Hatice Karakuş
Sıkılmak Bir Lükstür
Bugünlerde kime dokunsanız aynı sitemi duyuyorsunuz: "Her günüm aynı, çok sıkıldım." Sabah aynı alarm, aynı trafik, aynı işler, aynı akşam yemeği... Hayatın bir döngüye hapsolduğu, heyecanın tükendiği o gri günlerden şikayet etmek, modern insanın en popüler hobisi haline geldi. Oysa bilmediğimiz bir gerçek var: "Sıkıcı" dediğimiz o günler, aslında hayatın bize sunduğu en sessiz mucizelerdir.
Çünkü hayatın gerçek fırtınaları koptuğunda, insan o "sıkıcı" pazartesileri özlemle yad eder.
İnsan, sağlığının kıymetini bir hastane koridorunun keskin dezenfektan kokusunu içine çekmeden; huzurun kıymetini ise uykularını kaçıran bir keder kapıya dayanmadan anlamıyor. Geçtiğimiz günlerde bir dost meclisinde, hayatın iki farklı yüzü çarpıştı. Bir yanda borç batağında boğulduğunu hisseden, çıkış yolu arayan bir genç; diğer yanda ise amansız bir hastalıkla pençeleşen, bedeni yorgun bir bilge...
Borçlu olanın sitemine karşılık, hastalıktan başını kaldıramayan o dostun kurduğu cümle, hayat dersi niteliğindeydi:
"Keşke benim de sağlığım yerinde olsaydı da borcum olsaydı. Kalkar çalışır, öderdim. Ama ben bugün yataktan bile çıkamıyorum."
Bu cümle, perspektifimizi kökten değiştirmeli. Borç ödenir, iş bulunur, kırılan dökülen onarılır; ama bir kez kaybedilen sağlık veya yitirilen bir huzur, parayla pulla yerine konmaz.
"Bugün de bir şey olmadı" diye hayıflandığınız her akşam, aslında şükretmek için koca bir sebeptir. "Bir şey olmaması", o gün kötü bir haber almadığınız, sevdiklerinizin canının yanmadığı ve evinizde her zamanki tencerenin kaynadığı anlamına gelir.
Sıradanlık, aslında fırtınadan önceki sessizlik değil, fırtınanın uğramadığı korunaklı bir evdir. Eğer bugün "of her şey aynı" diyebiliyorsanız, hayatın o ağır sınavlarından birinde değilsiniz demektir.
Unutmayın, bugün "sıkıcı" bulduğunuz o durağan günler, yarın bir gün en büyük hasretiniz olabilir. Sağlığınız yerindeyse, sevdikleriniz hayattaysa ve tek derdiniz günlerin monotonluğuysa; dünyanın en zengin insanı sizsiniz demektir.
İnsan doğası gereği elindekinin kıymetini ancak boşluğuyla sınandığında anlıyor. "Sıkıcı" dediğimiz o rutin, aslında hayatın bize sunduğu en büyük konfor alanı; fırtınasız bir liman.
Sıkılmanın tadını çıkarın. Çünkü sıkılmak, her şeyin yolunda olduğunun en dürüst kanıtıdır.