İmam Hatip Müdürünü hiç mi seven yok!

Geçen hafta, 28 Şubat'ın 20. yıldönümü münasebetiyle genç muhabirimiz Servet gitmiş o vakitlerin Konya İmam Hatip Lisesi Müdürü Bekir Yiğit'le konuşmuş. Sosyal medyada dolaşan hani şu valinin ziyareti esnasında İHL bahçesinde öğrencilerin hazırolda bekledikleri fotoğrafı da sormuş...

Söyleşinin yayımlanmasını müteakip her türlü iletişim kanalından bombardımana tutulduk. Çok yanlış yaptığımızı, zalime yardım ettiğimiz için zulme ortak olduğumuzu, büyük günah işlediğimizi söylüyordu gelen mesajlar. Sitede yorumlarının girmesi geciken birisi bu haberi yapanlardan beklenen bir hareket demiş, bir başkası haber değeri olmayan bir konu demiş, kendisinin bile yorum yapma gereği duymasını önemsemeden. Bizi gâvur diye taşlayacaklardı dersem olayın vahametini anlarsınız!

Bir dostum bizzat beni uluorta esefle kınadı. Bir başka dostum Allah affetsin diyerek aradı telefonla, watsaptan ileri geri yazanlar, facebooka, memleket.com.tr'ye yazılanlar...

Sanırsınız ki Ebu Cehil ile söyleşi yaptık ve koca kâfiri şirin gösterdik!

Yahu, daha düne kadar Konya İmam Hatip Lisesi'nin Müdürü'yle yapıldı bu söyleşi. Hani pek çoğunuzun üniversitede puanı düşmesin diye çocuklarını başka okullara aldırdığı İHL'nin müdürü. Öğrencisizlikten kapanma tehlikesi geçiren İmam Hatip Lisesi'nin müdürü...

Adam kendi zaviyesinden yaşadıklarını anlatmış! Bazı hususlara kendince izah getirmiş, bugünden o günleri anlatmış. Anlatırken soyadı gibi yiğit mi konuşmuş, bazı şeyleri örtmüş mü, gizlemiş mi bilemeyiz! Konuşturmasa mıydık, hiç mi bilmeyeydik ne diyeceğini müdür beyin. Doğruyu gizlediğini, yalan söylediğini söylüyorsanız bu da bişey. Bakın o zaman yaptıklarının kötü olduğunu anlamış ve gizlemiş demek.

Yargısız infaz edelim, sen o zamanlar böyle böyle yaptıydın bir daha asla konuşmaya hakkın yok mu diyelim! Bu yaptığınız hangi dinin uygulaması bilmiyorum, ama İslâmın değil bunu bilesiniz.

Bir de meseleyi zamanıyla değerlendirmek gerekir, şimdi konuşmak kolay. O zaman da idareci olmak zordu. Hem darbecileri idare edeceksin hem velileri, bu arada da kebapları yakmayacaksın! Sen kendini ve yaşadıklarını biliyorsun, peki vesayetçiler bu ve benzeri müdürlere neler dediler, ne hakaretler ettiler biliyor musun?

Sizin iddianıza göre Bekir Yiğit gönüllü olarak yaptı tüm bunları. Bu ciddi bir ithamdır, böyle bir iddiada bulunamam. Siz bunda ısrarcıysanız, hesabınızı Allah görür yârın...

Dediğim gibi, şimdi konuşmak kolay, ancak o zamanları hepimiz yaşadık. Hacıveyiszade caminin önünde protesto yapıyoruz güya, polis tutacak kolumuzdan diye aklımız fırtardı. Tutsun, adımızı alsın ne olacaktı ki! İleride memur falan olmaya kalkışırsak, önümüze çıkacaktı. Dünyalık bir sebep yani. Solcular gibi zafer işareti yaparak polis arabasına binen kaç kişi vardı bizim mahalleden söyleyin bakıyım! 20 sene evvelini 20 sene evvelki koşullarla değerlendirmemiz gerekir. 15 Temmuz'da tankların üzerine çıkan nesil 28 Şubat'ta henüz teşrif etmemişti. Başımızda da bir Tayyip Erdoğan yoktu o zaman...

Veli diyor ki müdüre, başörtüsüyle derse al çocuğumu, müdür alamam diyor. Al, alamam, al alamam... Müdür hâl diliyle diyor ki, alırsam beni alırlar müdürlükten. Veli de alsınlar canım bana ne, başkası gelsin diyor. Yahu gelen gideni aratırsa hadi, gelen de almazsa!

