Prof. Dr. Ali Akpınar

Prof. Dr. Ali Akpınar

Peygamberimizin Eli / Yed-i Beyzâsı

Allah’ın elçisi Hz. Muhammed, bir insandır, lakin O sıradan bir insan değildir. O, Yüce Yaratıcının son peygamber olarak hazırlayıp seçtiği, ilahî lütuf ve yardımlarıyla desteklediği, kendi koruması altına aldığı her bakımdan donanımlı bir insandır.

O, muhteşem ahlakı ile olduğu gibi, fiziği ile de insanların en mükemmeli idi. Onun şemâl-i şerifi dikkatlice okunduğunda bu husus açıkça görülür.

Efendimizin duruşu, bakışı, düşünüşü, sevinmesi, gülümsemesi, kızması, konuşması, susması, yürümesi gibi insanî özellikleri de diğer insanlarınkinden oldukça farklı ve ona özgü idi.

Onun mübarek eli de günaha/harama uzanmaması, hep hakkın ve hayrın eli olması bakımından herhangi bir insan elinden farklı idi. Yüce Allah, Musa peygamberine Yed-i Beyzâ, yani koynuna sokup çıkardığında ışık saçan beyaz el mucizesi vermişti.[1] Peygamberimizin mübarek elinin de bu mucizeden kalır yanı yoktu.

Şöyle ki:

Onun eli, sıkı değil, esen yeller yağan yağmurlar gibi açık ve cömertti. Çünkü O, Yüce Allah’ın şu emrine muhatap olmuştu: Elini boynuna asıp cimri olma, bütünüyle açıp savurgan da olma.[2] Bir şair, onun cömertliğinin bulutlara benzetilmesinin hata olacağını şöyle dile getirir: Senin için, bulutlar gibi cömert demek hatadır Ya Rasulallah! Çünkü bulutlar yağmurlarını yeryüzüne indirirlerken gözyaşı dökerler. Sense gülerek, severek verirsin, sevdiğinden verirsin, verdiğini seversin ya Rasullallah! Bu yüzden sen, bulutlardan da cömertsin!

Onun mübarek eli, yalnızca Yüce Allah’a açılır, O’ndan başkasına asla açılmazdı.  

Onun dua için semaya kalkan eli, asla boş çevrilmez, kabul olmuş dualar ve rahmet yağmurları ile geri dönerdi.

Avucuna aldığı taşların zikretmesi ile Onun eli, adeta bir zikirhane idi.

Düşmanları üzerine saçtığı toz zerreciklerinin onları etkisiz hale getirmesi ile Onun eli ilâhî bir cephane idi. Hicret esnasında evini kuşatanların üzerine bir avuç toprak saçmış, bu onları etkisiz hale getirmişti. Aynı şekilde gazvelerinde düşmanları üzerine saçtığı kum zerrecikleri onların üzerinde gülle etkisi yapmıştı. Nitekim Rabbimiz, Attığın zaman sen atmadın, Allah attı[3]  buyurmuştur.

Kendisine gelen hasta ve yaralılara temas etmesi sonucu onların şifa bulmaları sebebiyle Onun eli, Hz. İsa peygamberin mübarek eli gibi Rabbânî bir eczahane idi.

İşaretleri ile gökyüzündeki kamerin ikiye parçalanması, mübarek elinin celâlî yanı idi.

Suya ihtiyaç duyulduğunda mübarek parmaklarından suların akması ise, onun cemalî yanı idi.

Onun elini sıkarak beyat edenler, Yüce Allah ile beyat etmiş sayıldılar.[4] Doğrusu sana beyat edenler, ancak Allah’a beyat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların elleri üstündedir.[5]

Veda hutbesinde, önce semaya daha sonra ashabına işaret eden eli, teşehhüde kalkan işaret parmağı hep hakikatin tanığı olmuştu.

Peygamberimizin asıl manevî eli ise, onun gösterdiği, işaret buyurduğu yol ile tüm insanlığın hidayete ermesidir.

Onun bu manevî eline tutunup O’nun gösterdiği yolda yürüyenler, Mahşerde Havz-ı Kevser’in başında Onun elinden içme lütfuna mazhar olacaklardır. Yani O, bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da ruhunu Allah’a, elini ise ümmetine verecektir.

Bizlere düşen ise Onun tüm insanlığa uzanan eline sımsıkı tutunmaktır. Bu ise, Onu doğru bir şekilde tanımak, O’nun sünnetini gereği gibi yaşamakla mümkün olacaktır.

[1] Ey Musa, elini koynuna koy ki ayıpsız bir beyazlıkta çıksın… 20 Taha 22, 27 Neml 12, 28 Kasas 32.

[2] 17 İsra 29.

[3] 8 Enfal 17.

[4] Bkz. Said Nursî, Mektubât, s, 129-131.

[5] 48 Fetih 10.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.