Evet mi? Evet

 

7 Haziran 2015 seçimlerini hatırlayın. Yüzde 41 oy almasına rağmen Ak Parti hükümet kuramamış, geriye kalan partiler de kendi aralarında anlaşıp hükümet oluşturamamışlardı. Seçimlerin yenilendiği 1 Kasım tarihine kadar da Türkiye bir yönüyle geçici bir hükümet eliyle idare edilmişti. Bu durum Türkiye için, 2003 yılı öncesi tanıdık bir tabloydu. Hükümetsiz kalmalar, kısa süreli koalisyonlar, patronların, basının ve askeri makamların yönlendirdiği, devşirme bürokratların akıl verdiği hükümetler. Türkiye o tarihlerde kaos ve krizlerle boğuşarak ayakta kalmaya çalışan insanlar ülkesiydi.

Sonuç; IMF önünde el pençe divan durmalar. Bir milyar dolar dilenmek için taa ABD’lere kadar saatlerce uçup, uçkur düşkünü Clinton’un önünde elleri önden bağlayıp yalvarmalar.

Önümüzdeki  günler, haftalar ve aylar, bu tabloyu arzu edip, bu tablodan semirip beslenenlerle, özgür, müreffeh, kendi kendine yeten bir Türkiye arayışında olup, toplumsal ayrışmaları birleştirme çabasını amaç edinenlerin  mücadelesine tanıklık edecek.

7 Haziran seçimlerinin sonrasında yazdığım https://www.memleket.com.tr/turkiye-iki-partili-secim-sistemine-gecmeli-22776yy.htm yazıda, “Eğer yönetiminiz ideolojik bir devlet biçimini temsil etmiyorsa, kartelânın renklerini iki ana çizgide toplamak zorundasınız. Muhafazakâr soldan, Marksist çizgiye kadar tüm kartelâ eğer istiyorlarsa  pekâlâ CHP şemsiyesi altında olabilir.  Aşırı sağdan, en koyu İslamcıya kadar diğer sosyoloji de Ak Parti çizgisinde temsil edilebilir. Bu iki kesimin temsil ettiği ve içinde yönetimsel anlamda farklı sosyolojilerden paydaşların bulunduğu ama koalisyon ihtimalinin olmadığı bir hükümet modelini besleyen seçim sistemi üzerinde çalışılmalıdır.“ demiştim. Bugün geldiğimiz noktanın bu yönde gelişmesi, ancak “aklın yolu birdir” sözünün doğruluğunu ispat eder. Eğer bir ülkenin seçim ve yönetim sisteminden dolayı istikrarı birkaç puanla altüst olabiliyorsa, bunun ne taşınabilirliği ne de fayda sağladığı iddia edilemez.

Tarihinin en büyük saldırılarına son on yılda muhatap olmuş bir ülke olan Türkiye'nin bu saldırıları hasarsız atlatmasının en büyük gerekçesi siyasi istikrardır. Siyasi istikrar aynı zamanda, olmasını istediğimiz tüm istikrarların da kaynağıdır. Vesayet arayışı ve bürokratik oligarşi oluşturma çabası devletlerin içindeki güçler açısından kronik bir hastalıktır. Bitirilmesi ya da engellenmesi tek seferlik hamlelerle mümkün olmaz. Bu yapılara karşı seçeni ve seçileni yani iradeyi koruyacak mütemadiyen canlı bir güce ihtiyaç vardır. Bu gücü oluşturacak olan millet, besleyecek olan da sistemdir. Tabii ki bu referandumda evet çıkması ile 2019 yılında devreye girecek olan yeni sistemin de bir çok eksiği ya da fazlası olabilir. Bunlar süreçle tadil edilip daha kuşatıcı ve daha sonuç verici hale getirilebilir. Ama mevcut yapıyı kutsallayıp dayatmak, ancak CHP ve derin bürokratik oligarşinin işine gelir. Devletin kuşatıcılık anlamında seçilmişlerden sahibinin olmaması, atanmışların devletin sahibi olmaları sonucunu doğuruyor.  Bu, sadece bizim değil, tüm dünyanın sorunudur.

Referandum, 15 Temmuz darbe girişimini sokakta tanklar, havada uçaklar dolaşırken püskürten halkımızın tamamlamak zorunda olduğu bütünleyici cüz'dür. Çünkü halka rağmen sokağa tankıyla çıkan, gökyüzünü uçaklarıyla dolduran ve milyonların üzerine gözünü kırpmadan ateş açan  bu yapının, besleyici borularını da kesmek gerekir. Yani referandum, bir yönüyle bataklığın kurutulmasına dönük milletin esaslı ilk hamlesidir.

Ben şahsen bu hamlenin sonuç alması için verilecek çabanın en az, 15 Temmuz gecesinde verilen çaba kadar önemli ve kutlu olduğuna inanıyorum. Hayır demek isteyenlerin de neye hayır dediklerini hem maddeleri hem de şerhleriyle birlikte bir daha okumasını ve mevcut sistemle kıyaslamasını öneririm.

Türkiye'ye her alanda yeni ufuklar açacağına inandığım bu referandumun bu millet tarafından "evet" denilerek kabul edileceğine inanıyorum.

Bu tarihi dönüşümün paydaşı olmayı kim reddeder ki?

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum