Yazıcıoğlu, şehadetinin 3. yıldönümünde anıldı

Yazıcıoğlu, şehadetinin 3. yıldönümünde anıldı

Dâva adamı Muhsin Yazıcıoğlu, şehadetinin üçüncü sene-i devriyesinde Konya Alperen Ocakları tarafından düzenlenen bir programla anıldı.

Dâva adamı Muhsin Yazıcıoğlu, şehadetinin üçüncü sene-i devriyesinde Konya Alperen Ocakları tarafından düzenlenen bir programla anıldı. Panelistler, “Yazıcıoğlu, siyasetin beyaz atlı süvarisi idi. Yardımsever ve takva ehli bir insandı” dediler

Dâvâ adamı ve Büyük Birlik Partisi (BBP) Lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu, şehadetinin 3. sene-i devriyesinde Alperen Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Konya Şubesi tarafından düzenlenen bir programda anıldı. Alâeddin Keykubat Salonu’nda düzenlenen anma programı, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı ve ardından merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ruhuna Hatim Duası yapıldı. Programa Konya Alperen Ocakları Başkanı Musa Karaçor, BBP genel merkez ve Konya il yöneticileri, Alperen’li gençler, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. “Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hayatı ve Mücadelesi” başlıklı panelde konuşan Araştırmacı-Yazar Hakkı Öznur ise, Yazıcıoğlu’nun hayatı boyunca Gladyo türü yapılanmalar ile derin güçlere karşı büyük mücadele verdiğini belirterek “O’nun dâvası, İslâm dâvasıydı” dedi. Panel başkanlığını BBP eski İl Başkanlarından İsmail Hakkı Şahin’in yaptığı panelde ilk sözü alan Van 100. Yıl Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölmediğini, sonradan hain Ergenekon çetesi tarafından öldürüldüğünü belirterek “O, siyasetin beyaz atlı süvarisi idi. O buzdağı gibiydi. Buzdağının görünmeyen kısmında çok derin ve geniş bilgilere sahipti. Dünya ve Türkiye’deki sistemi çok iyi bildiği, pek çok bilgiye sahip olduğu, omurgalı olduğu için çok tehlikeli görüldüğünden Ergenekon denilen küresel ve hain güçler tarafından kaldırıldı. Muhsin Bey, insanlara yardım etmesini seven eli cebinde bir insandı. Muhsin Bey aynı zamanda gözü yaşlı bir liderdi. O derin milletin adamıydı. Bundan dolayı Taceddin Dergâhı’na gömüldü. Devletine sevdalı bir lider olan Muhsin Bey, çok takva ehli bir insandı. Muhsin Bey iki yüzü Yunus olan bir siyasetçiydi. Yalan söylemesini bilmezdi. Yüreğinde korku yoktu, faziletli ve erdemli kişiliği ile o güzel bir siyasetçiydi. O çok güzel bir şekilde yaşadı ve çok güzel bir şekilde de öldü” dedi. Şen ayrıca, çeşitli sloganlar atan genç Alperenlere de şu nasihatte bulundu: AlpEren, Allah’la beraber olan insan demektir. Kulluk da, Allah’tan gelen her şeye razı olmaktır.”

DAVASI, İLÂY-I KELİMETULLAH’TI

İkinci konuşmacı SOGEV kurucu başkanı Prof. Dr. Turan Güven de, “O’nun en güzel hasletlerinden biri yardımsever olmasıdır. Çok gani gönüllü bir insandı. Ben 68 kuşağından, o ise 78 kuşağındandı. Bazı arkadaşları onu yarı yolda bırakarak, ayrıldıkları partiye tekrar geçtiler. Kendisine söylemediklerini bırakmadılar. Buna rağmen o, hiçbir şekilde ve hiçbir arkadaşının arkasından kötü söz söylediğini ben hiç duymadım” dedi. BBP’nin siyasette başarılı olamadığı kaydeden Prof. Dr. Güven, “Ama ben BBP’nin fikir ve düşüncelerinin, milletimizin medeniyet tasavvuruna uygun bir fikir ve düşünce olduğu kanaatindeyim” diye konuştu. Partinin genel merkez binasının girişinde şunlar yazılı idi: İslâmî – Sivil – Demokrat. Bu üç kelimenin içini doldurmak zorundayız. Burada, medeniyet kurucusu kültürün kodları vardır. Bu yüzden o, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında yaşadığının bilinci içerisinde hareket ediyordu. O büyük düşünüyor ve okyanusları istiyordu. Ama yanında hareket eden bazıları küçük düşünerek göl olmayı yeğliyorlardı. Bizler içe dönük milliyetçilik anlayışı yerine, dışa dönük ve bütün insanlığı kuşatıcı medeniyet tasavvurumuzu gerçekleştirmek zorundayız. Yeni bir medeniyet tasavvurunu gerçekleştirecek araştırmacı bilim adamı ve bu tasavvurun önünü açacak siyaset adamını yetiştirmek boynumuzun borcu olmalıdır.”

“ÜLKÜCÜLÜK, ALLAH’A KUL OLMAKTIR”

Sözlerine “Yazıcıoğlu, 40 yıllık mücadelesi boyunca kendisi için bir gün dahi yaşamadı” şeklinde başlayan araştırmacı-yazar Hakkı Öznur da, Yazıcıoğlu’nun hayatı ve mücadelesini “12 Eylül öncesi ve 12 Eylül sonrası” olarak iki kısma ayırarak anlattı. Yazıcıoğlu’nun, mücadelesine 1968’de genç ülkücülerle başladığını kaydeden Öznur, “Merhum Yazıcıoğlu, 17’sinde de başkandı, 55’inde de başkandı. O, hayatı boyunca Gladyo ve Ergenekon gibi küresel güç odakları ve diğer derin güçlerle devamlı mücadele etti. 12 Eylül Faşist Darbesi’nin ardından 26 Ocak 1981’de bir ihbar üzerine yakalandı. Zeki Kaman ve Dürüst Oktay adlı Polder’li çeteler tarafından alınarak işkenceye tabi tutuldu. Daha sonra Ankara-Mamak C-5’de, CIA’nın işkencede deneyimli gladyo artıkları Muhsin Başkan’a 26 gün boyunca korkunç işkenceler yaptılar. Ama o ser verdi, sır vermedi. İşkencecilere kök söktürdü. Ve onlara şunu söyledi, her türlü işkenceyi de yapsanız beni davamdan vazgeçiremezsiniz. Beni davam Allah ve Rasulünün davasıdır, dedi. Merhum Yazıcıoğlu’nun davası, İslâm davasıydı. İlây-ı Kelimetullah’ı yeryüzüne yayma dâvasıydı Nureddin Soyer ve 12 Eylül çeteleri, onun idamını istiyorlardı. O’na göre ülkücülük, kula kul değil, Allah’a kul olmak demekti. Allah’a kul olarak çıktığı Mamak’tan siyasete atıldı” diye konuştu. Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasına da değinin Öznur, “Kahramanlar ölmez, millet bölünmez. Şehit liderimizin elim olayının takipçisiyiz. Kimse bu olayı örtbas edemez, karartamaz, kapatamaz” dedi.