Doç. Dr. Murat Kayacan

Doç. Dr. Murat Kayacan

Tâhâ suresi bağlamında Âdem kıssasının düşündürdükleri -2-

Önceki yazıda Tâhâ suresi bağlamında Âdem kıssasının ilk üç ayetinden[1] yola çıkarak Âdem’in konulan yasağa uygun hareket etmediği ancak bilgi üretme kabiliyeti nedeniyle saygıyı hak ettiği, şeytana uyarsa bunun sıkıntıya yol açacağı belirtilmişti. Bu yazıda ise o ayetlerin devamı (Tâhâ 20/118-124) bağlamında Âdem ve eşinin bulunduğu cennetin özelliklerine, şeytanın vesveselerine kanmalarına, yol olarak şeytanın isyanı Âdem’in ise tövbe edip yaratıcısı olan Allah’a itaati seçtiğine, şeytan ve insan arasındaki düşmanlığa, ayrıca şeytana itaati seçenleri bekleyen kötü sona dikkat çekilecektir. Amaç, kıssa bağlamında insanî sorunlara ve onlara dair Kur'anî rehberliğe dikkat çekmektir. Önceki yazıda olduğu gibi bu yazıda da konuyla ilgili diğer ayetlerin içeriğinden de faydalanılmış ancak sure isimleri ve ayet numaraları belirtilmemiştir.

Âdem’in yaşadığı cennetin özellikleri şöyle anlatılmaktadır: “Şüphesiz sen orada acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın. Ve sen orada susamayacak ve güneş sıcağında yanmayacaksın.” (Tâhâ 20/118-119). Bu cennet Âdem’e barınma, örtünme sıkıntısı yaşatmayacak konforlu bir yerdir. Allah’a itaat ettiği sürece hayatı güzel bir şekilde devam edecektir. Şeytanın niyeti ise onu Allah’a karşı gelmeye davet edip sıkıntıya düşürmektir: “Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve ‘Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi?’ dedi.” (Tâhâ 20/120). Şeytanın günahı zorla işletme yeteneği yoktur. Sadece vesvese verir ya da yolundan gidenlerin ayartmasıyla günah işletir. Bu ayette şeytan, Âdem’e “Allah’a karşı gelmeyin!” emrine uygun hareket etmemenin ebedi yaşatacağı vesvesesini vermektedir. Her insanda ebedi yaşama arzusu vardır; fakat o yer dünya değil, ahirettir. Şeytan bu vaadini, itaatsizlik edilebilen ve bundan dolayı çıkılabilen bir cennette/bahçede vermektedir. Bu bahçe de büyük ihtimalle dünyada olsa gerektir.

Âdem ve eşi, şeytanın verdiği vesveselere kandı: “Böylece ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri açıldı ve cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi ve yolu şaşırdı.” (Tâhâ 20/121). Ayet, şeytana uymakla bedendeki ayıp yerlerin açılması arasında bir ilişki kurmaktadır. Yani şeytana uymanın sonuçlarından birisi, gereği gibi örtünme duyarlığından uzaklaşmaktır. Âdem, şeytana uymakla yolunu kaybetmiştir. Yolu bulmak, Allah’ın emirlerine itaatle mümkündür. O da itaat yolunu seçmiş ve eşiyle birlikte imkânlar ölçüsünde örtünmüştür.

Günah işlemeyi teşvik eden şeytan, bu yaptığından memnunken Âdem ağaçtan yiyerek suç işlemesinin ardından pişman olmuştur: “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.” (Tâhâ 20/122). Merhametli olan Allah, öz eleştiri yapan Âdem’in bu erdemini, onun tövbesini kabul edip şeytanın yolundan uzaklaştırarak ödüllendirmiştir. Kullar ne kadar günah işlemiş olursa olsun yönelmeleri gereken varlık Allah’tır.

Allah, Âdem’in tövbesini kabul edip ona doğru yolu göstermiş olsa da Âdem’in işlediği suçun, onun ahiret öncesi hayatının geri kalan kısmını ilgilendiren bir cezası olmuştur: “Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Artık size benden hidayet geldiğinde kim hidayetime uyarsa o ne sapar ne de bedbaht olur.” (Tâhâ 20/123). Ayette birbirine düşman olarak inecek olanlar; Âdem ve soyu, şeytan ve takipçileridir. İnsan ve şeytan arasındaki düşmanlık, insana secde emriyle başlamıştır. Allah, şeytanın vesveselerine karşı insanlara merhamet göstermiş ve doğru yola gitsinler diye peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Kurtuluş İslâm’dadır. Dünya hayatının tamamen son bulmasıyla insanlar da cinler de -Şeytan da cindir.- olumlu ya da olumsuz yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.

Allah’ın kullarına ikram edip yol göstermesine rağmen, bu nimeti görmezden gelenler mutlu olamazlar: “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.” (Tâhâ 20/124). Mutluluğun yolu Allah’a teslim olmaktan geçer. O’na itaat edenler, dünyada da ahirette de saadet içinde olur. Karşı gelenler ise her ne kadar dünyevi mülkiyetleri yerinde görünse de mülkiyet bolluğu, mutluluğun garantisi değildir. Hakikate ve hidayete kör davrananlar, ahirette kör olarak toplanacaktır. Kör olarak diriltilmekten Allah’a sığınırız.

Tâhâ suresi bağlamında Âdem kıssasına dair bu yazıda ele alınan ayetlerden[2] anlaşıldığı kadarıyla yaratılan varlıklar içinde Âdem’e saygın bir konum verilmiştir; ancak onun yaratılmış varlıklar içinde “en saygın” varlık olduğu kesin değildir. Muhtemelen o ve eşi dünyada imkânlı bir yerde yaşadılar; ancak şeytana uyup Allah’a karşı gelme suçu işledikleri için sıkıntıya düştüler. İnsanlardan beklenen şey, hiç yanlışa düşmemeleri değil, günah sonrasında pişman olup Allah’a yönelmeleridir. İnsanın karşısında iki tane yol vardır: Şeytanın ve Allah’ın yolu. Şeytanın yoluna uymanın sonu ahirette körlük ve cehennem azabıdır. Allah’ın yoluna uymak ise dünya ve ahiret saadeti getirir.

 

[1] Tâhâ 20/115-117.

[2] Tâhâ 20/118-124.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.