Algoritmik Şöhretler Kasırgası

Mehmet Görmez hocanın “Algoritmik Şöhretler Dini Hayata Yön Vermeye Başladı” isimli konuşmasını dinleyenleriniz olmuştur. Şahsi inancım, kendisi de algoritmik şöhretlerce mağdur edilmiş birisidir. Türkiye’nin son zamanlarda böyle anlamsız gibi gözüken, ama çok büyük bir sorunu var. Var olduğunu iddia ettiği zekasından başka sermayesi olmayan, ilimden, irfandan ve en önemlisi ilmin ahlakından nasiplenmemiş yetmelerin, çapsızların sürüklediği kitleler oluştu. Bu çapsızlar, her konunun en’leri olduğunu iddia ediyorlar ve bir dostumun veciz tabiriyle piyasası olan her konuda ama her konuda üfürdükçe üfürüyorlar.

Sonuç, muhteşem Süleyman’ın dediği gibi dün dündür, bugün bugündür. Çünkü bu yetmelerin hiç birisi dün dediği şeyin neye tekabül ettiğini, hangi hasarları açtığını, toplumu nasıl iğdiş edip buharlaştırdığını önemsemiyor. Önemsemiyor, çünkü kendisi de konuştuğu konuların toplumda oluşan karşılığı ile değil, algoritmik kısmıyla ilgili olduğunu çok iyi biliyor. Dert, birilerini ihya ya da inşa etmek değil. Mevcudu kirletip, oluşacak kirli toplumun üzerinden bir o tarafa bir bu tarafa savrulan insanların ensesinde boza pişirerek sefa sürmek.

Bunlar, dini biliyorlar. Tefsir, hadis, kelam, siyer, İslam tarihi, tamamı var. Mezhepler ve mezhepler tarihi konusunda zaten ellerine su dökecek kimse çıkmaz. Şia’sı, Sünni’si, Mürcie’si nerede durur, hak mıdırlar yoksa batıl mıdırlar bunlar bilir. Bırakın bu yüzyılı, mezheplerin inşa sürecindeki ehli ilim bunların önünde diz çöküp oturmaya bile layık değil. Ayrıca, siyaseti biliyorlar. Uluslararası ilişkileri biliyorlar. Kamu yönetimi ilmi zaten tevarüs yoluyla elde ettikleri vehbi bir donanım. Psikolojinin babası bunlarda. Sosyolojiyi yemiş yutmuşlar. Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji gibi beşerî ilimler, çok iyi bildiklerini YKS sınavında ispat ettikleri sıradan şeyler.

Geriye ne kalıyor? O zaman çalsın müzik.

Velhasıl, kendilerini anlatırken sınır tanımayan bu “her şeyi bilenler” nazarında söz, hakikati ifade eden bir emanet değil, anlık etkileşim üreten bir araçtan ibarettir.

Oysa ilim dediğimiz şey, onlarda varsa bile yalnızca bilgi yığmak değildir. İlim, sorumluluktur, ahlaktır, tutarlılıktır. İlim, insanı büyütürken aynı zamanda haddini bilmeyi de öğretir. Gerçek âlim, bilmediği yerde susmasını bilendir. Fakat bugün karşımızda, YouTube üzerinden, üzerimize boca edilen öyle bir tipoloji var ki, bilmediğini bilmediği gibi, bilmediğini kabul etmeyi de zül sayıyor. Bu yüzden her soruya cevap, her meseleye hüküm, her tartışmaya son nokta koyma cüreti kendilerinde mevcut.

Daha vahimi ise şu ki, bu kişiler tek başlarına bir anlam ifade etmiyorlar. Onları büyüten, parlatan ve etkili kılan bir kitle var. Bu kitle, sorgulamayan, araştırmayan, “kim söylüyor?” sorusunu “ne söylüyor?” sorusunun önüne koyan bir refleksle hareket ediyor. Böyle olunca da hakikat ile gürültü arasındaki fark giderek silikleşiyor. Gürültü çoğaldıkça, hakikatin sesi daha az duyulur hâle geliyor.

Bugün gelinen noktada mesele sadece birkaç “algoritmik şöhret” meselesi değildir. Mesele, hakikatin değersizleşmesi meselesidir. Mesele, ilmin vakarının yerini popülerliğin alması meselesidir. Mesele, sözün kıymetinin, onu söyleyenin takipçi sayısıyla ölçülmesi meselesidir. Mesele, çok takipçili şarlatanların, hakikati de kendilerine benzetme meselesidir.

Eğer bu gidişat devam ederse, yarın karşımıza daha büyük bir sorun çıkacak. O sorun, hakikati söyleyen ile en çok konuşanı ayırt edemeyen bir toplum sorunudur. İşte asıl iğdiş edilme de burada başlıyor. Çünkü düşünme kabiliyeti köreltilmiş, muhakeme yeteneği zayıflatılmış bir toplum, yönlendirmeye, manipülasyona ve istismara açık hâle gelir. Zihnin istismarı, tamirsizdir. Alışkanlık yapar. Duyarsızlaştırır ve kişiyi bencilleştirir. Hayatında öteki olmayan, diğergâmsız, yani bencil bir hayatın müntesibi kılar. Onlar için devasa konular, tek bir kelimeyle umursamaz bir tavırla arkaya atılır ve bu atmanın oluşturduğu kaostan gelen feryada da kulak tıkanabilir.

Bu yüzden yapılması gereken şey, bu gürültüye karşı daha fazla gürültü üretmek değil, sükûnetle, tutarlılıkla ve ahlakla hakikati yeniden inşa etmektir. İlim ehlinin yeniden söze ağırlık koyması, sözün yeniden emanet olarak görülmesi gerekir. İlim ehli, risk almalıdır. Gerekirse bu şarlatan takımın ipini pazara çıkarıp toplumla oynaşmalarına izin vermemelidir. Aksi hâlde, bugün “algoritmik şöhretler” dediğimiz şey, yarın toplumun zihnini şekillendiren kalıcı bir probleme dönüşecektir. O problemin sahipleri, sadece algoritmik şöhretin parasını değil, aynı zamanda iğdiş ettiği toplumun, varsa işe yarar kalan parçalarını da çiğneyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.