BU FORMA BU KADAR UCUZ DEĞİL BEYLER!

Bir hafta umut, üç hafta hayal kırıklığı...

Bir hafta alkış, beş hafta öfke...

Bir hafta “Bu takım toparlanıyor” diyoruz, ertesi hafta bütün umutlarımız yerle bir oluyor.

Yeter artık beyler! Bu şehir sizin deneme tahtanız değil!

Konyaspor, kendi sahasında Galatasaray karşısında 4-0 mağlup oldu. Ama mesele sadece dört gol yemek değil. Mesele, haftalardır bir türlü istikrar yakalayamayan, taraftarına güven vermeyen, hangi hafta nasıl oynayacağı belli olmayan bir Konyaspor gerçeğidir.

Galatasaray güçlü takım olabilir. Kadrosu pahalı, oyuncuları yıldız olabilir. Bunların hiçbirine itirazımız yok.

Ama Konyaspor da sıradan bir takım değil!

Bu takımın bir tarihi, bir ağırlığı, bir taraftarı ve hepsinden önemlisi arkasında koca bir Konya şehri var.

Rakibin büyüklüğü, sizin mücadele etmeme mazeretiniz olamaz!

BİR HAFTA İYİ, ÜÇ HAFTA KÖTÜ! BU NASIL FUTBOL?

Konyaspor'un en büyük problemi artık yalnızca kaybetmek değil, istikrarsızlığı alışkanlık hâline getirmesidir.

Bir maç kazanıyoruz, hemen umutlanıyoruz. Acaba takım kendine mi geliyor diyoruz.

Ardından yine aynı sorunlar, yine aynı hayal kırıklıkları...

Bir hafta iyi futbol oynayıp sonraki haftalarda sahada ne yaptığını bilmeyen bir görüntü sergilemek, Süper Lig seviyesinde kabul edilemez.

Bu takımın bir oyun planı yok mu?

Bu takımın bir karakteri yok mu?

Bu takımın kötü günde ortaya koyacağı bir mücadele anlayışı yok mu?

Her hafta başka bir Konyaspor izlemekten yorulduk!

Konyaspor taraftarı mucize istemiyor. İstikrar istiyor, mücadele istiyor, formasının hakkının verilmesini istiyor.

SAYIN YÖNETİM, BU TABLONUN SORUMLUSU KİM?

Artık bazı soruları yüksek sesle sormanın zamanı geldi.

Bu kadroyu kim planladı?

Bu takımın eksiklerini kim belirledi?

Transfer tercihleri hangi futbol aklıyla yapıldı?

Sezon başında ortaya konulan hedeflerle bugün gelinen nokta arasında neden bu kadar büyük fark var?

Konyaspor 10. hafta sonunda yalnızca 8 puanda kalmışsa burada sorgulanması gereken ciddi bir yönetim ve sportif planlama meselesi vardır.

Her kötü sonuçtan sonra taraftardan sabır beklemek kolay.

Peki sabrın karşılığı nerede?

Konya'nın desteği var. Taraftarın sevgisi var. Bu kulübün arkasında koca bir şehir var.

Peki sahada bu desteğin karşılığı nerede?

Yönetmek sadece koltukta oturmak, maç izlemek, galibiyetten sonra tebrik mesajı yayımlamak değildir.

Yönetmek, işler kötü gittiğinde de sorumluluk almaktır.

TEKNİK HEYETİN DE CEVAP VERMESİ GEREKİYOR

Sayın İlhan Palut...

Konyaspor camiasının size duyduğu saygı ayrı, sahadaki futbolun eleştirilmesi ayrı.

Hiç kimse geçmişte yapılan güzel işleri inkâr etmiyor.

Ancak futbol geçmişteki başarılarla değil, bugünkü sonuçlarla değerlendiriliyor.

Bu takım neden istikrar sağlayamıyor?

Neden bir maç umut verip diğer maçta taraftarını hayal kırıklığına uğratıyor?

Neden güçlü rakipler karşısında oyunun kontrolünü kaybettiğinde yeniden ayağa kalkamıyor?

Elbette her mağlubiyet teknik direktöre yazılmaz. Ancak sahadaki tekrar eden sorunların çözümünü üretmek de teknik heyetin görevidir.

Konyaspor'un artık mazerete değil, sahada karşılığı görülen bir futbol planına ihtiyacı var.

FUTBOLCU KARDEŞLERİMİZE DE İKİ ÇİFT SÖZÜM VAR!

O formayı giymek sıradan bir iş değildir.

O arma yalnızca doksan dakika taşınacak bir kumaş parçası değildir.

Tribünde biletine para veren, soğukta takımını bekleyen, işinden çıkıp stadyuma koşan, çocuğunun elinden tutup maça gelen insanların umudunu taşıyorsunuz.

Kaybedebilirsiniz.

Rakip sizden daha güçlü olabilir.

Dört gol de yiyebilirsiniz.

Ama bu şehrin insanı sizden son düdüğe kadar mücadele etmenizi bekler.

Yenilmek ayıp değil, yenilgiyi kabullenmiş bir görüntü vermek ayıptır!

ULUSAL MEDYAYA SORUYORUM: ANADOLU TAKIMLARI BU LİGİN FİGÜRANI MI?

Bir çift sözüm de ulusal spor medyasına!

Yıllardır değişmeyen bir alışkanlığınız var.

Ne zaman bir Anadolu takımı, İstanbul'un üç büyüklerinden biriyle karşılaşsa ekranlarda varsa yoksa İstanbul takımları!

Maç öncesi onlar konuşulur.

Maç sırasında onların yıldızları anlatılır.

Maç sonrasında yine onların futbolcuları, teknik direktörleri, taraftarları övülür.

Peki karşılarındaki takım?

Peki o şehrin insanları?

Peki Anadolu kulüplerinin emeği, mücadelesi, sorunları?

Bugün de Galatasaray karşılaşmasında yayıncı kuruluşun ve spor kanallarının yayınlarında benim gördüğüm tablo buydu.

Galatasaray'ın yıldızları konuşuldu, taraftarları övüldü, başarıları anlatıldı.

Konyaspor ise sanki kendi sahasında maç yapan bir Süper Lig kulübü değil de Galatasaray'ın karşısına çıkarılmış bir antrenman takımıydı!

Soruyorum size: Konyaspor bu ligin takımı değil mi?

Anadolu kulüpleri sadece İstanbul takımlarının puan cetvelindeki rakamları artırmak için mi var?

Elbette büyük takımları konuşacaksınız. Elbette yıldız futbolcuları değerlendireceksiniz.

Ama biraz da Anadolu'yu göreceksiniz!

Biraz da Konyaspor'un sorunlarını, taraftarını, şehrini konuşacaksınız!

Unutmayın, Türkiye Süper Ligi yalnızca İstanbul'dan ibaret değildir.

Anadolu takımları bu ligin figüranı değil, asli unsurudur!

KONYALI OLUP BÜYÜK TAKIM TUTANLARA DA BİR ÇİFT SÖZÜM VAR!

Kimse kimsenin hangi takımı seveceğine karışamaz.

Galatasaray'ı sevebilirsiniz.

Fenerbahçe'yi, Beşiktaş'ı tutabilirsiniz.

Bu sizin tercihinizdir, saygı duyarım.

Ama bir konuda da kusura bakmayın, söyleyecek sözüm var!

Kendi şehrinizin takımının tribününe girip, Konyaspor taraftarlarının arasında rakip takıma sevgi gösterisinde bulunmayı doğru bulmuyorum!

O tribünlerde Konyaspor'a gönül vermiş insanlar var.

O tribünlerde yıllardır takımının peşinden koşan, deplasman deplasman gezen insanlar var.

O tribünlerde yeşil-beyaz sevdayla büyüyen çocuklar var.

Siz o insanların arasında rakip takımın golünü kutladığınızda, bunun nasıl bir rahatsızlık oluşturacağını da düşünmek zorundasınız.

Galatasaray'ı seviyorsanız İstanbul'a gider, kendi sahasında desteklersiniz.

Konya'daki maçta desteklemek istiyorsanız da deplasman tribününden, bilet ve güvenlik kuralları çerçevesinde yerinizi alırsınız.

Ama Konyaspor taraftarına ayrılmış tribünlerde rakip takım taraftarlığı yapmayı normalleştirmeyelim.

Bu mesele kimsenin takım sevgisine karışmak değildir.

Bu mesele tribün kültürüne, ev sahibi taraftarın aidiyetine ve karşılıklı saygıya sahip çıkmaktır.

Konyalı olmak elbette sadece Konyaspor'u tutmak zorunda olmak değildir.

Ama insan yaşadığı şehrin takımına ve o takıma gönül veren insanların hassasiyetlerine de saygı göstermelidir.

BÜYÜK TAKIM TARAFTARLARINA: KONYASPOR SİZİN ŞAMAR OĞLANINIZ DEĞİL!

Bir çift sözüm de sosyal medyada her maçtan sonra Konyaspor üzerinden birbirine mesaj gönderen büyük takım taraftarlarına!

Arkadaş, bu nasıl bir anlayıştır?

Konyaspor Galatasaray'a karşı iyi oynasa, Fenerbahçeli olmakla suçlanıyor.

Fenerbahçe'ye karşı iyi oynasa, Galatasaray'a hizmet etmekle itham ediliyor.

Birini yense ötekinin adamı oluyor.

Birine yenilse bu defa başka bir takımın işine yaradığı söyleniyor.

Konyaspor sizin birbirinizle hesaplaşacağınız bir araç değildir!

Her takım kendi başarısı için mücadele eder.

Konyaspor da kendi puanı, kendi taraftarı ve kendi geleceği için sahaya çıkar.

Kimseye yaranmak zorunda değil!

Kimsenin şampiyonluk hesabına göre futbol oynamak zorunda değil!

Kimsenin gönlü olsun diye kazanmak ya da kaybetmek zorunda hiç değil!

Bir takımın galibiyetini veya mağlubiyetini, ortada somut bir delil olmadan başka bir kulübe hizmet etmekle açıklamak futbol yorumculuğu değildir.

Bu, Anadolu kulüplerinin emeğine saygısızlıktır.

Bugün Konyaspor kötü oynadıysa eleştiririz.

Yarın iyi oynarsa alkışlarız.

Ama kimsenin Konyaspor'u kendi takımının çıkarlarına göre suçlamasına da sessiz kalmayız.

Herkes kendi takımına baksın!

Konyaspor ne Galatasaray'ın ne Fenerbahçe'nin ne de Beşiktaş'ın arka bahçesidir!

Konyaspor, Konyaspor'dur!

KONYA'NIN SABRI SINIRSIZ DEĞİL!

Bu şehir Konyaspor'u sadece kazandığında sevmedi.

Zor günlerinde de yanında oldu.

Düştüğünde kaldırdı, sıkıntıya girdiğinde destek verdi, en kötü dönemlerinde bile armasına sırt çevirmedi.

Ama taraftarın sevgisini sınırsız bir sabır olarak görmek büyük hatadır.

Bugün mesele Galatasaray'a dört golle yenilmekten çok daha büyüktür.

Mesele, Konyaspor'un nereye gittiğidir.

Mesele, bu takımın neden hâlâ güven veren bir futbol kimliğine kavuşamadığıdır.

Mesele, aynı sorunların neden tekrar tekrar yaşandığıdır.

Ve en önemlisi mesele, bütün bunların hesabını kimin vereceğidir.

ARTIK SÖZ DEĞİL, İCRAAT ZAMANI!

Konyaspor'un önünde hâlâ uzun bir sezon var.

Ancak bu durum kimseye rahat davranma hakkı vermiyor.

Bugün 8 puanla rakiplerin puan kaybetmesini bekleyen bir Konyaspor tablosu varsa, herkes kendi sorumluluğunu sorgulamalıdır.

Yönetim kendini sorgulamalı.

Teknik heyet kendini sorgulamalı.

Futbolcular aynaya bakmalı.

Ulusal medya Anadolu kulüplerine bakışını değiştirmeli.

Büyük takım taraftarları da Konyaspor'u kendi rekabetlerinin malzemesi yapmaktan vazgeçmeli.

Çünkü Konyaspor, rakiplerinin hata yapmasını bekleyerek değil, kendi mücadelesiyle ayağa kalkmalıdır.

Buradan açıkça söylüyorum:

Konyaspor kimsenin şahsi mülkü değildir!

Ne yöneticilerin ne teknik adamların ne de futbolcuların...

Konyaspor, Konya'nındır!

Bu şehrin alın teridir, heyecanıdır, ortak sevdasıdır.

Kimse taraftarın sevgisini garanti görmesin.

Kimse bu şehrin sabrını sınamasın.

Kimse dört gollü bir mağlubiyeti sıradan bir sonuç gibi değerlendirmesin.

Çünkü Konya artık güzel açıklamalar değil, güzel futbol görmek istiyor.

Ve son sözüm şudur:

Beyler, kendinize gelin!

Bu forma bu kadar ucuz değil!

Bu arma bu kadar sahipsiz değil!

Bu şehir de bu kadar çaresiz değil!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.