Adamın penceresi

Adamın penceresi çevresinde kopan kavgalar, gürültüler, ayyuka çıkmış durumda. Ayyuk nedir, neredir? Ayyuka çıkmak ne demektir? Bu sorulara takılacak olursak, maksada ulaşamadan akşamı ederiz, yazının sonunu buluruz, dünyadaki yollarımızın sonu olan mezara bile ulaşabiliriz. Onun için biz hemen pencereye dönsek iyi olur.

Fakat pencereden önce, sahibine, yani adama bakmakta yarar var. Adam kim? Adama senli benli bir üslûpla “Sen kimsin?” diye sorduğumuzda aldığımız cevapla “Afedersiniz, beyefendi siz kimsiniz acaba?” diye kibarca sorduğumuzda aldığımız cevap arasında göz ardı edemeyeceğimiz farklılıklar oluyor. Dolayısıyla adamın kimliği hususunda kesin bir karara varmak zor. Hattâ bunun imkânsız olduğunu bile söyleyebiliriz. Adamın kendisi hakkında böyle farklı cevaplar vermesini nasıl açıklayacağımızı da bilemiyoruz. Politika, diplomasi, kem gözlerden sakınma, dünya hâli, ketumiyet ihtiyacı, ihtiyatlı davranma gibi adam açısından gerekli sayılabilecek ve hoş görülebilecek ihtimaller olabilir. Ama işin aslı nedir, belli olmuyor. Adamın kendini korumak için böyle ikircikli ve çelişkili davrandığını söylemiştim birine. “Hadi canım sen de!” dedi bana. “Bu kadar iyi niyetli düşünmek çok aptalca! Adam, başkalarına ettiği ve edeceği kötülükleri perdelemek için, böyle davranıyor. Eskiden de yapmıştı bunu, şimdi de yapıyor, böyle giderse gelecekte de yapacak.” Biraz düşününce bu görüşün pekâlâ doğru olabileceğine ben de inandım. Fakat biraz daha düşününce, başka bir ihtimali de hesaba katmak gerektiği sonucuna vardım.

O başka ihtimal şuydu: Belki adamın kendisi kim olduğunu gerçekten bilmiyordur. Belki taşıdığı kimlikle olmak istediği kimlik arasında kararsızlığa düşüyor; kendisini bazen öyle, bazen böyle görmek ve göstermek istiyordur. Bunu çıkarcılığı ve kurnazlığı sebebiyle yapıyorsa onu kınayabiliriz ama çaresizlik yüzünden böyle davranıyor da olabilir, değil mi? Bu durumda onu kınamak yerine ona yardımcı olmak, kendisinin gerçek adını hatırlaması ve o ada bağlı kalması için onu desteklemek gerekir.

Durumun tuhaflığı üstüne yorumlar yapmaya dalıp durumun ne olduğunu söylemeyi ihmal ettiğimin farkındayım. Durum şu: Adamımız kendini bazen Mehmet Bey, bazen Mehmed Beyefendi olarak tanıtıyor. Kimilerine Osmanzâde Mehemmed Efendi Hazretleri yazılı kartvizitler dağıtırken, kimilerine Bay Mehmet Ali Devrimist antetli mesajlar yolluyor. Bazı yerlere saldığı adamları aracılığıyla kendisinin aslında Hacı Mehmet Tahir Ağa olduğunu da bildiriyor ve buradaki Mehmet’in aslında ‘Muhammed’ olduğunu da fısıldatıyormuş.

İşin kötüsü şu ki, birçokları bu karışıklığı olağan buluyor, bunda şaşılacak hiçbir şey olmadığını söylüyorlar. Böylece şaşılacak şeyler çoğalmış oluyor.

Pencere meselesine gelince… Efendim, bu gerçek adını kimsenin bilmediği zatın evinin –konağının mı demeli- penceresi uzun süre tahtalarla kapatılmış idi. İçeriye ışık sızdırmayan bu pencere yüzünden içeridekiler neredeyse “gün ışığı”nın ne olduğunu unutmuşlardı. Sonra bu tahtaların kimini rüzgâr uçurdu, kimini yakacağı olmayan yoksullar aşırdı, kimini düşmanları gizli açık yürüttü. İçeridekiler ışığı gördüler, hatırladılar, sevdiler ama bu kez de rüzgâr, toz toprak can sıkıcı olmaya başladı. Ev-konak sâkinleri şuradan buradan buldukları naylonlarla pencereyi örtmeye yeltendiler. Bu kolay olmadı tabii. Kimi renkli naylon istedi, kimi saydam; kimi ille ince olsun dedi, kimi kalın olsun diye tutturdu. Pencere iyi kötü naylonla örtüldü ama bazen şiddetli rüzgâr, bazen nereden geldiği anlaşılamayan ateş yalımları, bazen yaramaz çocuklar, bu dayanıksız naylonları yerinden oynattı, parçaladı, deldi, yaktı. (Hele bu yakma yanma işi dayanılmaz kokulara yol açtı!)

Şimdi, adını netleştiremediğimiz için Memişaa diyeceğimiz zat, hayli uzun süren bu pencere şamatasına son vermek için çare arıyormuş. Kendisinin niyeti, pencereyi yeniden tahta ile kapatmakmış. “Bu pencereye güzelce cam taksak, olmaz mı?” diyenler hakkında ortalığa “vatan haini”, “ecnebi cam şirketlerinin ajanı” gibisinden dedikodular yaymaktaymış.         

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.