Birazcık silkinmek yeter belki de…

 Yıllardır yakınır dururuz, “Ereğli, Karaman, Aksaray ve Niğde’nin arasında sıkışıp kaldı, gelişemiyor, kalkınamıyor” diye. Ama sadece konuşur, Ereğli’nin gelişmesi için çaba harcamayız. Sen oturup konuşmaktan başka bir iş yapmazsan, elbette ki Karaman da gelişir, Aksaray da. Ancak son dönemlerde Ereğli önemli yatırım hamlelerinin olduğunu görmek, bizleri umutlandırıyor ve gururlandırıyor. Bunların bir an önce sonuçlanması, Ereğli’nin bu geri kalmışlığını da, kısa sürede bertaraf edecek gibi görünüyor. Ersu Ereğli’de yıllardır yaptığı yatırıma bir de üniversite binası ekledi. Akman Holding Onursal Başkanı Kemal Akman binanın yapılacağı alanı gezip geldiği Ereğli Belediyesi’nde “Ereğlili gençlerin duasını almak istiyoruz” dedi. Baba Akman’ın, duaya özellikle de gençlerin dudaklarından dökülecek duaya ihtiyaçlarının olduğunu ifade etmesi, bu işi yaparken dua almak için yaptıklarını söylemesi bende ayrı bir anlam kazandı. Karşılığında dua beklenerek yapılan her işin Ereğli’ye hayır getireceği de bir kesin. Sağol Kemal amca, adınla yaşasın yaptıracağın bina… Babası kadar mütevazı olan Ali Bey’e de teşekkürler. Genç bir iş adamı olarak para kazandığı şehrin gelişimine katkı sağlamak için bu güzel işe imza attığı için. Elbette Mustafa Aslan bey’i de unutmamak lazım bu güzelliğin Ereğli’deki güzel insanı, sana, verdiğin emeğin karşılığında ecrini Allah versin. 13 yıl aradan sonra Ereğlispor’a 3. lig kapısı açıldı, hangi şartlarda nasıl geldiğini değil, ama bugün içinde bulunduğu maddi krizi nasıl aşması gerektiğini gündeme taşıma ihtiyacı hissediyorum. Ereğli bir üçüncü lig takımını kaldıramayacak kadar aciz mi? Bu soruya hayır yanıtını tereddütsüz vermek istiyorum ama veremiyorum. İşadamı Hüseyin Yağcı 3bBin YTL bağışladığında haberleri abartılı bulanlara sormak lazım: Siz Ereğlispor’a ne verdiniz? Ereğli gençliği adına bu takıma destek verin. Spora verdiğiniz para boşa gitmez, gençleri kötü alışkanlıklardan kurtarır. Yeni bir umutları olur. Ereğli’yi kalkındırmak, geliştirmek, daha ileriye taşımak mümkün. Yeter ki biz isteyelim.. Bugünkü yazımı yine bir hikâye ile bitirmek istiyorum. Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız, köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki, kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, çoğu zaman. Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.