Rahim Demirbaş (2)

Sevgili öğretmenim Rahim Demirbaş’ın mektubunun ikinci bölümünü yayınlamak istiyorum. Yeşile çok ihtiyacımız olan şu günlerde…

“Kıymetli yazar, ben de bu arada birkaç devlet adamına ve kuruluşa başvurdum. Ya derdimi iyi anlatamadım ya da bürokrasi engel oldu. Ya da ben dolandırıcı sanıldım. Başvurduğum yerlerden kredi talep etmedim. Bana su bulup bir ödeme takvimi belirtiniz dedim. Değerli Yazarım, size ulaşmaya çalışmamın en büyük nedeni: Benim şu anda iki şeye ihtiyacım var. Biri çalıştığım sahada su, İkincisi de çukur açacak kepçe. Gücüm tükenmeseydi kimseyi rahatsız etmeyecektim. Akıl veriniz ve de yardım ediniz. Şuna inanıyorum ki; benim isteklerimi devletim veya herhangi bir kuruluş yerine getirebilir. Ben para yardımı filan istemiyorum. Sizin etki gücünüzün ve de sözünüzün daha tesirli olduğunu düşünerek kapınızı çaldım. Maksadım şov ve reklâm yaparak menfaat temin etmek değil. Başladığım işin yarıda kalmasını istemiyorum.
Kesmeden de yaşanır
Ben şuna inanıyorum: Biz belki dedelerimiz gibi toprak fethedemeyiz, ama topraklarımızı 20 kat verimli hale getirirsek sanki 20 kat toprak fethetmiş gibi oluruz. Ülkemizin her tarafını yağmur ormanları gibi oranlandırırsak, hem ülkemiz hem de bütün insanlar fayda görür.
Sizin işlerinizin yoğunluğunu biliyorum. Belki de bu isteğimi umursamayabilirsiniz. Şundan eminim; sizler de güzel ilçemizde iyi işler olması için; uyarıcı yazılar yazıyorsunuz. Ne olursa olsun ben yine de ısrarla sizlerin kapısını çalmaya devam edeceğim. Yaptığım iş, çevreme hatta ülkeme örnek olacak diye düşünüyorum. Benim çalıştığım araziden çok daha elverişlisine sahip olan nice insanımız vardır, belki örnek alır. Bu iş bir tutkudan öte ülke sevgisi. Tarihte okuyoruz, dedelerimiz bugün evlenmiş, ertesi gün ülkesi için harbe gitmiş, bir daha da dönmemiş. Bu topraklar için şehit olmuşlar. Bizim çalışmamız o fedakârlığın yanında ne ki? Bu rahmetlilerin torunları olan bizler, her şeye çalışmadan, öğrenmeden kavuşmak mı istiyoruz? Bizim tayinimizi memleketin mahrumiyet bölgesi dediğimiz (Onu da biz o hale getirmişiz) bir yerine çıkarsalar gitmemek için elimizden geleni yaparız. Bu ülkeye kim sahip çıkacak? Öğretmen okulunda okurken bir marşımız vardı: 'Şanlı yurdum seni yüceltmeye antlar olsun'. Ne oldu? Onlarca ziraat, orman ve veteriner fakültesi var. Toprağımız bol, güneşimiz bol, suyumuz pek çok ülkeye göre yeterli. Hazineler üzerinde aç oturuyoruz.
Ben ormanı dikmeye başlayalı 8 yıl oldu. O günden beri pek çok köylüm çalışma imkânı buldu. Eğer benim yaptığımı yapan insanların sayısı çoğalırsa çok kişi köyünü terk etmezdi. Bana sahip çıkınız. Benim siyasi bir gücüm yok. Maddi imkânım kalmadı. Kimseden para yardımı istemiyorum. Daha önce birkaç kere teşebbüs ettim. DSİ'ye yazıldı. Orası da baştan savdı. 'Sana kuyu kazarız ama metresini 300 liradan, bu da senin boyunu aşar' dediler. O zaman özel sektör metresini 30 liradan kazıyordu. Nasıl olur bu dediğimde 'Üst makamdan gelen yazıya cevap vermeyelim mi?' yani dediler.
Köyüm Konya Ereğli'sine 50 km mesafede Karacadağ üzerinde Beyören Köyü.”


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.