100 YIL

Bir insan tanıdığınızı düşünün. Ahlaklı, helalinden kazanan, harama el uzatmayan, ibadetlerini yapan, sevgi-saygı dolu, çalışkan, hiç yalan söylemeyen…

Her gün beraber olduğunuz bu insandan ayrıldınız ve birkaç yılın sonunda karşılaştınız.

Ama o gıpta ettiğiniz insanın bozulduğunu gördünüz. O artık yalan söyleyen, haramlara dalmış, ibadeti hayatından neredeyse çıkarmış, rotasını şaşırmış biri.

Ne kadar üzülürsünüz değil mi? Gıpta ettiğiniz, örnek aldığınız kişiden acıdığınız kişiye olan dönüşümü merak edersiniz. Onu eski haline çevirmenin yollarını ararsınız.

Onun gibi olmamak için dua edersiniz.

            Kendini kaybetmiş bu insan sizsiniz ey kavmim.

            Ne oldu sizlere? Bundan bir asır önce Haydar Paşa Tren Garı’nda bavullarını unutan bir Avrupalı, ülkesine gidip çantalarını unuttuğunu fark edince tekrar İstanbul’a dönüyor ve valizlerini tren garında bıraktığı yerde aynen bulabiliyordu.

İnsanlar hayırlarını, herkese açık olan sadaka taşlarına bırakıyor, ihtiyaçlı kişi ise ondan sadece ihtiyacı olan kadarını alıyor, geri kalanına dokunmuyordu.

Siftahını yapan bir esnaf, müşterisine ikinci malı satmıyordu siftah yapmayan komşusunu düşünerek.

Kadınların tek saç teli dahi görünmezdi.

Senet isminde bir kağıt parçası yoktu ortalıkta, “söz” vardı paşalar gibi itibarlı.

Yalan, tecavüz, adam öldürmek bu toprağın insanlarının işi değildi.

100 değil 30 sene önce “bankanın gölgesinden faydalanmak” , “kaldırımından yürümek” dahi ayıp-kusur kabul edilirdi.

Ne oldu sizlere?

            Bankanın önünden geçmeyen dedelerin bankadan çıkmayan torunları olduk.

            Genç kızlarımızı, bir İngiliz, Fransız kızından ayırt edemeyiz artık.

            Yollardaki logar kapakları dahi çalınıyor ve bunları da bazı esnaflar satın alabiliyor.

            5 lira için bir taksicinin boğazı kesildi bu memlekette.

            Camilerde genç görebilene aşk olsun.

            Eskiden erkeklerdi kadınları ayartan, şimdi kadınlar baştan çıkarıyor erkekleri.

            Toplu taşıma araçlarımız, büyüklerine yer vermemek için sağa sola bakmaktan boynu koptu kopacak gençlerle dolu.

            Kur’an’ın sadece adı ve şekli kaldı evlerimizde.

            Güya saçının tek telini dahi göstermeyecek kadar “ehl-i namus” kızlarımızın,

helali olmayan erkeklere sarılıp kokladığını, öptüğünü görüyoruz ortalık yerde.

Bundan daha acısı bir Allah’ın kulu uyarmıyor bunları.

            Gözümüzün önünde adam dövüyorlar, hırsızlık yapıyorlar ama artık millet olarak şiarımız “aman bana bulaşmasınlar” olmuş.

            İnsanlara olan borçlarımızı ödememeyi “zafer” sayıyoruz kendimize

            Günah işlemekten zenginimiz-fakirimiz, erkeğimiz-kadınımız korkmuyor.

            “Kul Hakkı” artık sadece bir “isim tamlaması” bizim için.

            Ne oldu sizlere ey kavmim?

            Lanetli dediğiniz Yahudi bir esnaf, 50 kuruşu ödemeyi unuttuğu için Ankara Gölbaşı’ndan geri dönüyor Konya’ya.

            Ne oldu size?

            Televizyonlarda hırsızlık ve cinayet haberi görmediğimiz bir tek gün geçmiyor

            Ne oldu size?

            Cennetle mi müjdelendiniz? Yoksa hesap gününe, ceza gününe imanınızı mı kaybettiniz?

                                          

100 yılda ne değişti?

            Bir Türk kızını Amerikalı bir kızla yan yana getirin ve bir Afrikalı’ya sorun “Hangisi Türk hangisi Amerikalı, Hangisi Müslüman hangisi Hristiyan” diye.

Sizce ayırt edebilir mi?

Ey bu yazıyı okuyan kardeşim senden bahsediyorum, uzağa gitme.

100 yıl önce ahlak ve fazileti, düşmanları tarafından bile övülen bir ülkeydin, bugün neyin eksik?

Bugün neden çivisi çıkmış bir ülkenin üyesisin?

Eskiden Gayr-i Müslimler bile Ramazan Ayı’nda herkesin gözü önünde yiyip içmezken, bugün “Müslüman’ım” diyenler, ortalık yerde, herkesin gözü önünde yiyip içebiliyor. Arsızca. Utanmadan. Adet Ramazan Ayı’nın sadece adı giriyor, kendi yok.

Artık neden can, mal, ırz güvenliğimiz yok?

            O ataların evlatları, torunları değil miyiz? Aynı toprağın insanı değil miyiz?

Nerede o üzerine güneş doğmayan insanlar?

Nerede harama el uzatmaktansa ölümü tercih edenler? Nerede sözü senet olanlar?

            Peki bizlerin, o ecdadın torunları olarak onlar gibi olmamız çok mu zor?

Onlar da bizim gibi insanlardı.

            Neden lafa geldi mi hayırla yad ettiğiniz ecdadınız gibi olamıyorsunuz?

Onlardan neyiniz eksik?

Yaptıklarıyla övündüğümüz ataların mirasını biraz daha yeriz. Ama inanın bizi çok götürmez.

            Başarı, Yardım, Zafer Allah’tandır ve bunları iman ölçüsünde verir.

            Siz İsmail’i kurban edebilirseniz ateş sizi yakmaz.

            Siz dört koldan dünyaya bağlanırsanız, ölümü unutursanız, mala ve paraya taparsanız, elin adamı okyanusun ötesinden gelir, seni öldürür, çocuğunu hizmetçi, hanımını da cariye yapar gider.

            Siz İsmail’i kurban etmeyi göze alın. Ne bıçak keser İsmail’i, ne ateş yakar sizi.

            100 yılda ne değişti,

            Varın az da siz hesaplayın.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.