Başkalarının aşkı

“Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!”

 

Başkalarının yazıları, duyguları üzerinden yaşıyor olduk hayatı. Kendimizi ifade edemez hale geldik kendi cümlelerimizle. Duygularımız yitti, bitti. Bu kelimesizlik, kavramsızlık, yazıdan, kalemden, tuştan(!) uzak duyuyitimi yaşam sürdüğümüzün de farkında değiliz. E-posta adresime gelen postalara bakıyorum. Hep başkalarının yazıları, resimler, yönlendirilmiş, benden önce bilmem kaç bin kişinin adresi bulunan postalardan oluşuyor. İstenmeyen posta deryası sanki. Banka promosyon postaları, Birkaç kelimelik insani bir not dahi çok az. Telefonlar çıktı, muhabbet sona erdi. Eridi insanlığımız.

Güzel sözler devşiriyoruz, sağdan, soldan, kitaplardan. Aslında kitaplardan da değil, sitelerden. Kadir gecesi, doğum günü, mübarek gün ve geceler, bayram, hicri, miladi yılbaşı derken her güne uygun cepmesaj paketlerinden bir mesaj paketi seçiyoruz ve herkese aynı mesajı gönderiyoruz. Görev yerine geldi ve kutlamayı yaptık. İçimiz rahat değil mi? Gelen postalar arasında insani birkaç not arıyorum. Bulamayınca ne kadar yalnızlaştığımı görüyorum. İçimden, sadece insani yazışmalar için özel bir posta adresi almak geçiyor. Ve bir filtre koymak istiyorum bu adrese: sadece muhatabı tarafından, az, öz, saçma da olsa, yazılan postalar geçebilir. İyi yazılar, güzel sözler, fıkralar, ya da duyarlılık göstermemiz gereken konularda gelen binlerce postayı süzen bir filtre. Başkalarına ait binlerce kelime yığınındansa bir dost tarafından yazılmış “nasılsın?” sorusunu daha anlamlı ve insani buluyorum. Bu iletişimdir, sıcaktır. Kendimizi başka cümleler, kelimeler, duygular üzerinden ifade etmeye çalışmak aynı sıcaklığı uyandırmıyor bende.

İnsan en azından ilettiği yazının başına sonuna dahi bir not düşmüş olsa, kısa da olsa, yazı, ileti bizim için daha anlamlı olacak.

Yazıdan gittikçe uzaklaşıyoruz. Uzman bir yazarlık alanı oluşuyor. İnsanlık hallerini, sanal ortamda dile getiren yazılar, yazarlar, bizi, kendi düşüncelerimizi kaleme almaktan, tepki koymaktan, taraf olmaktan, saf tutmaktan alıkoyuyor sanki. Evde, işte, masada, birbaşına kendimizden de çok uzakta yaşıyoruz. Dıştaki, bilgisayardaki dünya gerçekmiş gibi algılandıkça biz kendimiz sanallaşıyoruz.

Yazıyı, duyguyu yitirdikçe kendimiz de yitiyor, kayboluyoruz biraz. Yazmakta zorlanmamın sebebi biraz da bu mu diye düşünüyorum. Türküler kendime getiriyor beni. Duygularım canlanıyor. Taşıyorum. Ve yazıyorum, çok şükür. Biz kendimizdeyken o başkası oluyor artık. Biz gerçek, sanal olan sanal kalıyor. Birkaç sıcak cümle lütfen! Yorumlarımızı dahi bir iki kelime, en fazla üç cümle ile ifade eder olduk. Ya da suskunlukla geçiriyoruz günlerimizi.

msn listesinde selam dahi veremediğimiz birsürü onlayn şahsiyet. Oradalar ve bir selam bekliyorlar. Selam, selam, selam…

“Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üzerine kendim yazarım.”
İsmet Özel

Not: TYB Konya Şubesinde bu hafta Sevgili Akif Kuruçay’ın seçkisiyle “Kese-bilene Kısa Film” gösterimi var. Alaaddin Keykubat Salonu’nda 18 Ekim 2008 Cumartesi saat 20.00’da. Seçme kısa filmlerden hoşlanıyorsanız, biz oradayız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum