Prof. Dr. Ali Akpınar

Prof. Dr. Ali Akpınar

Ali Ulvi Kurucu - I

Münevver Medine’de Bir Konyalı Gönül Adamı – I

 

Son günlerde hemşehrimiz rahmetli Ali Ulvi Hoca’nın (Doğumu: 1922 Konya- Vefatı: 2002 Medine) hatıralarının derlendiği eserin üçüncü cildini okuyorum. (M. Ertuğrul Düzdağ,Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-1, İzmir, 2007.) Birkaç yazıda eserden aldığım bazı notları sizlerle paylaşmak istedim. Elbette bu aktarılan notlar eseri okumamayı gerektirmez, zira bunlar eserin satır aralarında unutulmaması gereken gerçeklerden yalnızca bir kaçı…

 

Ali Ulvi Kurucu, ömrünün ilk 18 senesini Konya’da, 6 yılını Kahire’de, ömrünün kalan 56 senesini Medine’de yaşamış bir ilim, irfan ve gönül adamıdır. İslamî ilimleri tedris ederken Konya’da karşılaştığı güçlükleri aşma, daha derinlikli bir tedris yapıp müslümanca yaşama adına Medine’ye hicret etmiş bir ailenin evladıdır.

 

Babası, Hacı Veyis Efendinin oğlu İbrahim Efendi’dir. Amcası, Konya’nın meşhur Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’sidir.

Ali Ulvi Bey, İslam dünyasının kalbi Medine’de dünya çapında meşhur ilim, irfan ve fikir adamıyla beraber olmuş, onlardan fikir alış verişinde bulunmuş ve bu vesile ile dünya Müslümanlarının derdiyle hemdert olmuş bir gönül adamı, dost insandır. Ondaki güzellikler, Medine’deki güzelliklerle birleşmiş ve ortaya dünya gönül adamlarından derlenen bir güzellikler buketi çıkmıştır. Adı geçen kitap da bu güzellikleri bizlere sunmakta.

 

Dedesi Hacı Veyis Efendi, ilmi, irfanı, takvası, şükrü, edebi ve diğer İslâmî güzelliklerle dopdolu bağrı yanık bir İslam âlimidir. Abdest aldıktan sonra söylediği şu sözler ne güzel! Rabbim sana kul olmak ne güzel! Mümin kullarına buyruklarının her biri bir bahar, bir kâr ve bir vakar! (I, 106-107.) İşte onun hikmetli sözlerinden yalnızca bir kaçı:

 

Mekârim-i Ahlak Üçtür, üçü de güçtür: Zulmedeni affet, gelmeyene git, vermeyene ver. (I, 114.)

Müslüman, gözü-özü-sözü tertemiz olandır. (I, 123.)

Herkesin bağı bahçesi varsa, bizim de suyu buz gibi yapan testimiz var. Bu nimetin şükrünü nasıl ifâ ederiz! (I, 128.)

Zamanı tek partisi hakkında şu tespiti yapmıştı:: Oğlum, bu parti, inkar temeli üzerine kurulmuştur. Allah dostlarından hep beddua almıştır… Kalaysız kaba benzer, içine düşeni zehirler. (I, 185.)

Dedesi bir gün mektebin önünde beşinci sınıfın büyük talebeleri kız-oğlan karışık, kadın erkek muallimleriyle top oynarken görünce, hanımına: Muhsine, bu çocuk pınarın başında susuzluktan ölecek… Kur’ân nurdur, Kur’ân’sızlık karanlıktır… Bu karanlık okul, çocuğu nasıl aydınlatacak? Deyip ağlamıştır. (I, 32.)

O, torununu İslâmî ilimlere şöyle motive ediyordu: Konya’nın en zengini, on, yirmi bilemedin kırk kişiye ziyafet verir. Mukabele okuyan bir hafız ise, bir cami cemaatine, bir şehir ahalisine manevi ziyafet verir. (I, 53.)

Yüce Allah’a aşkıyla yanıp tutuşan bir insan olarak, yaşanan o tatsız günleri tanımlarken de şunları söylüyordu: Bir hoca, camide bir iki talebesini okutamazken, Sulukahvenin dansözleri, ezanlar okunurken ve gece sabahlara kadar dans ediyor, sarhoşlar nara atıyorsa, buralarda durulmaz artık! (I, 66.)

Kitapta, Bugünün kerameti hizmettir, hizmet! (I, 207), İnsanda hem insanî hem hayvanî sıfatlar var. İslam, bu ikisi arasında ahengi sağlar. (I, 241) hikmetli sözlerin sahibi amca Hacıveyiszâde ile ilgili de pek çok tatlı ve ibretli hatıra mevcut.

 

Yanı sıra yazarımızın İnsanlığa rehber olan âlemdeki büyükler/Milletleri ruhuyla asırlarca sürükler diye tavsif ettiği İslam coğrafyasının değişik bölgelerinden Medine’ye yerleşmiş yahut ziyaret için gelmiş pek çok gönül adamına dair hatırat yer alıyor. İşte onlardan bir demet:

Hz. Ömer Medine sokaklarında devriye gezerken, bir evden Tûr suresini okuyan adamın sesi geliyormuş… İlk ayetleri dinleyen Ömer, bayılıp düşmüştü.

 

Hasen el-Bennâ, bu olayı şöyle açıklar:

Cereyan kuvvetli geldi ve Ömer’i çarptı. Herkeste bir cereyan tesiri alma kuvveti vardır. (II, 259)

Filistin Müftüsü Emin el-Huseynî, Hitlerle görüşmüş, Hitler ondan savaş sonrası erkeksiz kalan kadınlar için, taaddüdü-d-i zevcat hakkında bilgi istemişti. (II,247)

Osmanlı hayranı olan müftü şöyle derdi: Türkiye dua almış bir beldedir… Türkiye bozulma konusunda İslam dünyasına örnek oldu, düzelmekte de örnek olacak inşallah! (II, 235)

Bir fert yahut bir millet İslam’a aykırı şeyleri yapsa dinden çıkar mı? sorusuna son devir Osmanlı âlimlerinden Zâhidü’l- Kevserî şöyle cevap vermişti:

 

Bunları yaptılar da mı dinden çıktılar, yoksa çıktılar da mı bunları yaptılar diye sormak lazım…İradeyle mi yaptılar, yoksa zorla mı?(II, 170)

Ey Allah’ın Rasülü, namazlarımda huzur bulamıyorum diyen Ebu Eyyüb’a peygamberimiz şöyle cevap verir: Salli salâte müveddi’in. Dünyaya veda edenin namazı gibi namaz kıl.

Ali Ulvi Hoca’dan Hikmet goncaları bir sonraki yazımıza da devam edecek inşallah.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.