Bayramdan kalanlar

Bu yazıyı internet hizmeti veren bir kafede yazıyorum. Bana verilen ilk makinede yazı yazamadım. Çünkü yazı programı yüklü değildi. Gençlerimiz ve çocuklarımız, bilgisayarı ve interneti bilgi için, yazı için değil, sadece oyun için kullanıyorlar. Ekranların hepsinde otomobiller, bıçaklar, tüfekler… Neden buradayım ben? Çünkü evde elektrikler kesik. Dün ve önceki gün de başka semtlerde elektrikler kesikmiş. “Kar yağdı, böyle oldu!” diyenlere rastladım. Elektrikler kesilince sular da kesiliyor, kaloriferler yanmaz oluyor. Işıksız, ısısız, susuz kalan ve soğuğa dayanamayan birçok ailenin, sobalı evlerde oturan yakınlarının yanlarına sığındıklarına dair birçok haber işittim bayram boyunca. Bu durum karşısında teknolojinin aczi, yetersizliği; doğala daha yakın olan bir hayatın tercihe daha şâyân olduğu gibisinden yorumlar yapanlara tanık oldum. Bayramın birinci günü akşamı ve gecesi yağan kar, böyle olumsuz sayılabilecek sonuçlar doğurdu elbette ama birçok kimse için sevinç ve neşe kaynağı da oldu. Kartopu oynama hevesine kapılanlardan biri de bendim. Epeyce eğlendik doğrusu. Bu bayramda çocukluğumun bayramlarında olduğu gibi, mantar tabancasıyla mantar patlatma zevkini de yıllar sonra yeniden yaşamış oldum. Tabancanın metal yerine plastikten üretilmiş olması önemli bir farktı tabii. Çocuklarla balon da oynadık, iyi oldu. Patlamış balonlardan cikcikler yapıp onları da patlattık, iyi oldu. Cuma günü, misafir olduğumuz evlerden birinde muhteşem sakalını gururla taşıyan bir muhterem dedi ki: “Üç bayramı birden yaşıyoruz, hamd olsun!” ve “üç bayram”ın ne olduğunu birer birer açıklayıverdi: “Birincisi Ramazan bayramı, ikincisi Cuma, haftalık bayramımız, üçüncüsü de bu mübarek kar!” O zat, yağan karın, tarımla uğraşanlar için bayram coşkusuyla karşılanacak bir nimet olduğunu düşünüyor olmalıydı. Fakat ansızın bastıran bu çok, yoğun ve nemli kar, henüz yapraklarını dökmemiş birçok ağacın dallarına taşıyamayacakları bir yük olarak çökmüş ve o dalların çoğunu kırı kırıvermişti. Yol kenarlarında ve ortalarında yerlere serilmiş nice dallar gördük; kimi yerlerde belediye görevlilerinin onları toplayıp kamyonlara yüklemeye çalıştıklarına şâhid olduk. Bu Ramazan da, geçen yıllarda olduğu gibi hem oruca başlama günü, hem bayram günü bakımından İslâm dünyasında ihtilâf konusu oldu. Bu ihtilâf tartışma şeklini pek almadıysa da uygulama bakımından ayrılık olduğu basınımıza yansıdı. Oruca bizden birgün önce başlamış olan bazı ülkelerin bayramı bizimle aynı gün kutladıklarını okuduk. Demek ki, bizim 29 gün tuttuğumuz orucu onlar 30 gün tutmuşlardı. Sadece Libya’nın bir gün önce bayram yaptığı haber verildi. Böylesi ayrılık ve aykırılıklara alıştık neredeyse. Fakat Zaman gazetesinde Mustafa Ünal’ın köşesinde Pazar günü rastladığım bir not beni şaşırttı. Meğer Güney Afrika’da ve Burma’da Müslümanlar, Cuma günü bayram etmişler. İlginç bir durum. İletişim çağında Müslümanlar arası kopukluk ve ayrışmanın bu boyuta ulaşmış olması, düşündürücü ve üzücü sayılmaz mı? Her şeye rağmen, kutlu olsun, diyebiliriz elbette.Zaman ne çabuk geçiyor! Ve sanki hep o bizi geçiyor. Biz onu geçirebilecek bir uyanıklığa ersek ne iyi olacak!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.