak farkını göstermelidir.

İslam dini, bu tüp duyguların eğitimine önem verir ve bu konuda iki aşamalı bir yöntem uygular.

Birincisi duygu ve arzuların kontrol altına alınmasıdır. Yani bir tür baskılama yöntemidir. Bazen onun canını acıtacak ceza, kınama veya bir dizi düşünce ve kıyaslar kullanılır. Ebû Ümâme (r.a) anlatıyor:

“Bir genç Rasulullah Efendimize (s.a.v) geldi ve:

«–Ya Rasûlallah! Zina için bana izin verir misiniz?» diye çevredeki diğer Müslümanların ciddi tepkisini çekecek anormal bir istek de bulundu. Bu gence cezalandırmak yerine onun duygu dünyasına hitap etmek ve şimdilik bile olsa bu düşüncelerin kontrol altına alınması gerekiyordu.

Allah Rasülü onun canını acıtacak bazı sorularla onun arzusunun olamayacağını anlattı. Annesi, kız kardeşi ve diğer yakınları için böyle bir durumu nasıl karşılayacağını sorup empati yapmasını istedi. Genç de bundan vazgeçti. (Ahmed)

İkinci ve en önemli aşama ise kalbi tasfiye ile nefsi tezkiye edip arındırma ve onu bu hatalardan uzaklaştırmadır. Asıl istenen de budur. Bu asıl olmakla birlikte herkese de nasip olmaz. Bunun karşılığında ise cennet vaadi vardır. Burada insanı yoldan çıkaracak duygu ve düşünceler tamamen yön değiştirir. Cahiliye döneminde kendi öz kızını öldürecek kadar cani bir babadan merhamet timsali bir Ömer’i (r.a) çıkaran başkaca bir şey değildir.

Böylesi gönlü her türlü eksiklik ve hatadan arındırmaya ait güzel bir örneği de Enes bin Malik’den (r.a) öğreniyoruz.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) mescitte üç gün; “Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” Diye haber verir. Her gün de aynı adam içeri girer.

Bu adamın cennet müjdesinin sebebini merak eden Abdullah bin Amr (r.a) o adamın evine üç gün misafir olur. Ama beklediği gibi olağanüstü bir davranış ve ibadet görmez. Evinde misafir oluş sebebini ve aradığı özel sırrı sorduğunda da;

«Evet, benim amelim, senin gördüğünden başkası değildir. Ancak ben Müslümanlardan hiç kimseye karşı kalbimde en ufak bir kin tutmam ve Allah’ın verdiği herhangi bir nimet ve hayırdan dolayı da kimseye asla haset etmem.» (Ahmed)

İşte burada kalbi temizlenmiş ve nefsin hoyratça arzuları silinip atılmış bir Müslüman örneği var.

Bu kadar kısa sürede duyguları terbiye eden en önemli etken muhabbettir. Sahabe Allah resulüne (s.a.v) duyduğu muhabbetle onun verdiği emirleri sorgulamaz, işaretine büyük bir edeple sarılırdı. Büyük etkiler bırakan bu muhabbet / rabıta eğitimi bugün yeterince anlaşılamasa da eşi zor bulunur bir yöntemdir. Zira insan metfun olduğu şahsa benzemek ister ve bunun için de bahane aramaz.

Bugün modern hayat ve insanla beraber onun her türlü duygu ve tercihini kutsayan anlayış; tasavvufun temel amacı olan “nefsin tezkiyesi (temizlenmesi) ve kalbin tasfiyesini (arıtılması)” anlamakta zorlanmıştır. Bu durumları onun eğitim, kişilik hakları, duygu dünyası ve öz benliğine saygısızlık ve saldırı olarak tanımlanmaktadır.

Oysaki modern dünyanın tavsiye ettiği duyguların eğitimi yerine duyguların baskı altına alınması, geçici bir çözümdür ve ne zaman patlayacağı bilinmeyen bir bomba gibi hep hazırda bekleyecektir. Bulduğu ilk fırsatta yeniden ortaya çıkar. Çevresel şartlar, sosyal baskı, dünyevi cezalar insanı bir yere kadar kontrol altına alabilir. Ancak onu frenleyen etmen ortadan kalkarsa veya kalktığını düşünerek kendini serbest hissetmeye başlarsa freni boşalmış demektir. Böyle bir durum eskilerin de acısını çıkarmasına sebep olacaktır.

Muhabbetle kalbimizi temizlemeye niyet ettik. Ya rabbi sen kolay eyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.