M. Faik Özdengül

M. Faik Özdengül

Sen Kimsin?

Yeni doğmuş bir bebeğe sorsanız sen kimsin diye vereceği cevap ağız olur, zira sadece onun farkında ve hazza onunla ulaşıyor. Dünya nedir diye sorun, vereceği cevap memedir. Çünkü haz kaynağı olarak sadece onu biliyor. Acıktığı zaman ağlıyor. Etrafında tutarlı bir anne varsa fark ediliyor ve hazza ulaşıyor. Eğer gecikirse hazza ulaşması ağlamasının şiddeti artıyor. Gücü yettiğince. Anneler ve bebekleri arasında farklı bir iletişim var tıpkı infraruj gibi birbirlerini sağ beyinleriyle okuyabiliyorlar.

İşte saldırganlığın ilk başladığı yer hazzın gecikmesi ve önemsenmemek.

Annelerin bu dönemde optimum kırılmalarla bebeğin hazza ulaşmada kısa beklemeler yaşamasını sağlayıp, bebeklerine büyüyünce sabretmeyi , isteklerini bastırabilmeyi, erteleyebilmeyi, geciktirebilmeyi öğretmesi gereği de ortaya çıkıyor. Yok olarak değil, görünmeyerek, kaybolarak değil. Onu sevip okşayarak, anlatarak, gülerek.

Etrafımızda dayanamıyorum diye başlayan söze. Bir sürü insan. Hazzı erteleyebilme özellikleri gelişmemiş. Hemen olsun istiyor. Sabredemiyor. Ramazanda oruca dayanamam diyor. Cinselliğe, yemeğe, başarıya, sonuca hemen ulaşmak istiyor. Geciktiremiyor. İçgüdülerini bastıramıyor. Durduramıyor. Sabırla çalışmayı karıştırıp dayanma yemeği yapamıyor ve asıl yemeğe ulaşamıyor.

Eğer anne sevgiyle, okşayarak, önemseyerek optimal kırılmalar yapmıyorsa, bebek ağladığında fark edilmiyorsa ilk öfke tohumları atılıyor. Saldırganlık öfkeyle beraber birikmeye başlıyor. Eli ayağı oynamaya başlayınca irade de eklenince buna, karşımıza ağladığı için duyulmamış önemsenmemiş bebek, saldırgan birisi olarak çıkacak, kendini bağırarak öfkelenerek anlatacak.

Şöyle diyecek: ben çabuk sinirleniyorum, beni kimse duymuyor, çabuk öfkeleniyorum, her şeyi kırıp dökmek geliyor içimden, kimse beni görmezden gelemez, ben kimim biliyor musunuz, görmezden gelinmeye dayanamam, çabuk amirinizi çağırın bana, kimse bana bunu yapamaz…

Eğer daha oyun çocuğuysa sürekli bir şeyleri kıracak, sesi hep yüksek çıkacak, yerinde duramayacak…

Öğretmense öğrencisi dediğini duymazsa bağırıp çağıracak,

Hep var olma savaşı verecek, içindeki bir yer yalvaracak diğer yanı bağırıp çağırırken, lütfen beni duyun, lütfen beni önemseyin, lütfen beni görmezden gelmeyin…

Bebek dünyayı annesinin yüzünden tanıyacak, eğer gülüyorsa ona bakan yüz ben iyiyim diyecek, iyi kendilik tasarımı oluşmaya başlayacak, asıksa ona bakan surat ben kötüyüm diyecek, kötü kendilik tasarımı oluşmaya başlayacak, annenin yüzüne göre şekillenecek kendilik tasarımı. Tutarsız ve mutsuz bir anneyse kendilik tasarımında sorunlar kopukluklar oluşacak. Hayatının sonraki bölümlerinde iyi ya da kötü olduğuna karar verebilmek için başka yüzlere bakacak. Ona nasıl dendiğine nasıl davranıldığına, asık bir yüz görürse ben değersizim diyecek, ya da ona bağırıldığında, eleştirildiğinde… değerli olduğuna önemli olduğuna inanmakta zorluk çekecek. Her eleştiriyi aşağılanma olarak algılayacak, öfkesini kontrol edemeyecek, mutlu ya da değerli hissetmesi kendini hep başkalarına bağımlı olacak, başka yüzlere, başkalarının davranışlarına göre.

 Ta ki bir gün iç görü kazanıp her insanın hem iyi hem kötü olabileceğini fark edinceye kadar, iyi yönlerinin güçlendirilip geliştirilebileceğini iyi ya da kötü olmanın başkalarına bağlı olmayacağını anlayıncaya kadar, kendisine ancak kendisinin değer katabileceğini öğreninceye kadar, kendi yüzünü güzelleştirip dünyayı güzel yapabileceğini öğreninceye kadar…

www.pozitifdegisim.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum