• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • Konya -4 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

O'nu rahmetle anıyoruz

Ramazan Altıntaş

Prof. Dr. Muhammed Hamîdullah hocamız, Hakk’a yürüyüşünün sekizinci yılında bütün bir İslam âleminde rahmet ve minnetle anılıyor. Çünkü âlimin ölümü, âlemin ölümüdür. Bütün bir ömrü sürgünde geçen allame M. Hamidullah hocamız, Türkiye ve Pakistan’dan davet mektupları alır. Sevenlerine derin anlamlar yüklü şu cevabı verir:

“Allah beni doğunun en doğusunda dünyaya getirdi, şu anda Batı’nın en batısında beni görevlendirdi. Allah her insana bir sorumluluk vermiştir. Benim burada vazifem ne zaman biterse, bana ne zaman ihtiyaç olmadığını anlarsam o takdirde davete icabet ederim. Çünkü Türkiye ve Pakistan’da İslam’a hizmet eden değerli insanlar var. Burada her hafta ihtida ederek İslam’a giren birkaç tane Müslüman var. Onlarla ilgilenmem lazım,” der. Bu demektir ki, Paris’te ona ihtiyaç hiç bitmeyecektir. İnsanlar onun İslam sunumuyla hidâyete talip olacaklardır.

Türkiye’nin İslamî ilimler alanında inkişaf etmesinde üç Muhammed’in payı büyük olmuştur. Bunlar: Muhammed et-Tancî, Muhammed Tayip Okiç ve Muhammed Hamîdullah hocalardır. Yüce Allah hepsine rahmet eylesin. Bu üç hocamızın Türkiye’de İlahiyat ilimlerine katkısı üzerine her yıl sempozyumlar yapılsa, değer doğrusu.

Batılılar M. Hamidullah hocamıza ‘azîz’ derlermiş. Aziz, Hıristiyanlıkta evliya, Allah adamı anlamında kullanılan bir sıfattır. Gerçekten de o sade yaşantısı, ahlâki duruşu ve ilmî cesaret ve kifayetiyle modern zamanların sahabe inancını taşıyan örnek ve temsil Müslümanı olarak yaşamıştır. İyi bir araştırmacı olan hocamız bize miras olarak yüzlerce makale ve pek çok eser bırakmıştır. Eserlerinin çoğu, Türkçeye tercüme edilmiştir.

Muhammed Hamîdullah hocamız Türkçe, Farsça, Arapça, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca, Rusça vb. gibi, 15’e yakın hem yazma ve hem de konuşma boyutunda yabancı dil bilirdi. En son Tamil dili üzerinde çalıştığı söylenir. Onun için dil öğrenmek bir hobi değildir. Bu konuda onun başlıca derdi, o dilde yazılmış İslami kaynakları ortaya çıkarmak suretiyle o dili konuşan halklara; “bakınız sizin kökleriniz İslam’a ve bu dinin ürettiği medeniyet ve kültüre dayanır” demek ve bu dil sayesinde onlara İslam’ı anlatmaktır.

Hiç evlenmemiş, hayatında rasyonel bir ahlak anlayışını temsil etmiş olan hocamız; az yiyen, az konuşan ve az uyuyan tam bir ehl-i hikmet ve züht sahibi mümtaz bir şahsiyettir.

Muhammed Hamîdullah hocamız, Batı’da İslamî fikrin bekçiliğini yapmıştır. Hocamız, College de France’de ünlü oryantalist Prof. Henri Laoust’un İmam-ı Gazâli, Ahmed b. Hanbel gibi İslam âlimleri üzerine master ve doktora öğrencilerine verdiği seminerleri hiç kaçırmamış, daima katılmıştır. Hoca’nın bu müsteşrikin verdiği derslere ihtiyacı olmamasına rağmen, müslüman talebelerinden birisi kendisine niçin katıldığını sorduğunda şu anlamlı cevabı vermiştir:

“Evladım, bu seminerlere devam eden öğrencilerin tamamı, Müslümandır. İslam dünyasının değişik dini kurumlarından master ve doktora yapmak üzere buraya gelmişlerdir. Bunların çoğu İslamî ilimlerden habersizdir. Ben burada, onun anlattıklarına ihtiyacım olduğu için bulunmuyorum, eğer ben burada hazır bulunursam, mosyü Laoust onlara yanlış şeyler söylemeye cesaret edemez. İslam’ı saptıramaz, tahrif etmeye kalkamaz.. Ben burada İslam’ın bekçiliğini yapıyorum.”

M. Hamîdullah Hocamız, Paris Sorbon Üniversitesi’nde verdiği derslerin dışında Cuma günleri Paris camiinde, Pazar günleri de Müslüman talebe cemiyetinde konuşmalar yaparmış. Karlı bir kış gününde diyor öğrencisi Prof. Dr. İhsan Süreye Sırma hoca, derneği süpürmek ve sobasını yakmak nöbeti benimdi. Müslüman talebe derneğine erkenden geldim, temizliğimi yaptım ve sobayı yaktım. Derneği seminere hazırladım. Pazar günleri saat 14’de toplantı başlardı. Vakte çok önem veren hocamız 15 dakika önce derneğe geldi. Birlikte dinleyicileri beklerken, seminerin saati geçti, kimse gelmedi. Ben sobayı söndürüp gidelim hareketinde bulununca, hoca müdahale etti. Bana şöyle dedi. “Bugün burayı, dinleyici yok diye kapatıp gidersek, bir daha ebediyen açılmaz! Geç karşıma otur, semineri seninle yapacağım” dedi. Beni karşısına oturtarak, kendisini 100 kişi dinliyormuş gibi, bana bir saat ders anlattı.

Hocayı anlatmakla bitmez. Ama onun ilmi mirası ve mücadelesi genç kuşaklara anlatılmalıdır. O, İslami duyarlılığı çok yüksek sorumluluk sahibi ilmiyle âmil bir insan-ı kâmildir. Seçkin talebelerinden Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı hocanın tabiriyle M. Hamidullah Hocamız, “stüdyo ev”inde oturmakla birlikte gönlü bütün bir İslam coğrafyalarında atan, Müslümanların sevinciyle hemdem olan, üzüntülerini paylaşan engin bir yüreğe sahip âlim, ârif, zâhid, zarif, bilge ve mücâdele adamıdır.

O’nu rahmetle anıyoruz. Ruhun şadolsun Aziz Hocamız.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim