DÜNYA’NIN EN İYİ EKMEĞİ

Bazen insanın aklına takılan küçücük bir soru, koca bir şehri düşünmeye yetiyor.

Benim de bugünlerde aklıma takılan bir soru var:

Konya’da neden dünyanın en iyi ekmeğini yapan bir marka olmasın?

Üstelik bu soru, ekmekle hiçbir ilgisi olmayan bir şehirde yaşayan birinin sorusu değil…

Eyyy goca Konya…

Türkiye’nin tahıl ambarı.

Türkiye’de en fazla un fabrikasının bulunduğu il.

Bugün Konya’da 100’ün üzerinde un üretim fabrikası bulunuyor. Bu sektör, şehrin gıda sanayisinin de önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ama asıl mesele çok daha eski.

Konya’nın birkaç kilometre ötesinde, Çumra’da Çatalhöyük var.

İnsanlığın yerleşik hayata geçişinin en önemli merkezlerinden biri…

Ve 2024 yılında burada arkeoloji dünyasını heyecanlandıran olağanüstü bir keşif yapıldı.

Yaklaşık 8.600 yıllık mayalanmış ekmek…

Üstelik yanında bir fırın yapısı, buğday, arpa ve bezelye izleri…

Yani bundan binlerce yıl önce bu topraklarda yaşayan insan, tahılı biliyor, öğütüyor, hamur yapıyor ve ekmek pişiriyordu. Araştırmacılar bu buluntuyu bilinen en eski ekmek örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.

Şimdi lütfen düşünün…

8.600 yıl önce Konya’da ekmek vardı.

Bugün Konya’da Türkiye’nin en güçlü un sanayilerinden biri var.

Konya hâlâ Türkiye’nin en önemli buğday ve tahıl üretim merkezlerinden biri.

Eee, peki neden bütün bu hikâyenin sonunda dünyaya “Konya Ekmeği” diye bir marka çıkaramıyoruz?

Ben bunu bir Konyalı olarak değil, Adanalı olarak söylüyorum.

Ama yıllardır Konya’da yaşayan biri olarak söylüyorum.

Yaklaşık yirmi yıl önce çalıştığım şirket beni ve bazı arkadaşlarımızı Fransa’da küçük bir köye götürmüştü.

dunyanin-en-iyi-ekmegi.jpg

İnanın, köy küçüktü ama hikâyesi büyüktü.

Dünyanın en iyi ekmeği ve şarabı olarak tanıtılan ürünlerin tadımını yaptık.

Orada gördüğüm şey yıllar sonra hâlâ aklımda:

Bir köy, yaptığı ürünü bir turizm değerine dönüştürmüştü.

İnsanlar sadece ekmek yemek için değil, o ekmeğin hikâyesini yaşamak için geliyordu.

Otobüsler dolusu turist…

Küçücük bir yerleşim yeri…

Ama büyük bir vizyon.

İşte benim bugün Konya için düşündüğüm şey tam olarak bu.

Biz neden dünyanın farklı ülkelerinden insanları Konya’ya sadece Mevlâna için değil, ekmek için de getiremeyelim?

Neden bir turist Konya’ya geldiğinde;

“Çatalhöyük’ü göreceğim, Mevlâna’yı ziyaret edeceğim ve dünyanın en özel, en güzel, en lezzetli ve en faydalı ekmeklerinden birini yiyeceğim.”

demesin?

Neden bir un fabrikasının sahibi;

“Ben sadece un üretmeyeceğim. Dünyanın en iyi ekmeğinin ununu da üreteceğim.”

demesin?

Neden bir fırıncı;

“Ben sadece ekmek satmayacağım. Konya’nın 8.600 yıllık ekmek hikâyesini dünyaya taşıyacağım.”

demesin?

Bugün marketlerde dünyanın farklı ülkelerinden gelen ekmekleri görüyoruz.

La Lorraine… Belçika merkezli bir marka. Dünyanın birçok ülkesine dondurulmuş ekmek ürünleri gönderiyor. Türkiye’de de bazı bilinen zincir marketlerde dondurulmuş olarak satılıyor ve oldukça tercih ediliyor.

Ben de yaklaşık üç yıldır bu ekmeği zaman zaman tüketiyorum. Kaliteli, tam tahıllı ve doyurucu bir ekmek olduğunu düşünüyorum.

İnsan bir dilim yiyor ve gerçekten doyuyor.

Sonra kendi kendine soruyor:

“Biz bunu neden yapamıyoruz?”

Oysa bizim elimizde çok daha güçlü bir hikâye var.

Bizim toprağımız var.

Bizim buğdayımız var.

Bizim unumuz var.

Bizim tarihimiz var.

Bizim Çatalhöyük’ümüz var.

Ve en önemlisi…

Bizim hikâyemiz var.

Eksik olan belki de un değil.

Buğday değil.

Fırın değil.

Teknoloji hiç değil.

Belki eksik olan şey sadece VİZYON.

Çünkü dünyanın en iyi ekmeğini yapmak için yalnızca iyi buğday yetmez.

İyi un gerekir.

İyi maya gerekir.

İyi usta gerekir.

İyi teknoloji gerekir.

Ama bütün bunların üzerinde bir de şu cümleyi kuracak özgüven, güç ve bunları tamamlayacak bir vizyon gerekir:

“Ben dünyanın en iyi ekmeğini yapacağım.”

Bunu bir Konyalı sanayici söylese…

Bir un fabrikası sahibi söylese…

Bir girişimci söylese…

Bir üniversite bu projeye destek verse…

Bir gastronomi uzmanı işin içine girse…

Çatalhöyük’te bulunan 8.600 yıllık ekmeğin hikâyesi yeniden yorumlansa…

Konya’da buğdaydan ekmeğe kadar bütün süreci anlatan bir “Dünya Ekmek Merkezi” kurulsa…

Turist otobüsleri neden Konya’ya gelmesin?

Hatta neden insanlar sırf o ekmeği tatmak için Konya’ya gelmesin?

Ben isterim ki yıllar sonra Google’a veya dünyanın herhangi bir arama motoruna biri,

“Dünyanın en iyi ekmeği nerede?”

diye yazdığında karşısına sadece Paris, İtalya, Almanya veya başka ülkeler çıkmasın.

Karşısında şu da yazsın:

KONYA – TÜRKİYE

Çünkü belki de dünyanın en iyi ekmeğinin hikâyesi yeni başlamayacak.

8.600 yıl önce başlamış olan bir hikâyeyi biz sadece yeniden yazacağız.

Ve belki de Konya’nın asıl sorusu şu olmalı:

“Dünyanın tahıl ambarı olmak bize yetiyor mu?”

Bence yetmemeli.

Çünkü buğdayı üretmek başka şeydir…

Dünyaya ekmeğin adını öğretmek başka.

Dedim ya, VİZYON bambaşka bir kelime…

Bir Adanalı olarak söylüyorum:

Konya, dünyanın en iyi ekmeğini yapabilecek her şeye sahip.

Şimdi geriye tek bir şey kalıyor:

Bunu yapmayı istemek.

Kısacası…

VİZYON SAHİBİ OLMAK.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.