KAHİRE’DEN DÖNERKEN: EMANETLERİ BIRAKTIK, HİKÂYELERİ SIRTIMIZA ALDIK

Kahire’de tedavi gören Gazzeli mazlum kardeşlerimiz için yürüttüğümüz yardım faaliyetlerinin sonuna geldik.

Şimdi dönüş vakti…

İnsan böyle zamanlarda hangi duyguyu yaşayacağını gerçekten bilemiyor.

Bir yanımız huzurlu. Bize emanet edilen yardımları sahiplerine ulaştırmanın, omuzlarımızdaki emaneti yerine getirmenin huzuru var. Bir yanımız mutlu; ülkemize, evimize, sevdiklerimize döneceğiz.

Ama diğer yanımız…

Diğer yanımızı Kahire’de bırakıyoruz.

Çünkü burada öyle hayatlara dokunduk, öyle hikâyeler dinledik, öyle gözlerin içine baktık ki insan bunları birkaç fotoğrafın, birkaç videonun veya birkaç cümlenin içine sığdıramıyor.

Nereden başlayacağımı, hangisini anlatacağımı gerçekten bilmiyorum.

Gazze’den çıkabilmek için ağır yaralı olmanız gerekiyor…

Burada dinlediğimiz hikâyelerde insanın boğazına düğümlenen ilk gerçeklerden biri buydu.

Gazze’den çıkmak başlı başına büyük bir mücadele. Tedavi amacıyla çıkabilenlerin önemli bir kısmı ağır yaralı hastalar. Yanlarına bir refakatçi alabiliyorlar.

Sonra Kahire’ye geliyorlar.

Fakat çıkmak başka bir acının başlangıcı oluyor.

Çünkü geride bir hayat bırakıyorlar.

Kimi annesini…

Kimi babasını…

Kimi eşini…

Kimi de evladını.

Ve bugün şartlar nedeniyle geri dönememenin belirsizliği içinde yaşıyorlar.

Düşünebiliyor musunuz?

Hayatta olduğunu bildiğiniz evladınıza sarılamıyorsunuz.

Anneniz orada, siz buradasınız.

Babanız orada, siz buradasınız.

Bir tarafta bedeninizde savaşın açtığı yaralar, diğer tarafta yüreğinizde bıraktığınız ailenizin hasreti…

İnsan hangisini tedavi ettirsin?

Sonra bir hastaneye gittik…

“Hastane” diyorum ama gördüğümüz manzara karşısında bu kelimeyi kullanırken bile insan duraksıyor.

İnsanların yerlerde yattığını gördük.

Tedavi bekleyen, ilaca ihtiyaç duyan, ameliyat olması gereken insanlar…

Konuştuğumuz ailelerin önemli bir bölümü bize aynı şeyi anlattı:

Tedavi masrafları… İlaç masrafları… Geçim sıkıntısı…

Savaştan kurtulmuşlar ama savaş peşlerini bırakmamış.

Bombaların sesi kesilmiş olabilir fakat hayat mücadelesi başka bir biçimde devam ediyor.

Bir çocuk gördüm…

Onu unutabileceğimi sanmıyorum.

7 Ekim’den önce herhangi bir sağlık problemi olmadığını anlattılar.

Sonra savaş başladı.

Korku…

Bombalar…

Kayıplar…

Ölüm…

Çığlıklar…

Bir çocuğun zihninin taşıyamayacağı kadar büyük acılar…

Ailesinin bize anlattığına göre yaşadığı ağır travmanın ardından hafızasını kaybetmiş.

Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyor.

Bir an durup düşündüm:

Biz çocuklarımızın geleceğini konuşurken, Gazze’de bazı çocukların geçmişleri bile ellerinden alınmış.

Bir çocuğun oyuncağını alabilirsiniz.

Evini yıkabilirsiniz.

Okulunu yok edebilirsiniz.

Peki hatıralarını kaybeden bir çocuğa çocukluğunu nasıl geri vereceksiniz?

Ve Nur…

Gençliğinin baharında bir kızımız.

Adı Nur.

Onun hikâyesini dinlerken kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Anlatılanlara göre evlerine roket isabet etmeseydi yalnızca 12 saat sonra üniversite diplomasını alacaktı.

Hayali öğretmen olmaktı.

Sınıfına girecek, çocuklara bir şeyler öğretecek, iyi insanlar yetiştirecekti.

Bir genç kızın geleceğe dair ne kadar güzel hayalleri olabilirse onun da vardı.

Fakat o roket yalnızca bir eve isabet etmedi.

Nur’un hayallerine de isabet etti.

Annesinin anlattıklarını dinledik.

Kahire’ye ulaştırıldığında çok ağır yaralıydı. Beynini etkileyen korkunç yaralanmalar yaşamıştı. Felç kaldı. Çene kemikleri kırılmış, dişlerini kaybetmişti. Uzun süre normal şekilde beslenememişti.

Bir tarafta mezuniyet elbisesini giymeye hazırlanan genç bir kız…

Diğer tarafta hayatta kalmaya çalışan ağır yaralı bir beden…

Aralarında yalnızca 12 saat.

İşte savaş bazen 12 saate sığar.

Bir insanın bütün geleceğini, hayallerini ve hayatını değiştirmeye 12 saat yeter.

Hangi birini anlatayım?

Karnındaki bebeğiyle hayatını kaybeden anneleri mi?

Annesiz kalan çocukları mı?

Evladını kaybeden babaları mı?

Bedeninden bir parçasını kaybeden gençleri mi?

Gazze’de ailesini bırakıp Kahire’de tedavi bekleyenleri mi?

Yoksa telefonunun ekranına bakıp ailesinden gelecek bir haberi bekleyenleri mi?

İnsanın bir noktadan sonra anlatacak kelimesi kalmıyor.

Sadece dinliyorsunuz.

Ve bazen kendi dertlerinize “dert” dediğiniz için utanıyorsunuz.

Biz yaklaşık 130 aileye ulaşabildik…

Belki bir ailenin ilacına katkı olduk.

Belki bir çocuğun ihtiyacını karşıladık.

Belki birkaç günlüğüne bir evin yükünü hafiflettik.

Bağışçılarımızın bizlere emanet ettiği yardımları tek tek ulaştırmaya çalıştık.

Yaklaşık 130 ailenin kapısını çaldık.

Fakat bize burada Gazze’den tedavi ve savaş şartları nedeniyle gelmiş çok büyük bir nüfustan, 150 bine varan rakamlardan söz ediliyor.

130 aile…

Ve geride on binlerce hayat.

İşte insanın yaptığı yardımın büyüklüğünü değil, yetişemediği insanların çokluğunu gördüğü yer burası.

Şimdi Türkiye’ye dönüyoruz…

Valizlerimizi toplayacağız.

Havalimanına gideceğiz.

Uçağa bineceğiz.

Birkaç saat sonra kendi ülkemizde olacağız.

Evimizin kapısını açacağız.

Sevdiklerimize sarılacağız.

Ve belki tam da o anda Kahire’de bıraktığımız kardeşlerimizi düşüneceğiz.

Çünkü bizim dönüş biletimiz var.

Onların çoğunun yok.

Biz birkaç gün sonra hayatımızın normal akışına döneceğiz.

Onlar ise bir telefonun çalmasını, bir tedavinin başlamasını, bir ilacın bulunmasını, Gazze’den güzel bir haber gelmesini beklemeye devam edecek.

Biz emanetlerimizi teslim ettik.

Omuzlarımızdaki maddi yük belki hafifledi.

Fakat başka bir yükle dönüyoruz.

Gördüklerimizin yüküyle…

Dinlediğimiz hikâyelerin yüküyle…

Bir çocuğun kaybolan hafızasıyla…

Nur’un yarım kalan öğretmenlik hayaliyle…

Ve geride bıraktığımız insanların gözleriyle…

Kahire’ye gelirken valizlerimizde yardımlarımız vardı.

Dönerken valizlerimiz daha hafif…

Ama yüreğimiz çok daha ağır.

Allah Gazze’nin mazlumlarına yardım etsin.

Onların yaralarını saracak merhameti bizlerden eksik etmesin.

Ve bize emanetlerini teslim ederek yaklaşık 130 ailenin kapısını çalmamıza vesile olan bütün hayırseverlerimizden Allah razı olsun.

Çünkü bazen dünyayı değiştirmeye gücümüz yetmez.

Ama bir insanın dünyasına dokunabiliriz.

Ve bazen bir insanın dünyasına dokunmak, bütün dünyaya karşı insanlığımızı korumanın adıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.