Bir Anneler Günü Hatırası

Mayısın ikinci pazarıydı, yani anneler günü. İçimde sebepsiz bir hüzün vardı. Evden çıkıp yakındaki parkta bir kameriyeye oturdum. Annemi telefondan arayıp Anneler Günü'nü kutladıktan sonra etrafı seyre daldım. Pazar sabahlarındaki şehrin yavaş ritmi, bütün cadde ve sokakları sarmış, seyrek de olsa insanlar gelip geçiyordu. Derken günün hareketi başladı, bir çok insan ellerinde çiçeklerle çeşitli site ve apartmanlara girmeye başladılar. Güzel bir manzaraydı bu benim için de. Küçük büyük demeden gözlerinde ışıklarla annelerine koşuyorlardı. Mutluydu yüzlerindeki ifade, mutlaka onları karşısında gören anneleri de mutlu oluyordu. İnsanların mutluluğu her zaman için beni de güzel duygulara sevk etmiştir. O an da öyle hissediyordum. 

Ta ki o  yüzü kederli kadın önümden geçip, parkın çocuklar için hazırlanmış bölümüne giderek bir banka oturana kadar. Kırk,  kırk beş yaşlarında bir kadındı; uzun süre hiçbir çocuğun olmadığı kaydıraklara ve diğer aletlere baktı, baktı … Arada da o yoldan geçen eli çiçekli insanlara bakıyor, yüzündeki keder gözle görünür şekilde artıyordu. Kendimce tahminler yapmaya, kadının çocuğunun olmadığına, varsa da çok uzakta olduklarına ve bu mutlu günün ona tam tersi duygular yaşattığına hükmediyordum. Hayat elbet kendi mecrasında akıyor ve kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, ancak insanız her şeyi bozabileceğimiz gibi tamir de edebiliriz . Kimbilir onun duygularını yaşayan kaç milyon kadın var şu anda yeryüzünde ? Birilerinin mutluluğu, bir diğerlerini üzmesin diye çaba gösterebiliriz aslında. Bunun için dünyada yaşananlara değil, içimizde uyanan duygulara bakmamız yeterli aslında. Ancak yaşananlar hiç de öyle değildi... 

 Artık yoldan eli çiçekli insanların geçmesini istemiyordum. Çünkü o hiç tanımadığım kadının acılı yüzü onun kadar beni de üzüyordu. Yanına gidip konuşmak, teselli etmek istedim ama nedense buna cesaret edemedim. Kadın sanırım bir, bir buçuk saat kadar oturduktan sonra , önümden geçerek tekrar geldiği sokakta kayboldu gitti... Ve onu bir daha hiç görmedim, umarım hayattadır ve içindeki kederi silmiş olan çocuklara kavuşmuştur. 

O an Anneler Günü hakkında farklı düşüncelere yöneldim: "İnsanoğlu iyi niyetli de olsa, sevinçli bir eylem de yapsa bunu başkalarının gözüne baka baka yapmamalı" diye söylendim kendi kendime. Batıdan bize gelen bir çok şeyde olduğu gibi, bugünün de yan etkileri vardı işte... Sonra çeşitli yerlerde okuduğum, eski adetlerimiz geldi aklıma. O sadaka taşlarını düşündüm. Bizim atalarımız fakir fukara sadaka alırken incinmesin diye çeşitli boyutta taşların arka kısımlarını delerek, para konulacak hazneler yaparlarmış. Bunu da mahallenin çeşitli yerlerine, özellikle de camilerin etrafına yerleştirirlermiş. Zengin olanlar verecekleri sadakaları oraya bırakır, ihtiyaç sahipleri de gelir oradan müşküllerini giderecek kadar alırlarmış. Böylece alan vereni görmez, gönlü incinmezmiş. Oysa şu modern dünya o inceliklerden ne kadar da uzak şimdi... Elbette iyi niyetle düşünülmüş bir eylem Anneler Günü. Buna karşı olduğum düşünülmesin. Ancak yoksun olanları da düşünelim . Bundan sonra Anneler Günü'nü bu incelikleri de yaşayarak, yaşatarak kutlayalım. Çevremizde çocuk sahibi olmayan kadınlarımızı da ziyaret edelim, bir çiçekle ya da bir gülümsemeyle gönüllerini alalım. 

Bilmem aradan kaç yıl geçti o günden bu güne.. Ama o günden sonra o kadını ve o Anneler Günü'nü her yıl mayısın ikinci pazarı mutlaka hatırlarım ve içim aynı hüzünle dolar. 

"Anne olsun olmasın, başta kendi annem olmak üzere  bütün kadınlarımızın Anneler Günü'nü kutluyorum." 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.