Mehmet Tozoğlu
BİRAZINI HAYAL KURDUK AMA ÇOĞUNU GERÇEK YAZDIK
SATRANÇ MASASI: ORTADOĞUYU DİZAYN ETMEK
Yer: Ankara Beştepe'de bir salon
Masanın başında: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
Masadakiler: ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney
Masanın ortasında: Ortadoğu haritası ve dev bir satranç tahtası...
Erdoğan:
Beyler, gölge oyunu bitti. Perdeler kalktı. Hepinizi Ankara’ya çağırdım; çünkü bu coğrafyada sıkılan her kurşunun dumanı, önce bizim evimize siniyor. Konuşacağız. Kim, hangi taşı, neden sürüyor?
Trump:
Recep, senin masan her zaman bereketli. Bak, ben net adamım. İran’a namluyu doğrulttum, evet. Ama derdim sadece Tahran değil. Bu masaya Rus ayısı çökmesin, Çin ejderhası konmasın istiyorum. İsrail benim kırmızı çizgim. Onu koruyacağım.
Masada kahkahalar yükselir.
Putin – gülerek, bardağını masaya koyar:
Donald, senin yanında bukalemunlar bile utanıyor renk değiştirmekten. Dün “çekiliyoruz” dedin, bugün “vuracağız” diyorsun. Dün siyah dediğine bugün beyaz diyorsun.. Netlik buysa, diyecek söz bulamıyorum....
Ayetullah Ali Hamaney – tespihini şaklatır, tebessümle:
Çocukların oynadığı topaçtan daha hızlı dönüyorsun, Donald. Bir sağa, bir sola... Başımız döndü. Fırfır gibisin....
Şi Cinping – elini kaldırır, ortamı sakinleştirir:
Neyse, biz işimize bakalım. Benim meselem ne bayrak ne de füze. Benim meselem şu boğazdan geçen günlük 20 milyon varil petrol. Basra’dan kalkan enerji gemileri… "Kuşak ve Yol" dediğim o ipek damarların kesilmemesi için Ortadoğu’nun tamamen yanmasını istemem. Ama Amerika bu damarlara tek başına bekçilik edecekse, ben de Tahran’a sessiz, milyar dolarlık çekler yazarım. O çekler, Washington’da hançer sesi yapar.
Putin:
Donald, İsrail senin kırmızı çizginse, Ukrayna da benim. Sen Kiev’e silah yığarken ben de Tahran’a el uzatırım, kusura bakma. İran’da çıkacak her ateş, Batı’nın dikkatini ve kaynaklarını bölen bir sis bombasıdır. Benim nefes alanım. Hamaney’e verdiğim her S-400, aslında doğrudan Brüksel’e gönderdiğim mesajdır.
Ayetullah Ali Hamaney:
Biz meydanlarda “Büyük Şeytan” diye bağırırız, bayrak yakarız; doğru. Ama biz de biliriz ki mahşer vakti gelince o kılıçlar kınına girer. Sorum size: Sahnede kükreyen biz miyiz, yoksa bize uzatılan kâğıttan repliğimizi mi okuyoruz? Benim halkımın kanı üzerinden burada kim bilek güreşi yapıyor?
Trump – Erdoğan’a döner, sesini alçaltır:
Recep, bak dostuz. Bunu bil. Erdoğan benim dostum, onu kıramam. Ama ülkemin menfaatleri ve İsrail bizim vazgeçilmezimiz. Lakin itiraf edeyim: Türkiye’nin sağduyusu ve gücü, bizim Ortadoğu’ya tek başımıza şekil vermemizi engelliyor. İsrail de bunu biliyor. İsrail biliyor ki karşılarında Türkiye gibi bir ülke olmasa, tüm dünyaya hükmedeceklerdi. Bugün dünyaya hükmedip zulmedemiyorlarsa, sebebi Türkiye gibi bir gücün varlığıdır.
Erdoğan:
Duydunuz… İtiraf masada. Biz, yani Türkiye, bu satrancın tam ortasındayız. Üç kıtanın kavşağı biziz, boğazların kilidi elimizde. Ankara’da bir nefes alıyoruz; Brüksel’de fırtına kopuyor, Moskova’da depreme, Washington’da tereddüte, Tel Aviv’de alarma dönüşüyor.
Putin:
Doğru… Türkiye’yi kaybeden, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar koridoru kaybeder.
Erdoğan:
Bizim zırhımız tank değil, beyler. Bizim zırhımız 85 milyonun tek yürek atması. Masada elimizin titrememesi. “Emir almayız, emir veririz” diyebilme cesaretimiz. Bu masada piyon yok. Biz vezir süreriz, şah çekeriz.
Hamaney:
Peki Recep Bey, ilmek kimin boynunda?
Erdoğan:
İlmek; aklını kiraya verenin boynundadır. Kalbiyle beyni arasına fitne sokanın boynundadır. Kaderini başkasının kalemine bırakanın boynundadır.
Şi Cinping:
O zaman denklem net.
Trump:
Ya masayı sen kurarsın...
Putin:
...ya da o masada meze olursun.
Erdoğan – Satranç tahtasına beyaz veziri vura vura koyar, gözlerini doğrudan karşıya diker ve sesi salonu titretecek bir tonda yükselir:
VE ŞİMDİ SİZE SESLENİYORUM, EY ORTADOĞU’NUN BEYLERİ, EMİRLERİ, LİDERLERİ!
Yüz yıldır kendi topraklarınızda figüran olmaktan bıkmadınız mı? Kardeşinizin kanı üzerine kurulan o sahte saraylarda daha ne kadar oturacaksınız? Mezhebinizi kurşuna, petrolünüzü küresel güçlerin kasasına meze ettiniz! Washington’dan gelen bir telefonla kendi dindaşınıza sırt dönüyor, Moskova’dan esen rüzgâra göre ümmetin izzetini satıyorsunuz!
YETER! AKLINIZI BAŞINIZA ALIN!
O namluları, o füzeleri birbirinize değil; sizi bu masada piyon gibi oynatan küresel çetelere çevirin! Petrol paralarını Batı bankalarında rehin tutmayı bırakın; o servetleri Şam’ın, Bağdat’ın, Gazze’nin yetimlerine, yıkılan şehirlerine harcayın! Kendi kaderinizi kendiniz yazın!
SON İHTARIMDIR: Ya egolarınızı, tahtlarınızı bir kenara bırakıp bu masayı bizimle beraber kurar, tarih yazarsınız...
YA DA O MASANIN ÜZERİNDE SIRAYLA MEZE OLUR, TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLÜRSÜNÜZ!
Türkiye burada! Doğruyu söylemeye de, oyunu bozmaya da devam edecek! Hodri meydan!
Sonuçta; her savaş biter, her masa dağılır. Günün sonunda o loş salonda ne fırtınalar koparan liderler kalır ne de dünyayı paylaştığını sanan o kibirli ittifaklar... Masada, Türkiye’nin koyduğu o dikbaşlı "Beyaz Vezir" den başka hiçbir şey kalmaz.
Not: Bu diyalogları mevcut dengeler üzerinden konuyu daha net anlatabilmek için kurguladım.
Azı hayal çoğu gerçek.........