Mehmet Tozoğlu
GÖNÜLDEN GÖNÜLE PAZAR SOHBETLERİ -3-
Çınarın Gölgesindeki Adam
Üçüncü Bölüm: İlk Kazanç
Bu hikâyede anlatılan kişi, olay ve karakterlerin tamamı hayal ürünüdür. Gerçek kişi, kurum veya yaşanmış olaylarla herhangi bir ilgisi yoktur. Benzerlikler tamamen tesadüftür.
Pazar sabahı…
Çınarın altındaki masada yine dört ihtiyar vardı.
Çaycı Hüseyin, çayları bırakır bırakmaz sandalyelerden birini çekip sessizce oturdu.
Artık o da bu hikâyenin bir dinleyicisiydi.
İhtiyar, genç çaycıya bakıp tebessüm etti.
“Evlat… Geçen hafta o çocuğun babasının nasihatlerini dinledin. Şimdi de alın terinin nasıl bir insanı değiştirdiğini dinle.”
Masadakiler sessizce başlarını salladı.
İhtiyar anlatmaya başladı.
Çocuğun adı Yusuf’tu.
On iki yaşına yeni girmişti.
Üzerindeki gömlek ağabeyinden kalmıştı.
Pantolonunun dizleri yamalıydı.
Ayakkabılarının altı ise hâlâ su alıyordu.
Ama gözlerinde fakirlik değil…
Umut vardı.
Bir sabah babası cebinden birkaç bozuk para çıkarıp avucuna bıraktı.
“Bunları harcaman için vermiyorum oğlum.”
“Bunlar senin sermayen.”
Yusuf şaşkınlıkla babasına baktı.
“Ne yapacağım bunlarla?”
“Alıp satacaksın.”
“Az kazanırsan üzülme.”
“Çok kazanırsan da şımarma.”
“Çünkü insanı zengin eden para değil, berekettir.”
Yusuf doğruca çarşıya indi.
Pazarda, yaşlı bir amcanın el arabasında mis gibi elmalar vardı.
Uzun uzun baktı.
Yaşlı satıcı gülümsedi.
“Evlat, alacak mısın?”
“Amca… Param az.”
“Az parayla da ticaret yapılır evladım.”
Yusuf, elindeki bütün parayla birkaç kilo elma aldı.
Akşama kadar sokak sokak dolaştı.
“Tatlı elma… Taze elma…” diye seslendi.
Kimi yüzüne bile bakmadı.
Kimi fiyatını pahalı buldu.
Kimi de “Yarın gel.” diyerek geri çevirdi.
Tam umudunu kaybetmek üzereyken yaşlı bir kadın onu durdurdu.
“Oğlum… Bana bu elmaları verir misin?”
Yusuf’un yüzü aydınlandı.
Kadın, elmaların parasını verdi.
Sonra avucuna küçük bir miktar daha bıraktı.
“Bu da dürüstlüğün için.”
Yusuf şaşırdı.
“Fazla verdiniz teyze.”
Yaşlı kadın gülümsedi.
“Hayır evladım.”
“Ben elmaya değil, terbiyene para verdim.”
Akşam olduğunda Yusuf eve koşarak geldi.
Kazandığı paraları annesinin avucuna bıraktı.
Annesinin gözleri doldu.
“Helâl mi oğlum?”
Yusuf hiç düşünmeden cevap verdi:
“Alnımın teriyle kazandım anne.”
Annesi parayı öpüp başına koydu.
“Helâl kazanılan az para, haram kazanılan servetten daha kıymetlidir.”
O gece sofrada sadece kuru ekmek ve çorba vardı.
Ama o sofrada…
Nice zengin konaklarda bulunmayan bir huzur vardı.
İhtiyar anlatmayı bıraktı.
Çaycı Hüseyin’in gözleri nemlenmişti.
“Ne güzel çocukmuş…”
İhtiyar derin bir nefes aldı.
“Evet evlat…”
“İnsan bazen ömrünün en güzel günlerini, cebinde para yokken yaşar.”
Sonra yüzündeki tebessüm kayboldu.
“Ne yazık ki…”
“Her kazanç, insanı zengin etmez.”
“Bazı kazançlar, insanın kalbinden bir şeyler eksiltmeye de başlar.”
Çınarın dalları rüzgârla hafifçe sallandı.
Masadaki çaylar yine soğumuştu.
Fakat hikâye, asıl şimdi derinleşiyordu.
İhtiyar ayağa kalktı.
Bastonuna yaslandı.
Uzaklara bakarak yavaşça konuştu:
“Haftaya pazar, Yusuf’un açtığı o küçücük tezgâhın nasıl koca bir dükkâna dönüştüğünü… Ve hayatına ilk defa giren bir adamın kaderini nasıl değiştirdiğini konuşacağız.”
Haftaya Pazar, Gönülden Gönüle Pazar Sohbetlerinde buluşmak duasıyla…
Allah’a emanet olunuz.