Suat Şahinoğlu

Suat Şahinoğlu

BALKANLAR BANA NE ÖĞRETTİ?

Sekiz günün sonunda geriye dönüp baktığımda aslında şehirlerden daha fazlasını gördüğümü düşünüyorum. Belgrad'da Osmanlı-Sırp tarihinin yanı sıra Yugoslavya'yı ve yakın tarihin savaş izlerini gördüm. Belgrad’ta Osmanlı’nın bıraktığı 217 eserin izlerinin Sırplar tarafından yakılarak, yıkılarak silinmiş ise de şehrin en önemli meydanları hala Ecdadımızın verdiği isimler ile anılmakta örneğin Belgrad Kalesi içinde Bulunan Kalemeydan (Kalemegdan) ve Taş Meydan (Tašmajdan), Saat Kulesi (Sahat Kula) bunlardan bazılarıdır. Aynı kültür ve medeniyet birikiminin soykırımını Arnavutluk’ta Enver Hocanın yıkıp yok ettiği cami ve tüm Osmanlı eserlerinin yerlerinde olmayışını gördükçe kahroluyoruz.

Saraybosna'da Osmanlı medeniyetinin şehir kurma anlayışını ve Bosna Savaşı'nın acılarını aynı anda yaşadım.

Konjic ve Mostar'da Neretva'nın güzelliğiyle tarihin nasıl iç içe geçebileceğini gördüm.

Blagay'da Anadolu'dan Balkanlar'a uzanan tasavvuf ve irfan geleneğinin izlerini hissettim.

Kotor'da Orta Çağ Balkanlarıyla karşılaştım.

Tiran ve Elbasan'da Osmanlı'dan komünist döneme uzanan Arnavutluk tarihinin katmanlarını gördüm.

Struga ve Ohrid'de Balkanlar'ın çok kültürlü yapısını hissettim.

Kalkandelen'de Osmanlı mimarisinin kendine özgü Balkan yorumunu gördüm.

Kosova'da Sultan Murad'ın hatırası karşısında Osmanlı'nın Rumeli serüvenini yeniden düşündüm.

Prizren ve Üsküp'te ise Türk-İslam kültürünün yalnızca geçmişte kalmadığını, hâlâ insanların dilinde, ibadetinde, çarşısında ve gündelik hayatında yaşadığını gördüm.

SON SÖZ: BALKANLAR'DAN DÖNERKEN

22 Ağustos'ta Konya'dan başlayan yolculuğumuzda binlerce kilometre yol kat ettik.

Otobüse binip Üsküp Havaalanına dönüş yolumuzda dolu dolu ve çok samimi bir ortamda geçen bir haftanın çok çabuk geçtiğini düşünüyorum. Evet Konya’dan başladığımız Gönül Coğrafyamız Balkanlara yolculuğumuzu ilk durağı olan Belgrad’ta başlayıp Üsküp’te tamamlamış oluyoruz. Balkanlar’daki son durağımız olan Belgrad gezimizi’nde sonuna gelmiş oluyoruz.

Belgrad'dan Saraybosna'ya... Konjic'ten Jablanica'ya... Blagay'dan Mostar'a... Kotor'dan St. Stefan'a... Podgorica'dan İşkodra ve Tiran'a... Elbasan'dan Struga ve Ohrid'e... Kalkandelen'den Üsküp'e... Priştine'den Sultan Murad Türbesi'ne ve Prizren'e uzanan dolu dolu bir Balkan yolculuğu yaşadık.

Fakat dönüş yolunda fark ettim ki aslında kilometrelerden çok daha uzun bir yolculuk yapmışız. Zamanda yolculuk etmişiz. Bazen bir caminin avlusunda dua ettik. Bazen bir köprünün üzerinde tarihe baktık. Bazen savaşın izlerini taşıyan binaların önünde sessiz kaldık. Bazen bir şehitlikte Fatiha okuduk. Bazen Neretva'nın ve Ohrid Gölü'nün güzelliğini seyrettik. Bazen bir çarşıda Türk kahvesi ve Türk çayı içtik. Bazen bir ihtiyarın dilinde yüzyıllar önce Anadolu'dan Balkanlar'a taşınmış kelimeleri dinledik. Ve bazen bir türkü, gördüğümüz bütün şehirleri tek bir hikâyenin içine yerleştirdi.

Yola çıkarken kendime şu soruyu sormuştum:

Bir medeniyet siyasi hâkimiyetini kaybettiğinde gerçekten yok olur mu?

Sekiz günün sonunda cevabım değişti. Hayır.

Bir medeniyetin siyasi sınırları ortadan kalkabilir. Devletler kurulup yıkılabilir. Bayraklar değişebilir.

Ordular çekilebilir. Fakat medeniyetin izleri başka yerlerde yaşamaya devam eder.

Bir caminin taşında... Bir köprünün kemerinde... Bir çınarın gölgesinde... Bir hanın avlusunda... Bir kahvehanede... Bir türküde... Bir duada... Bir insanın konuştuğu kelimelerde... Ve en önemlisi hafızada... Belki de Balkanlar'ın bize öğrettiği en büyük hakikat budur:

Tarih yalnızca geçmiş değildir. Bazen bugün, geçmişin devamıdır. Balkanlar'da bunu şehir şehir gördüm. Kosova'da Sultan Murad'ın hatırasında... Saraybosna'da Aliya'nın mezarı başında... Mostar'da yeniden ayağa kaldırılan köprüde... Blagay'da suyun başındaki tekkede... Prizren'in çarşılarında... Üsküp'ün taş köprülerinde... Ve Balkan insanının dilinde...

Bu yüzden Balkanlar benim için artık yalnızca gezilmiş ülkeler ve görülmüş şehirlerden ibaret değil.

Balkanlar, geçmişle bugün arasında kurulmuş büyük bir hafıza köprüsü.

Ve insan o köprüden bir kez geçti mi, artık eskisi gibi dönmüyor.

Çünkü geride yalnızca gördüğü şehirleri bırakmıyor.

Kendi hafızasının bir parçasını da o topraklara emanet ediyor.

Bu güzel yolculuğun gerçekleşmesinde emeği geçen başta Rıza Turizm olmak üzere, rehberimiz Sabir Bey'e, şoförlerimize ve bütün yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Konforlu ulaşım, başarılı konaklama, yöresel yemeklere verilen önem, helal yiyecek hassasiyeti, namaz vakitlerine gösterilen özen ve rehberlik hizmetiyle, verdiğimiz ücretin karşılığını BalkanTur’dan aldığımız kanaatindeyim.

Başta Sabir Bey olmak üzere emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.

İnşallah başka Balkan turlarında, başka şehirlerde ve başka güzel yolculuklarda yeniden beraber olmak dileğiyle... Hoşça kal Balkanlar.

Hoşça kal Evlad-ı Fatihan'ın izleri.

Hoşça kal taş köprüler, eski çarşılar, minareler, türbeler ve türküler...

Bir başka yolculukta yeniden buluşmak üzere...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.