Durali Göğüş
Kaliteli Dert
İnsan olarak yaratılmışız. Bunun için önce Rabbimizin kudretine hamd etmeli, kulluk görevimizin bilincinde olmalıyız. Eşref-i mahlûkat olarak yaratıldıysak, bunun kıymetini de bilmek zorundayız.
Antik Yunan filozofu Aristoteles, “İnsan sosyal bir varlıktır.” der. Gerçekten de insanın fiziksel ve psikolojik olarak sağlıklı kalabilmesi; diğer insanlarla bağ kurmasına, dayanışmasına, iş bölümüne ve toplumsal aidiyet duygusuna bağlıdır.
Buna karşılık ben merkezli bir yaşam anlayışı, bireyin kendi varlığını, duygularını ve çıkarlarını hayatın merkezine koymasıdır. Böyle bir anlayış, sağlıklı bir özsaygı oluşturabileceği gibi empati yoksunluğuna ve bencilliğe de dönüşebilir. Bu düşünce yapısına sahip kişi, kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını başkalarının beklentilerinin önünde tutar. Olayları değerlendirirken yalnızca kendi bakış açısını esas alır; başkalarının duygu ve düşüncelerini anlamakta zorlanır.
Oysa Allah'a kul olmayı şiar edinmiş bir Müslümanın hayatında bencilliğe yer olmamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Müminlerin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.”
İşte çağımızın huzur ve insan onuruna yakışır yaşam şifrelerinden biri de budur. Müslüman, sadece kendi hayatını değil, insanlığın ortak acılarını da yüreğinde taşımalıdır. “Dertlenmeyenin derdi olmaz.” sözü, zihinlerimize ve kalplerimize kazınmalıdır.
Eğer “Bana ne? Zulüm bana dokunmuyor. Param var, makamım var, nüfuzum var; hayatım rahat.” diyorsak büyük bir yanılgı içindeyiz. Asıl kayıp budur.
Derdimiz yalnızca daha büyük bir ev, daha yeni bir araba, daha fazla mal ve mülk biriktirmek olursa; aslında kendimize yapay sıkıntılar üretmiş oluruz. Böyle bir hayat, anlamını kaybetmiş bir hayat olur. Vicdanın, merhametin ve iyiliğin zayıfladığı yerde insan, insanlığından uzaklaşır. Kur'an'ın ifadesiyle, hakikatten uzaklaşan kimse "bel hum adal" derekesine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bu duruma düşmemek için önce Rabbimize hamd etmeli, sonra da ümmet ve insanlık bilinciyle hareket etmeliyiz.
Biz Müslümanız. Öncelikli derdimiz, dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan insanların acısını paylaşmak olmalıdır. Rengine, diline, ırkına ve inancına bakmaksızın mazlumun yanında durabilmek, Müslümanca bir duruştur.
Bugün Siyonistlerin Gazze'de yaptıkları insanlık dramına karşı duyarsız kalamayız. Doğu Türkistan'da yaşanan acıları görmezden gelemeyiz. Zulmün karşısında, mazlumun yanında olmayı bir sorumluluk bilmeliyiz.
Bunun yanında, toplumumuzun manevi değerlerine yönelik hakaret ve saldırılar karşısında da hukuk içinde, sağduyuyla ve demokratik yollarla tavır koyabilmeliyiz. Sözde komedyenlik adı altında kutsallara hakaretin ifade özgürlüğü kisvesi altında meşrulaştırılması toplum vicdanını yaralamaktadır. Bu şarlatana ve kutsallara hakaret edenlere verilen tutuklamalar hukukun herkese eşit uygulanması da adaletin temel şartıdır ilkesidir. Sanat ve sanatçı tutuklanmamalıdır saçmalığı sarhoş bir akıldır.
Sivil toplum kuruluşları, hukuk kurumları ve sağduyulu vatandaşlarımız; toplumsal huzuru bozan, insanları birbirine düşman eden her türlü provokasyona karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Tepkilerimiz öfkeyle değil; hukuk, ahlak ve medeniyet ölçüleri içinde olmalıdır.
Nasıl ki hayatımızın her alanında kaliteli olanı tercih etmeye çalışıyorsak, dertlerimizin de kaliteli olması gerekir.
Kaliteli dert; yalnızca kendi menfaatini değil, insanlığın ortak acılarını da yüreğinde taşıyabilmektir. Mazlum için üzülmek, adalet için mücadele etmek, iyiliği çoğaltmaya çalışmak ve kendisi için istediğini kardeşi için de isteyebilmektir.
Dert sahibi insan, bu dünyada huzuru; ahirette ise Rabbinin rızasını umut eden insandır. Gerçek anlamda kaliteli insan da kaliteli dertleri olan insandır.
Öyleyse bugünden itibaren hayatımıza şu niyetle başlayalım:
"Kaliteli dertleri olan bir insan olabilmek."