Psikolojik Danışman Ali Şeker
Şizofreni Spektrumu Bozuklukları: Gerçeklik Algısının İncelendiği Noktada İnsanı Anlamak
Bir insanı anlamak çoğu zaman söyledikleriyle başlar. Ama bazı durumlarda sözler vardır, cümleler kuruludur; yine de anlattıkları şey, bizim bildiğimiz gerçeklikten farklı bir yerden gelir. Düşünceler dağınık görünebilir, algılar değişebilir, duygular beklenmedik şekilde yoğun ya da kopuk hissedilebilir.
İşte bu noktada “şizofreni spektrumu bozuklukları” dediğimiz klinik tablo karşımıza çıkar.
Bu grup bozukluklar, kişinin düşünce, algı, duygu ve davranış alanlarında gerçekliği değerlendirme biçiminde belirgin farklılıkların görülebildiği ciddi psikiyatrik durumlardır. Ancak en başta altını çizmek gerekir: Bu durumlar bir “karakter sorunu” ya da “irade zayıflığı” değildir. Beynin gerçekliği işleme biçimindeki nörobiyolojik bir farklılıktır.
Şizofreni bu spektrumun en bilinen ve en kapsamlı tablosudur. Kişide düşünce akışında dağınıklık, gerçeklik değerlendirmesinde bozulma, algısal farklılıklar ve sosyal işlevsellikte belirgin zorlanmalar görülebilir. Zaman zaman kişinin deneyimi, dış dünyanın ortak gerçekliğiyle uyumsuz hale gelebilir. Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır ve damgalanma riski taşır. Oysa şizofreni yaşayan birey “gerçekliği tamamen kaybetmiş” biri değil, gerçekliği farklı bir biçimde işleyen bir zihinsel deneyim içindedir.
Şizofreni spektrumunun bir diğer önemli başlığı şizoaffektif bozukluktur. Bu tabloda hem şizofreni belirtileri hem de duygu durum bozukluğu belirtileri bir arada görülür. Yani kişi hem düşünce ve algı alanında zorlanmalar yaşayabilir hem de belirgin duygu durum değişimleri deneyimleyebilir. Bu bozukluk kendi içinde iki farklı görünümle karşımıza çıkar: depresif tip ve mani tipi.
Depresif tipte çökkünlük, isteksizlik, enerji kaybı ve umutsuzluk gibi depresif belirtiler ön plandadır. Buna zaman zaman düşünce ve algı alanında gerçeklikten uzaklaşma belirtileri eşlik edebilir. Kişi hem duygusal olarak ağır bir yük hisseder hem de zihinsel olarak zorlayıcı bir süreçten geçer.
Mani tipinde ise tam tersi bir tablo görülebilir. Taşkınlık, aşırı enerji, hızlanmış düşünce akışı, uyku ihtiyacında azalma ve dürtüsel davranışlar ön plandadır. Kişi kendini olağanüstü güçlü, çok hızlı düşünen ya da sınırları zorlayan bir zihinsel durum içinde hissedebilir. Bu tabloya zaman zaman psikotik belirtiler de eşlik edebilir ve gerçek yaşamla uyum zorlaşabilir.
Bu klinik tabloların en önemli özelliği, kişinin yaşamını belirgin şekilde etkileme potansiyelidir. Sosyal ilişkiler, mesleki işlevsellik ve günlük yaşam düzeni bu süreçten etkilenebilir. Bu nedenle erken farkındalık oldukça kritiktir.
Peki ne zaman dikkat edilmelidir?
Kişide gerçeklik değerlendirmesinde belirgin değişimler, düşünce akışında dağınıklık, sosyal geri çekilme, duygusal ifadelerde belirgin farklılıklar ya da davranışlarda alışılmışın dışında değişimler gözlemleniyorsa, bu durum mutlaka ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Bu noktada ilk ve en önemli adım gözlem ve doğru yönlendirmedir. Aile ve yakın çevrenin değişimi fark etmesi sürecin başlangıcını oluşturur. Ancak bu tür durumlarda değerlendirme mutlaka bir psikiyatri uzmanı tarafından yapılmalıdır. Çünkü şizofreni spektrumu bozuklukları, tıbbi ve psikiyatrik müdahale gerektiren klinik durumlardır.
Tedavi süreci genellikle ilaç tedavisi, psikososyal destek ve düzenli takip ile yürütülür. Amaç kişiyi değiştirmek değil, gerçeklik algısını dengelemek, yaşam kalitesini artırmak ve işlevselliği yeniden güçlendirmektir.
Toplum olarak en sık yapılan hatalardan biri bu bireyleri anlamak yerine uzaklaşmak ya da damgalamaktır. Oysa bu süreçte en kritik ihtiyaçlardan biri anlaşılmaktır.
Çünkü şizofreni spektrumu bozuklukları yaşayan bir birey “gerçek dışı” biri değildir. Sadece gerçekliği farklı bir şekilde deneyimleyen bir insandır.
Ve çoğu zaman en önemli gerçek şudur:
Anlaşılmayan bir zihin, daha çok kapanır…
anlaşılan bir zihin ise destekle yeniden denge bulabilir.