Konyaspor kırmızı ışığı geçti

Konyaspor, Sivasspor’u yenince haftalardır önünde beklediği kırmızı ışıktan kurtulmuştu. Hani kırmızı ışıkta beklerken vitesi bire takar, ayağınız debriyajda beklersiniz, işte öyleydi Sivasspor maçı öncesi durum. Sarı ışığın ne zaman yanacağını bilmediğiniz için de hemen kalkış yapacakmış gibi ara sıra öne doğru hamle yaparsınız. Konyaspor Sivas’ı yenerek vitesi bire taktı, kırmızı ışık sarıya dönmüştü. Gençlerbirliği Oftaş maçı öncesi yeşil ışığın iki maç ileride olduğunu söylemiştim. Şimdi sarıda, kalkış halindeyiz diyebilirim.

Böyle galibiyetler taraftarı öyle rahatlatıyor ki; tam “Bir puan da fena değil” derken 90. dakikada gelen gol cebinize 2 puan daha bırakıveriyor. Açıkçası Ankara’da ilk yarıda oynanan futbola bakınca bir puanla yetinmek insanın zoruna giderdi. Ama oyuna sonradan giren Veysel’in tecrübesi, takımları sadece moral olarak oyalamaktan başka işe yaramayan deplasman beraberliğinin boğazımıza bıraktığı düğümü çözüverdi.

Ben Ankara’da futbolun bütün ilginç yanlarını, güzelliklerini gördüm. İlk yarı sahada iyi oynayan, koşan bir Konyaspor vardı. Geçen hafta hiç hoşumuza gitmeyen Erman Özgür’ün istediği zaman oyunu yönlendirme işini ne kadar iyi yapabildiğini göstermesi çok güzeldi. Çok atak yapmayan ama istikrarlı bir hücum anlayışı olan Oftaş karşısında ceza sahası içinde pozisyon vermemek için defans ve orta saha oyuncularının çabası güzeldi. Ömer’den defalarca geri pas almasına rağmen Kaleci Oğuzhan’ın kendine güvenen görüntüsü güzeldi. Murat Hacıoğlu’nun gol bölgesine yakın oynaması güzeldi. Sedat’ın istikrarı yakaladığını görmek de güzeldi. Veysel’in 83. dakikada oyuna girmesine rağmen sahanın en iyilerinden Erman’dan aldığı güzel pası gole çevirmesi çok güzeldi. Maç sonrası yaptığı olgun açıklama daha da güzeldi.

Ünal Karaman’ın maçtaki ender kötülerden Neca’yı oyundan alması çok daha güzeldi. Kötü oynayan ve 10 maçta 6 sarı kart gören bir oyuncuya tahammül etmek hayli zor tabi.

Maçta kötü demesek de anlamadığım iki nokta var. Ünal Karaman’ın, Washington formunu bulmuşken, onun yerine ilk on birde oynattığı Sabin’e nasıl bir görev verdiği ve maçın seyri içerisinde beraberliğe ikinci yarı oynanan futbola bakarak razı olup olmadığını anlamak güçtü. Sabin öyle bir futbol oynadı ki, sanki 20 dakikada bir rakip ceza sahası önünde bulunması talimatını almış gibiydi.

Maçla ilgili olmayan gelişme ise El Saka’nın maçtan bir gün önce akşam saatlerinde Ünal Hoca tarafından kadro dışı bırakılmasıydı. Galibiyetin üzerine bunu hemen araştırarak canımı sıkmayı istemedim açıkçası. Maçta Burak ve Ömer ikilisinin düzgün futbolu da Saka’yı unutturdu. El Saka’nın “sakat olduğum için oynamadım” derken beş dakika sonra teknik direktörün “kadro dışı” açıklaması da ilginç. Hafta içi El Saka’yı ya da Mısırlıları konuşacağız.

Her şeyi boş verin. Bu üç puan her şeyden ama her şeyden önemli ve güzeldi. Gerisi şimdilik teferruat. Yeşil ışıktaki Rize galibiyeti vitesleri büyütür.

 

Not: Bu yazıyı birilerinin tekrar başa dönüp okuduğunu görüyor gibiyim. O birileri artık basınla uğraşmayı, kamu adına haber ve yazılar kaleme alan gazetecileri düşman olarak görmeyi bir kenara bırakıp, sadece işine bakmayı öğrenmeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar