Müfettişlik üzerine…

Van Savcısının kararı üzerine yapılan yorumlar bana, daha önce benimde maruz kaldığım bir haksızlığı ve müfettişlik üzerine düşüncelerimi hatırlattı. Ne gariptir ki, her konuşan kararın ağır olduğunda hem fikir ama bir şey yapamıyorlar. Oysa karar iki müfettişin yazdıklarıyla başlıyor. Devlet müfettişlere öyle yetkiler vermiş ki mahkemelere gerek yok. Müfettişlerin verdikleri karar aksine bir mahkeme kararı olmadıkça hukuk belgesi yerine geçiyor. Şimdi Savcı vaktinde faydalandığı kararların kendi ayaklarına dolanmasının acısını çekiyor ama çok geç. Ben şimdiye kadar mahkemelerin hiç birinden müfettişler tarafından verilen tek kişilik kararların ne için mahkeme kararları gibi algılandığına itiraz edeni okumadım. Öyle olunca da bıçak bazen kendini kesiyor.

Sözüm bilenlere değil, bilmeyenlere. Yıllarca önce SSK Doğumevi’nde kalite çalışmalarına başladık. Çalışmalar sonucunda trilyonluk tasarruflar sağlarken bazı personelin de akçeli işlerde bayağı mesafe aldıkları ortaya çıktı. Yapılması gereken hemen onları yerlerinden almaktı. Öylede yaptık. İlk itiraz o günlerin ANAP İl Başkanından geldi. Çok ilginçtir olaydan hiç haberi olmadığını anlatan şu cümlesi halen kulaklarımdadır. Bizim adamlarımızı alıp yerlerine kimleri getiriyorsun. Üstelik bununla da kalmadı Çalışma Bakanı Okuyana her gün beni şikâyet etti. Ama bakan uyanık. Öyle lafları pek de dinlemez. O Mehmet Keçeciler’in beni şikâyetine “Mehmet Bey sen bu işlerden vazgeç” diye sırtını okşayarak cevap veren biri. Ama Dinek ısrarında devam etti. Ta ki görevden alınana kadar. Bu arada görevden aldıklarımız “biz bu işte yalnız değiliz. Bir müfettiş gelir ve bunun hesabını sorar diyorlardı” da ben pek dikkate almadım. Derken olaya mahalli basın karıştı. Bir manşet. “Vah SSK’lım Vah”. Baştan sona yalan ve düzmece bir haber. Tetikçilik. Mahkeme sonuçlanmadan gazetecilerin tutuklama kararı çıkınca kimlerin ricacı olarak geldiğini ben biliyorum. Buna avukatımda dâhil.

Gerçekten de bir müfettiş geldi. Daha geldiği gün şikâyeti yapanlarla bir toplantı yaptı. Orada beni görevden almak için geldiğini söyleyerek soruşturma başladı. Ama ne soruşturma. Şikâyeti yapan, bir müfettiş gelir diyenin eşi daktilo olarak görev yapıyor. O da kapıda teşrifat memuru. Her çıkana soruyor şunu, bunu sordu mu? Eşi onları daha sonra soracak diyecek kadar tarafsız bir soruşturma. Olay tarafsızlığını yitirince bende müfettişe gittim ve yaptıklarının teftiş kurallarına aykırı olduğunu söyledim. Üstelik o kadar araştırmaya rağmen bir şey de bulamıyorsun dedim. Cevabı çok ilginçti. “Merak etme Zeki bey. Mutlaka bir şey bulurum” Bunun üzerine konuyu günün genel müdürü ve eski bir müfettiş olan Demirhan beye aktardım. Bana olayları bildiğini, gerekli ikazlarda bulunduğunu ama beni listeye aldıklarını söyledi. Yapabilecek tek bir şey kaldığını, bir yazı yazarak müfettişi kuruma şikâyet etmemi söyledi. Ben yapmadım. Şimdi diyorum ki aslında yapmak lazım, mücadele etmek lazımmış.

Sonra anlamsız ve her okuyanı güldüren kararlarla iki disiplin cezası aldım. İlk amaç gerçekleşmişti. Artık Genel Müdür olmazdım. Çünkü tüm SSK’nın ortak görüşü burayı ancak Zeki düzeltirdi. Sonra da iki mahkeme yapıldı. Her ikisinden de beraat ettim. Mahkeme olacağım yazıları tüm Konya’ya mektupla dağıtılırken beraatımdan haberdar olan olmadı. Üstelik mahkemelerden biri ile ilgili olarak bilirkişi olarak tayin edilmiş üç hukuk profesörünün “dosyaya bakarak bu kişi hakkında disiplin cezası dahi verilemezken mahkeme kararı şaşırtıcıdır” ifadesini hiç unutamıyorum. İki karardan da beraat ederken müfettişin yazdığı “idari görevden alınmalıdır” teklifi, bir AKP milletvekilinin imdadına yetişti ve Zeki tırnaklarıyla bir yere tutunmadan üç aylık bir uğraştan sonra beni biliyorsunuz AKP döneminde eski bir müfettiş kararıyla görevden aldırdı. Biliyordum, engel olmak için gayret sarf etmedim. Konya’daki tepkiyi de azaltmak için “hakkında müfettiş kararı var” diyerek kendini aklamaya çalıştı. Sonra işler iyi gitmeyip tekrar adım gündeme geldiğinde de ağzından kaçırdı. Kendi aldırdığımızı yeniden niye göreve getirelim. Bize ne derler.

Savcı ile ilgili görüşlerim genel kanaatten pek farklı değil. Ama kararın müfettişler tarafından teklif üzerine alınmasına karşıyım. İki kişinin kendilerini yargı yerine koyarak karar vermesine ve bunu uygulamasına karşıyım. Lüzumu muhakeme kararı verilip yargılansın ve meslekten el çektirilsin. O zaman başım gözüm üstüne. Aynısını kendim içinde istemiştim. Bağımsız yargı ve verilecek karara rıza. Bundan daha güzeli olabilir mi?

Bu yazının anlatılmayan teferruatında çok bilgi gizlidir. Geçmişte olan orada kalır. Ama müfettişlik makamının ayaklar altına alınmaması ve başka amaçlara yönelik kullanılmaması için bir Savcı bir gün bu kanuna itiraz ederde onları gereken sınırlar içinde tutar mı bilmiyorum.

 AKP iktidara gelirken söz vermişti. Müfettişlik yasasını değiştirecek ve hakkında karar verilecek kişilerin ve ilgili müfettişinde bulunduğu bir toplantıyla karar ve savunmanın değerlendireceği bir düzen kuracaktı.

AKP den tutulmayan onca sözleri gibi ben de bunu bekliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.