Avrupa’nın en fakiriyiz ama...

Avrupa’nın en fakiriyiz ama göstergeler iyi

 

Rakamlara baktığımızda bir gerçek gözler önüne çıkıyor Avrupa’daki 27 ülkenin en fakiriyiz.

Bu istatistiksel veriden hareketle başladık bu sayımızdaki yazımıza çünkü iktidar partisinin milletvekilleri Konya’da yaptıkları her basın toplantısında şu görüşlere yer veriyor “Türkiye kalkınıyor. İşler çok iyi... Dünya bize hayran. Bizi kıskanıyorlar”

Ben bir gazeteci olarak gözlemlediğimde ise Türkiye’de işler farklı yansıma gösteriyor. Kırsala çıktığınızda köylü perişan hayvancılık yapanın ayrı bir derdi, çiftçinin ayrı bir derdi var. Kırsaldan bir feryat yükseliyor hepsi bir ağızdan girdilerdeki anormal artışlardan şikayetçi. Ürünün para etmeyişinden ve günbegün küçülüp gitmelerinden şikayetçi. 

Şehirlere baktığımızda maalesef ki durum pek farklı değil. Sanayici yüksek reel faizler, girdiler, vergiler ve primlerden şikayetçi. Globalizmin oluşturduğu dev pazarda rekabet edemeyişinden şikayetçi.

Küçük esnaf kendi derdinde siftah edemeyişinden tutunda elektrik su gibi dükkanın temel giderlerini karşılayamamaktan muzdarip. Ekonomide yaşanan gelişmeler onları dükkan kapatıp kapatmama gibi bir kararın eşiğine getirmiş.

İşçi, memur ve emekli için bir şey söylemek zaten yersiz. Ülkede her ay açıklanan açlık ve yoksulluk sınırının devamlı altında kalan bu kitle ömrünün gelecekte ki yıllarını bankalara ipotek etmiş durumda.

Böylesi bir tablo ile karşı karşıya olan Türkiye’de üretim zorlanmakta, yeni, yatırımlar askıya alınmakta, işsizlik çığ gibi büyümekte ve ülkede günübirlik gelişen en ufak hareketlenmeler insanların yüreklerini ağzına getirmekte.

Danıştay saldırısıyla başlayan ve piyasaları oldukça geren ekonomik gelişmeler reel sektörü tedirgin etmekle kalmayıp serbest piyasanın kendisini korumaya almasını da tetikledi. “Dövizde yaşanan artış acaba yeni bir devalüasyon mu?” endişesini oluşturdu.

  Döviz ucuzlayınca ekonomi düzelmiyor. Ama bizim ülkede maalesef böylesi bir mantıkla gelişen bir mentalite oluştu. Dövizde uzun bir süredir yaşanan durağanlık insanları her şeyin olumlu gittiği yönünde bir havaya itti. Ama ne yazık ki işin aslı öyle değildi. Dövizin kademeli yükselmesini geciktirenler ani bir türbülansta dövizin önüne geçemedi. Merkez bankası çıkışı engellemek için müdahale etti her müdahale yeni bir çıkışı doğurdu. Müdahaleler işlerin düzelmekte olduğu şeklinde siyasiler tarafından yorumlansa da işin öyle olmadığını piyasa gösterdi. Yüksek faiz ile borçlanarak piyasada dövizi bollandırmanın ve bu sayede ucuz döviz satmanın "sonu felakettir".
Ucuz döviz istiyorsanız, üretimi artıracaksınız. Borçlanarak "sanal döviz bolluğu" yaratanlar, döviz fiyatını "destekleme satışlarıyla" sanal olarak düşürenler bu ülkeye kötülük yapıyor.Ucuz döviz üretimi engelliyor. Üretim yapamayan ülke, insanlarına iş yaratamaz. Aş yaratamaz. Ekonomide nihai hedef, halkın refahıdır. Üretim olmadan refah olmaz. Üretim gelir demektir. Gelir zenginlik demektir.
Avrupa’nın en fakir ülkesiyiz!  Neden en fakiri?

Çünkü kişi başı üretimi ve dolayısıyla geliri en düşük ülke biziz. Üretmeden tüketmek felakettir. Yabancı sermaye diye kapıları sonuna kadar açmak onlara vergi indiriminde bulunmak iş değildir. Yabancı sermaye bu ülkede hangi sektörlerde var olma yolunda ağırlıklı olarak finans sonra medya  sonra menkul kıymetler borsasında kağıt üzerinde varlar. İyi gün dostu olan yabancı sermaye en ufak türbülansta ceketini alıyor hadi bana by by diyor.

Öte yandan yerli sanayici yanında işçi çalıştıran, üreten, ülkesine döviz kazandıran, vergi veren zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor. Siz onlara yönelik bir iyileştirme paketi hazırlasanız bugün ülkede işsizlikte olmazdı, üretememe gibi bir problemde olmazdı, sanal paralarla uğraşma derdinizde olmazdı.

Kurtuluşun tek yolu var, talebi olan, dünya pazarında para eden malı üretmektir. İç pazar sınırlı olduğu için üretimi artırmanın yolu ihracattır. Bir ülke ihracatını artırma imkânı ölçüsünde üretimini de artırır. Ülke üretimini artırdıkça, istihdam sorununu çözer. İnsanları zenginleşir. Enflasyon tehlikesi ortadan kalkar. Döviz geliri (gerçek döviz geliri) artar. Dosta düşmana boyun eğmeden, el açmadan yaşar.
Biz bunu yapacak yerde, yüksek faiz ile (geçici ve sanal) döviz bolluğu yaratmayı tercih ediyoruz.
Döviz fiyatını (geçici ve sanal) olarak ucuzlatıyoruz. Ucuz döviz ile ithalat yapılıyor. İthal malları ve ithal girdileri nedeniyle yerli üretim (tarımda-sanayide) ölüyor. İnsanlar işsiz kalıyor.
Türkiye iyi yolda olsa makro ekonomik göstergeler doğru şeyleri gösteriyor olsa bunu sanayilerimiz, köylerimiz, insanımız yaşam tarzlarıyla gösterir velev ki onlar inkar ediyor olsa bile varlık insanın yaşam standardının değişmesine etki eder ki bu bir şekilde göstergeleri teyit eder.

Şu andaki fakirliğin teyidini işsizlik, açlık ve aşevleri önündeki kuyrukların teyit ettiği gibi.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.