Hiç kimse kendini müdürün yerine koymayı denemiyor!

Meselenin sadece koltuk koruma olduğu düşünülüyor. Oysa mesele koltuk değil de bir mevzî meselesiyse ne olacak. Müdürü yollayıp yerine dinsiz, donsuz bir gidiyi verselerdi ne olacaktı denmiyor! Bu kısır döngü sürer gider...

Oysa bakın şimdi değil çocuklar, öğretmenler de örtülü, polisler de memurlar da...

Gerçekten de o zor günlerde bir avuç veli okul kapılarında bekliyor, kızım okusun diye uğraşıyordu. Çocuğu okula alınmıyor diye mahkemeye gidiyordu, netice alamıyordu. Okuldan uzaklaştırılıyordu, hakaret ediliyordu. Çok kötü günler yaşadı okumak isteyen kızlarımız, ama...

O günlerin yaşanması gerekiyordu belki başörtüsünün kıymeti bilinsin diye. Savaşmadan gelen galibiyetin tadı da kıymeti de olmaz. Tüm bunlar yaşanmalıydı, kaderdendi...

...

Biz Konya İmam Hatip Lisesi'ne yazıldığımızda okulun müdürü geçenlerde vefat eden rahmetli Abdülkadir Hacıismailoğlu idi. Daha sonraları Mehmet Çevik İHL Müdürü oldu. Ondan sonra Bekir Yiğit, ardından da Hüseyin Avni Erdemir. Hüseyin Avni hoca hoş olmayan bir yöntemle alınıp yerine bir arkadaşımız getirilmek istendi, ama gelmedi yerine başka biri vazifeyi ifa ediyor. Arada başka müdür oldu mu şimdi hatırlayamıyorum, ama çok fazla hatırladığımız müdür yardımcılarımız oldu. 80'li yıllarda özellikle saçımıza makas atarlardı, cebimizi karıştırır, sigara küllüğü ararlardı. Yolda belde karşılaşırsak hazırola geçmemizi beklerlerdi. Beş dakika geç kaldık diye yok yazarlardı. Son sınıfa gelinceye kadar adam yerine koymazlardı. Tabi bu dediklerimin aksine öğrencilerle harika iletişim kuran hocalarımız da olmuştur ki bunların kimisiyle bugün bile dost olarak görüşmeye devam ederiz.

İstiklal Marşı okununca sınıflara geçerken teker teker ellerimize, saçlarımıza, kravatlarımıza bakan müdürler, müdür yardımcıları bitti zannediyorduk. Bitmemişler, halen devam ediyorlarmış aynı mantıkla...

28 Şubat'ın tüm günahı Bekir Yiğit'e kaldı ya, o tarihlerde müdür şimdikiler veya öncekiler olsaydı ne olurdu acaba! Hiç düşündünüz mü! Belki Bekir Yiğit'e rahmet okutacaklardı...

Geçenlerde 11. sınıf bir kız öğrenci telefonla çok konuşuyor diye müdür bey tarafından çağırılıyor ve elinden telefon alınıyor. Annen baban gelsin deniliyor. Ertesi gün annesi geliyor okula ve müdürle görüşmeye alınıyor. Bağırmalar, çağırmaların ardından müdürümüz kızlarının erkeklerle konuştuğunu söyleyiveriyor! Nereden çıkarıyor bunu, telefondaki bazı numaralardan. Ne için aramış, kimi aramış, ne zaman aramış bilen yok, basmışlar yargıyı kızınız kötü yola düştü der gibi bir nevi... Kız okuldan soğumuş, anne babasının kimyası bozulmuş. Aslında değişen bir şey yok, adamlar değişse de kafalar aynı! 17-18 yaşına gelmiş bir kız çocuğuna ana-babası cep telefonu almış ve güvenerek vermişlerse öğretmene, müdüre düşmez kiminle görüştüğünü, mesajlaştığını araştırmak, telefona el koymak, aileyi sıkıntıya sokmak. Bu müdür arkadaş bizim zamanımızda olaydı saçımıza makas atacaktı, 28 Şubat'ı hiç karıştırmayalım bile.

İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü de müdür yardımcılığı da illaki önemli bir makamdır, ancak bu kadar büyütmenin, kutsamanın da manası yoktur. Öğrencileri ve velileri okuldan soğutmayın yeter be kardeşim, gerisi İHL ruhudur, kendiliğinden olur gider...

İmam Hatip müdürlerini sevmek ya da sevilen müdürleri İmam Hatip'te görmek istiyorum vesselâm...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum