Amerika ile Aynı Yatakta!

“Sana durlanmış kelimeler getireceğim

Pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler

Seni çünkü dik tutacak bilirim”

 

İsmet Özel Konya’daydı. Kendi kişisel tarihim açısından hayli önemli bir yere sahip olan bu insanı Konya’da ve de TYB’de misafir etmek benim açımdan oldukça heyecan vericiydi. Yazılarıyla, şiirleriyle hemhal olduğunuz bir şair ve düşünür ile buluşmak, konuşmak, canlı canlı dinlemek, beraberinde birçok tehlikeyi barındırmış olsa da heyecan vericidir. İMDER (İstiklal Marşı Derneği) Konya Şubesi’nin açılışı münasebetiyle Konya’ya gelen Özel Ticaret Odası, TYB Konya ve Konevi Kültür Merkezinde olmak üzere üç konferans verdi. TYB’deki konferanstan sonra “sizi dün de dinledik ama burada tekrara düşmeden yeni şeyler söylediniz” deyince kendine has üslubunca “e tabii, kasetten okumuyoruz” demişti.

 

Bir yandan Özel’i dinlerken bir yandan da son zamanlarda söyledikleri, söylediklerinin tartışılan kesiti geçiyordu zihnimden. Dışarıdan rijit, çarpıcı, ilk duyduğundan insana bir dostun deyişiyle “estağfurullah” dedirten söylemin Özel’in zihin dünyasında ne gibi bir kurguyla söylendiğini anlamaya yarar ipuçları toplamaya, anlamaya çalışıyordum. Anlayabildim mi? Eh. Zaten kendisinin de sürekli söylediği gibi “keşke anlayabilseniz”.

 

“Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak

Ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım.

Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar

Kalmışsa birkaç ısrar ölümle yarışan

Onların yardımıyla dünyanıza acıdım”

 

Türk Tarihin Neresinde? Diye başladığı konferansa, Türk tarihin kritik eşiğinde diye cevap veren Özel, Türkiye’nin II. Kez vatanlaştırılmasının sonuna gelindiğine işaret ediyor ve bağırıyor “ siz bunu görmüyor musunuz?” Bu durumdan menfaat sağlayanlar tarafından “din gününde savunamayacakları menfaatleri” zora girmesin diye gözlerden kaçırıldığını söylüyor.

 

Bunu yapanlar ise gavurdan ödünç bir ağızla gavura yaranmaya çalışanlar veya bizzat gavurlar. “Çok kolay anlaşılan şeylerin hepsi yanlıştır” diyen Özel Türkiye’de bir duruşa işaret ediyor. Bunu çarpıcı bir örnekle ifade eden Özel “ Amerikan Mizuri savaş gemisi İstanbul’a gelip demir attığı zaman Karaköy genelevindeki hayat kadınları Amerikan askerleriyle yatmayı reddediyorlar. Şimdi o hayat kadınlarının sahip olduğu kadar şerefli bir duruşa/duyarlılığa sahip kaç kişi kaldı?” diyor. Bugün hepimiz Amerika ile aynı yatakta mıyız yoksa?

 

“Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere

Ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına

Yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir

Ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana”

 

Bir duruşa işaret ediyor Özel, bir estetik varoluşa. Küreselleşmenin bizi biz eden bütün sivri yanlarımızı yuvarlaklaştırıp yok ettiği, dünyada egemen olan sistemin çarkına çomak sokacak kadar sivri yanımızın kalmadığı bir dönemde bize bunun kader ve kaçınılmaz bir şey olmadığını, buradan çıkışın ve kurtuluşun mümkün olduğunu bağırıyor. Bütün gürültünün içinde bunu en dikkatimizi çekecek, burada bir ses var, farklı, tepki doğuran bir ses, ne diyor ki bu diyeceğimiz bir tonda söylemiyor artık, bağırıyor. Bir felaketi önceden gören insanların canhıraş çığlığıyla bağırıyor: “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan”.

 

“Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın

ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir

haksızlık et haksız olduğun anlaşılsın

yaşamak bir sanrı değilse eğer öcalınmak gerekir.”

 

her şeyin zıddıyla kaim olduğuna işaretle Özel Türk’ü de zıddıyla tanımlıyor. Araya kesin bir çizgi çekiyor, çiziyor. Türk müsün gavur musun? Onu söyle. Relativizmin yaygınlaştığı, evet ve hayır yerine “havet”in üretildiği, hem siyah hem beyaz bir anlayışın yaygınlaşarak helal ve haramlar arasındaki sınırların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir zihni anlayış çağındayız. Böyle bir dönemde çizgileri, evetleri hayırları net ve kesin bir çıkış yapıyor Özel. Berrak bir duruş. Gavurluğun gözden kaçırıldığını söylüyor. Her gün yatsı namazından sonra okunan bakara suresindeki ayetteki muhatabın kim olduğunu soruyor bir nevi “kafirler güruhuna karşı bize yardım et”. Peki kim kafir? Ya da Özel’in deyişiyle gavur?

 

Çizgilerimizi fazla esneterek kendimiz olmaktan çıkıyoruz galiba. Tv, internet, iletişim, diziler, sinema filmleri vb. ile birlikte yaşam biçimimize de bakınca aramızda bir fark yokmuş gibi hissetmeye başlıyoruz. Gavurdan farkı yok bir yaşam biçimi buna yol açıyor. Evlerimiz, kıyafetlerimiz, eğlencelerimiz, dizilerimiz, o kadar benzeşiyoruz ki onlar mı biz oluyor biz mi onlar oluyoruz… Özel bunu diyor işte. Safını seç. Ötekini ortadan kaldırdığında sen de yok oluyorsun. Vesselam.   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum