Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Oruç..

Oruç ibadetinde niyetin önemi

Hz. Peygamber oruç tutmanın Allah katındaki değerini belirtmek için şöyle buyurmuşlardır:

“Kim bu ayda gönülden inanarak ve sırf sevabını da Allah’tan bekleyerek oruç tutar ve namaz kılarsa, annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından kurtulmuş olur.”[1]

İbadetlerde niyet çok önemlidir. Bir hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber: “Ameller niyetlere göre değer bulur. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan da ancak o dur”[2]buyururlar.

İslamî terminolojide niyet; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve buyruklarına uymak için bir işe yönelmeye kalben karar vermek, özgür iradeyi o yöne yöneltmektir.[3]Söz veya davranış plânında gerçekleştirilen bir faaliyette “Allah’ın rızası” amaç edinilirse, insanın yapmış olduğu bütün meşrû şeyler ibadet kapsamı içerisine girer. Meselâ; sokakta koşan iki adam düşünelim. Biri kendisine yardım etmek isteyen kimseye ulaşmak için koşuyor; diğeri ise, bir hırsızlık yapmıştır, polise yakalanmamak için koşuyor. Yapılan “koşma” fiili aynı, ama, niyetler farklıdır.

İslâmiyet’te ibadet üç amacı gerçekleştirmek için yapılır. Bunlar; cennet ümidi, cehennem korkusu, üçüncüsü ise, sadece ve sadece Allah’ı hoşnut etmek niyetidir. Bu ibadet niyetleri içerisinde de en makbul olanı, üçüncüsüdür. Eğer amaç sadece Allah’ı hoşnut etmek olursa, cennet ümidi ve cehennem korkusu da bunun içine girer. İşte biz de peygamberimizin oruçla ilgili hadislerinden Ramazan ayında karşılığını Allah’tan bekleyerek ibadet maksadıyla oruç tutarsak, yaptığımız bu güzel ibadete karşılık olarak günahlardan arındırılacağımızı anlıyoruz. Ayrıca, unutmayalım ki bu hadis, insanı, oruç başta olmak üzere bütün ibadetlere bir teşvik ve özendirme olarak anlaşılmalıdır. Hadis ilminde bu tür hadislere, teşvik ve ümitlendirme anlamında terğîb hadisleri denir.

İslam korku dinî değil, ümit dini, sevgi dinidir. Ümitle birlikte yapılan ibadetler daha üstündür. Çünkü ümit, sevgiyi doğurur. Korku ise, ümitsizliğe sebep olur.

Bilindiği gibi, yaptığımız ibadetlerin manevî açıdan sevabını yok eden inorganik/ruhsal hastalıklardan birisi riyâ dediğimiz gösteriş; bir diğeri, insanların falan nasıl da ibadet ediyor demelerini beklemek ve yaptığı ibadeti başkalarına anlatma anlamına gelen sum’a; bir başkası ise, kendini beğenmektir. Böyle amaçlar taşıyarak ibadet etmek Allah’tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştırmak olur ki, bunun adı şirktir. Hâlbuki Hz. Peygamber, böylesi davranışlardan Müslümanların uzak durmalarını istemek adına şöyle buyurmuşlardır.

“Her kim yaptığı amelini başkalarına anlatırsa (işittirirse) kıyamet gününde Allah da (onun bu halini mahşer halkına) işittirir, kim de gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah onun iç yüzünü ortaya çıkarır.”[4]

Gerçekten ameller, niyetlere göredir. Niyet, yönelmek demektir. Niyetten maksat, ibadetle âdeti birbirinden ayırmak içindir. İbadetle âdetin ayrılmasının misâli, oruç tutan kimsenin durumu gibidir. Birisi fazla kilolardan kurtulmak için oruç tutar ki, bu âdettir, diğeri ise, sırf Allah emrettiği için oruç tutar ki, bu da ibadettir. Hâlbuki oruçta ikinci niyet olsa, birincisi de beraberinde gerçekleşmiş olacaktır.

Acaba insanlar ibadette niçin gösteriş ya da kendini beğenmek gibi davranışlar içerisine girerler? Her halde dünyevî bir takım istek ve arzuları gerçekleştirmek içindir. Bunun başında dini kullanarak istismar etmek gelir. İnsanlar üzerinde nüfûz oluşturmak, çıkar, menfaat elde etmeyi amaçlamak niyetiyle ibadet yapılırsa, belki bu davranışlardan din dünyevîliğe tahvil edilerek menfaat elde edilmiş olabilir; ama Allah’ı aslâ hoşnut etmiş olamayız. Yaptığımız bütün davranışlarda Allah’ın hoşnutluğunu aramak, ibadetlerin ve kulluğun güzelliğindendir.

Acaba, sabahtan akşama kadar soğuk ve sıcak demeden yemesini içmesini ve nefsânî arzularını salt Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için  oruç tutan bir kimsenin orucuna da gösteriş karışabilir mi? Elbette karışamaz, bu çok zordur. Oruç, katlanılması ve sürekli yapılması mümkün olan meşakkatli bir ibadet türüdür. Açlığa, susuzluğa ve nefsanî arzulara tahammül göstermek ancak, güçlü bir iradenin işidir. O halde oruç tutmak, büyük bir sabır, büyük bir fedakârlık ve Allah yolunda onun hoşnutluğunu kazanmak için göğüslenen bir imtihandır. Dinî sorumluluklarının bilincinde olan bir Müslüman böyle bir fedakârlığı gerçekleştirirken hiçbir zaman âdeti öncelemez, ibadeti öne alır. Yani, perhiz veya fazla kilolardan kurtulmak maksadıyla oruç tutmaz. Elbette oruç ibadetinin insana sağladığı sayısız hikmetleri vardır. Oruç, en büyük eğitim vasıtasıdır. İrade eğitimi, oruçla sağlanır. İnsanın olağanüstü hallerde açlığa susuzluğa ve her türlü mahrumiyetlere katlanmasını öğretir. Toplumsal hayatta güçsüz kalmış olan fakir ve yoksulların halini yaşayarak, onlara karşı yardım etme duyarlılığını ateşler. İnsanda merhamet, şefkat ve yardımlaşma duygularını geliştirir. On bir ay çalışan midemizi dinlendirir. Hâsılı, İslam’ın beş şartından biri olan oruç, insana ve topluma ahlâkî, dinî, iktisâdî ve içtimâî açılardan sayısız yararları olan ve insanın manevî hedefleri gerçekleştirmesini sağlayan önemli ve içerisine gösteriş karışmayan tek ibadettir. Bundan dolayı Resûlullah (a.s) şöyle buyurdular:

“Allah, Âdemoğlunun her ameli kendinindir. Yalnız oruç müstesnâ. Çünkü o, benimdir, onun mükâfatını verecek olan da benim, buyurmuştur. Oruç, bir kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu bir gün olursa, o gün kötü söz söylemesin ve gürültü çıkarmasın. Şayet kendisine birisi söğer ve kavga ederse, ben oruçlu bir kimseyim deyiversin. Muhammed’in hayatı kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, kıyamet günü Allah katında misk kokusundan daha güzel olacaktır. Oruçlunun iki sevinci vardır. İftar ettiği vakit iftarına sevinir, bir de Rabbine kavuştuğu zaman orucuna sevinir.”[5]

Hz. Peygamber’den gelen bu uzun rivâyetten anlaşıldığına göre, oruç insanda güzel ahlakı yerleştirmek için kaçırılmaz bir fırsat doğurmaktadır. Bir ay, bu ahlâkî ilkeleri kendisine alışkanlık haline getiren bir kimse, diğer aylarda da sürdürürse hem kendisi için ve hem de toplum için iyi bir insan modeli oluşturabilir. Bir kimsenin Ramazan ayı düzgün geçerse, o senenin geriye kalan ayları da düzgün geçer. Zaten İslam ahlakının gayesi, Allah’ın emirlerine itaat etmek ve O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamet göstermek değil midir? Böyle dindar bir insan, diğer insanlarla olan ilişkilerinde ve iş hayatında bu ahlâkîliği temel ilke edinecek demektir.

Kutlu Ramazan ayının gündüzlerini oruç tutarak âdeta melekleşme sürecine katılan Müslümanlar, gecelerini de farz olan beş vakit namazların dışında, Hz. Peygamberin kuvvetli bir sünneti olan teravih namazlarıyla taçlandırırlar. Ramazan ayının gecelerinde teravih namazı kadın-erkek her Müslüman’ın ister oruç tutsun, isterse tutmasın kılabilir. Teravih namazı ister camide, isterse evlerde kılınsın sevabı bol olan bir namazdır. Eğer camilerde kılınırsa daha çok sevap kazanılır. Dinî coşku daha çok artar.

Ne mutlu oruçla namazı bütünleştirenlere!.

Her türlü niyetiniz sahih, amelleriniz sâlih ve bütün hayatınız  mutlulukla dolsun!..

 


 

[1]Neseî, Ahmed b. Hanbel.

[2]Buhârî, Müslim, İbn Mâce.

[3]Hatipoğlu, Haydar, Sünen-i İbn Mâce Tercüme ve Şerhi, İstanbul, ts., X, 499.

[4]Buhârî, Rikâk 36, Ahkâm 9; Müslim, Zühd 47, 48; Tirmizi, Nikah 11, Zühd 48; İbn Mâce, Zühd 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 40, V, 45.

[5]Davutoğlu, Ahmet, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul, ts., VI, 1992. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.