Yaman Çelişki!

Kazvinlilerin vazgeçilmez geleneğiymiş dövme yaptırmak. Bir Kazvinli, tellağın yanına gidip “Bana bir dövme yap; fakat canımı acıtma” der. Tellak “Söyle yiğidim; ne resmi döveyim?” diye sorunca “Bir kükremiş aslan resmi döv” Diye cevap verir. Ve “Talihim(burç) aslandır, onun için aslan resmi olsun.” Diye açıklar. Sonra da “Gayret et, dövmeyi adamakıllı yap!” diye ekler.

Tellak sorar: “Vücudunun neresine döveyim?”

“İki omzumun arasına...”

Tellak, iğneyi saplamaya başlayınca yiğidin sırtı acımaya başlayıp, “Aman usta, beni öldürdün gitti. Ne yapıyorsun?” diye bağırır.

 “Aslan yap dedin ya”

” Neresinden başladın?”

 “Kuyruğundan”

” Aman iki gözüm, bırak kuyruğunu. Aslanın kuyruğu ile kuyruk sokumum sızladı, nefesim kesildi, boğazım tıkandı. Aslan varsın kuyruksuz olsun. İğne yarasından yüreğime fenalık geldi, bayılacağım.”

Usta, orayı bırakır ama Kavzinliyi kayırmadan, merhametsizce aslanın bir başka tarafını dövmeye başlar. Adam yine haykırır “Burası neresi?”

“Kulağı”

 “Bırak, kulaksız olsun. Orasını da yapma”

Usta bu sefer başka bir yerine başlayınca Kazvinli yine feryat eder: “Bu üçüncü iğne de neresini dövüyor?”

” Azizim, karnı…”

“Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma, bırak, karınsız olsun”

Bunun üstüne tellak şaşırdı, hayli müddet parmağı ağzında kaldı. İğneyi yere atıp “Alemde kimse böyle bir hale düştü mü ki? Kuyruksuz, başsız, karınsız aslanı kim gördü? Allah bile böyle bir aslan yaratmamıştır! ...” dedi.

 

Bu çelişki sadece Kazvinlilere has değil elbette. Ama günümüzde “Hayaller Paris gerçekler Eminönü/ Şırnak/Somali” gibi klişeler üretilirken yine iğneyi hiç kendimize batırmıyoruz. Sadece ortam karşılaştırması. Bizim hiç sorumluluğumuz yok. Varsa yoksa başkalarının… Şu alanda bilgimiz zayıf suçlu kötü öğretmen bu alanda yanlış tercih yaptık kusur ailemizin. Öbür tarafta yükselecektik falanca çelme taktı… Ya da en iyisi genel mazeret; Suçun topu yöneticilerimizin … Onlar sanki uzaydan geldi. Bizim içimizden çıkmadı ve insan üstü güçleri yetenekleri var…

Tuhaf bir vurdum duymazlık içinde yüzüyoruz. Tüm bunlar doğru olabilir. Yine de üstümüzdeki sorumluğu kaldırmaz. Balık baştan kokarsa da başa yön veren kuyruktur. Biz hem kişisel hayatımızda hem toplumsal alanda hep “daha fazlasını iste!” rken bunun bedelinin ödeneceğini neden düşünemiyoruz. Bu dünya cennet değil her şeyin bir bedeli var. Maddi varlık olsa da böyle manevi haz olsa da…

Aşk bile insana en büyük zevkleri yaşatan bir duygudur ama bir şekilde en ağır acılarla ödetir bunu…

O yüzden bir şey isterken önce bedelini düşünelim. Kazvinlinin aslan dövmesine dönüşmesin. İğne kahrı çekebilir miyiz? Çeksek ne olur… Çekmesek ne olur? Ya da hangi şeyi acıya katlanacak kadar istiyoruz bir kez daha gözden geçirmekte fayda var. Pişmanlık anlarına buhran zamanlarına faydası olur…

Evet , iktisadi sıkıntılar geçiriyoruz . Bunun idare açısından eleştirisi değerlendirmesi yapılmalı uzmanlar yapmalı. Ama biz de artan bir ivme ile doyumsuzlaştığımızı , tüketim tuzağı diye diye tüm tuzaklara dolandığımızı görmek zorundayız.

Bir an için farz edelim önüne geçilmez bir afet haber alsak . Bir saat sonra bulunduğumuz şehir ya da belde yok olacak. Evden giderken yanımıza neler alırdık? İşte aslında o bize yetendi. “Sen daha bu evde mi oturuyorsun, arabanı ne zaman değiştireceksin, ya sen daha buraya müdür olmadın mı, bu telefon da takoz oldu artık, sizin koltuk takımları da eskidi artık…” diye diye birbirimiz heba ettik. Evet bunları hepimiz biliyoruz. Ama içimizdeki o aç karadelik nasıl doyar bir yolunu aramıyoruz…

Her arayan bulamaz ama bulanlar ancak arayanlardır…Diyelim bir kez daha düşünelim.

Hayırlı Cumalarınız olsun…

 

Not: Hikâye Mevlana’nın Mesnevisinden …

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum