Mehmet Tozoğlu

Mehmet Tozoğlu

ŞEHİTLER TOPRAĞA DÜŞERKEN, MENFAATÇİLER SALTANAT KURDU

Öncelikli ve En Önemli Şerh:

Zamanında Hizmet Hareketi diye adlandırılan cemaatin içinde bulunmuş ya da hiç bulunmamış; tek gayesi Allah’ın rızasını kazanmak olan, evlatlarını vatana, millete ve ahlaka bağlı bireyler olarak yetiştirmekten başka hiçbir hedefi bulunmayan; bayrağını, vatanını ve mukaddesatını canından aziz bilen samimi, ihlaslı ve tertemiz insanlarımızı tamamen tenzih ederiz.

Onlar, bu ülkenin görünmez harcı, milletimizin sessiz kahramanları ve baş tacı evlatlarıdır.

Bizim sözümüz asla bu vatansever ve samimi insanlara değildir. Bizim sözümüz; dini, imanı ve insanların temiz duygularını kendi menfaatine alet eden, makam ve çıkar uğruna kul hakkını hiçe sayan, her devrin rengine bürünerek kendine alan açmaya çalışan fırsatçılaradır. Tarih de vicdanlar da kimin ne yaptığını unutmaz.

Bazı geceler vardır; yalnızca takvim yapraklarında kalmaz, milletlerin hafızasına kazınır.

O gece de öyleydi.

Kimi tankların önüne yürüdü, kimi kurşunlara göğsünü siper etti, kimi ise ardında gözü yaşlı bir anne, yetim bir evlat ve yüreği yanık bir eş bırakarak Rabbine yürüdü.

O yiğitler makam için değil, şöhret için değil, dünya nimetleri için hiç değil; yalnızca vatan yaşasın diye can verdiler.

Bugün üzerinde yürüdüğümüz bu toprağın her karışında onların duası, kanı ve emaneti vardır.

Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.

Fakat insanın yüreğini yakan yalnızca o gecenin acısı değildir.

Asıl acı; şehit aileleri sabırla gözyaşı dökerken, gaziler hayatlarına tutunmaya çalışırken ve millet yaralarını sarmaya uğraşırken, bazı fırsatçıların hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edebilmesidir.

Vicdanı kanatan da budur.

Alın teriyle yaşayan insanlar sessizce mücadele ederken, her dönemin şartlarına göre yön değiştirenler çoğu zaman rahatlarını koruyabiliyor.

Emek veren bekliyor…

Hak eden geri planda kalıyor…

Fakat menfaatin peşinden koşanlar, çoğu zaman kendilerine yeniden yer bulabiliyor.

İşte adalet duygusunu yaralayan da tam olarak budur.

Devlet dediğimiz yapı yalnızca bugünü yöneten bir mekanizma değildir.

Devlet; dünü unutmayan, bugünü doğru okuyan ve yarını bugünden inşa eden akıldır.

Devletin hafızası güçlü olmazsa, liyakat zedelenirse, emanet ehline verilmezse ve milletin iyi niyeti yeniden istismar edilirse, bedelini yalnız bugünkü nesil değil, henüz doğmamış çocuklarımız bile öder.

Bu yüzden devletin en büyük zırhı silahı değil, adaletidir.

En büyük gücü korku değil, liyakatidir.

En sağlam kalesi beton duvarlar değil, milletin güvenidir.

Devlet; günü kurtaran değil, geleceği koruyan akıldır.

Acılar unutulursa, hatalar tekrar eder.

İbret alınmayan tarih, kendisini yeniden yaşatır.

Bu millet, inancı istismar edenlere, dini menfaat aracı hâline getirenlere ve devletin kapısını şahsî hesapların eşiğine çevirmek isteyenlere bir daha asla fırsat vermemelidir.

Çünkü bu vatan makam hırsıyla değil, şehit kanıyla ayaktadır.

Bu bayrak sözle değil, fedakârlıkla dalgalanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki bir devleti ayakta tutan yalnızca ordusu değildir.

Bir milleti yaşatan yalnızca ekonomisi değildir.

Bir ülkenin gerçek teminatı; adalet, liyakat, feraset ve daima uyanık bir devlet aklıdır.

Şehitlerimizin aziz hatırasına olan borcumuz da budur:

Adaletten ayrılmamak…

Liyakati asla terk etmemek…

Devleti her türlü sinsi yapılanmaya ve menfaat şebekesine karşı daima uyanık tutmak…

Çünkü bazı emanetler yalnızca toprağa verilmez.

Onlar, milletin vicdanına emanet edilir.

Ve vicdan, kendisine emanet edilenleri asla unutmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.