İftar sofrasında...

İftar sofrasında liberal diyalog…

  

Ramazan’la birlikte sosyal ilişkilerimizde değişti. Bir ay boyunca adeta yapacaklarımız programlanmış durumda. Haftanın günlerini üçe ayırdım. Bir bölümünü kuruluşlarımızın vermiş oldukları iftarlara, bir bölümünü akrabalarımızın iftarlarına iştirak etmek ve diğer bölümünü de evimde çocuklarımla geçirmeye gayret etmekteyim. Dolayısiyle hiç bir kesimi küştürmemeye, gücendirmemeye ve haksızlık etmemeye gayret ediyorum. Her üç iftar programının da kendine has güzel özellikleri var. Evdeki iftar hazırlıklarını çocuklarla birlikte yaşamaktayız. Birlikte dua ve ibadet etmek, birlikte mutfakta çalışmak ve birlikte sofranın başında, taze ekmek kokularıyla dakikaları saymak ve iftar saatini beklemek yarınlarda çocuklarımın unutamayacakları anıları olacaktır.

Akrabalarımızla yapmış olduğumuz iftarlarda dayanışmanın, kaynaşmanın, yardımlaşmanın ve paylaşmanın bir sembolü haline geliyor. Bu da pedagojik bir fenomen olup yine yarınlarda çocuklarımızın eski ramazanlar olarak hatırlayacakları arasındadır.

Üçüncü boyut  ise, dernek, vakıf, cami ve kuruluşlarımızın organize etmiş oldukları iftar programlarıdır. Bu iftarların toplumsal işlevleri bulunmaktadır. Zaten Ramazan’ın Avrupa’da yaşayanlar için farklı bir boyutu var. Avrupa’da ramazanlar yerlilerle ilişkilerin pekişmesine ve yeni köprülerin kurulmasına yani diyaloglara vesile olmaktadır. Camiler başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinin organize etmiş oldukları iftar programlarıyla toplum önderleri, siyasetciler, gazeteciler, toplum temsilcileri biraraya gelip yeni diyalogların oluşmasına vesile olmaktalar.

İşte bunlardan bir tanesini bu hafta Amsterdam’da yaşadık. Time Media’nın son üç yıldır organize ettiği geleneksel iftar programına katıldık. İftar’da Hollanda Türk toplumunun kanaat önderleri başta olmak üzere bir çok siyasetçi, işadamı, basın mensubu biraradaydı. Kimin nereye, hangi masaya oturacağı önceden belirlenmişti. Biz, eşimle birlikte sekiz kişilik bir masaya yerleştirildik. Masada Avrupa Parlementosu milletvekili Jan Mulders, gazeteci Ali Çimen, avukat Ejder ve Nursel Köse, gazeteci Fatih  Özyar ve eşi ve işadamı Erhan Tanış bulunuyordu. Yemek boyunca hemen sağ tarafımda oturan Hollanda Liberal Partisi Avrupa Parlamentosu milletvekili Jan Mulder ile doyasıya sohbet ettik. Tanışma esnasında derneğimizin etkinliklerini sordu bay Mulders. Ben de kendisine UETD (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği)’nin bir Avrupa hareketi olduğunu ve iki genel vizyonu; Avrupa’daki Türklerin –siyasi- katılımlarını ilerletmek ve Türkiye-AB ilişkileri sürecinde etkinlikler yapmak, olduğunu belirttim. Ve diyaloğumuz böylece başladı. Jan Mulder’in bana ikinci sorusu: Faslılarla Türklerin entegrasyonunda farklılık olduğunu, ve bu farklılığı neye bağladığımı merak etmesiydi. Bende bu konuda varsayımlarımı şöyle izah ettim. Türkler demokrasi ve Batı ile Faslılardan çok daha önce tanıştılar. Jan Mulder hemen ‘Atatürk sayesinde değil mi’ dedi. Evet Atatürk sayesinde dedim. Devamla Türklerin sömürge tarihleri olmadığını ve Faslıların böyle bir talihsiz tecrübelerinin olduğunu ifade ettim. Ayrıca Türklerin Osmanlı’dan kaynaklanan bir yöneticilik tecrübelerinin olduğunu ve bunun Türklere ‘kendine güven’ duygusunu verdiğini belirttim. İşte bu ve benzeri faktörler Hollanda’da Türklerle Faslıların entegrasyonda farklılıklar oluşturduğunu söyledim.

Jan Mulder Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin AB üyeliği için “Evet” oyu verdiğini ve Türkiye’nin AB’ye pozitif katkılarının olacağını belirtti. Ben de Türkiye’siz bir AB’nin AB projesine ve ruhuna ters düştüğünü zira AB projesinin sadece Avrupa kıtasıyla sınırlı olamayacağını aksi takdirde kendi varoluş felsefesini inkar edeceğini belirttim. Bay Mulders bana katıldığını belirtti. Mulder’e Avrupa Parlamentosu’nda Emine Bozkurt ve Jost Lagendijk’in de bulunduğu PES (Avrupalı Sosyalistler Partisi)’nin kurmuş olduğu İslamofobi'yle mücadele komitesinden haberinin olup olmadığını sordum Açık yüreklilikle olmadığını söyleyen Mulder, önümüzdeki hafta Strasburg’da olacağını ve Lagendijk ile bu konuyu konuşacağını söyledi. Mulder ile diyalogu derinleştiriyoruz. Mulder dedi ki, peki Türkiye’de kilise inşa edilmesine nasıl bakıyorsun? Bay Mulder, eğer Türkiye’de buna ihtiyaç varsa, Türkiye’de yaşayan Hıristiyanlar’dan bir istek varsa inşa edilmelidir. Demokrasi, insan hakları ve din özlürlüğü belirli gruplar ve toplumlar için olmamalıdır. Dini inancından dolayı insanlar ikinci sınıf vatandaş olmamalılar. Adalet ve eşitlik hiç bir ayırım yapılmadan herkeze geçerli olmalıdır dedim. Jan Mulder bana dedi ki, bu bakış açısı tam bir liberal bakış açısı dedi ve sen de tam bir liberalsın. Gülüştük. Elbette dedim. Ben müslümanım ve liberalim dedim. Mulder çok açık yüreklilikle AP’de artık bir açık kapımın olduğunu ve Brüksel’e yolum düşerse mutlaka ziyaret etmemi belirtti.  

Evet Time Media’nın vermiş olduğu iftar’da aynı masada bir liberalle sohbetimiz böyle devam etti. Bizim gibi onlarca insan farklı masalarda benzer konularda diyalog kurdular. Buna vesile olan Time Media ekibine teşekkürlerimi sunmaktan başka bir şey aklıma gelmiyor. Bir iftar ancak bu kadar iyi ilişkilere  vesile olabilir…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.