• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Konya 3 °C
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak

Nutuk’taki Mustafa Kemal

Murat Kayacan

Rektör, rektör yardımcıları ile büyük bir sanatçı grubunun dinleyici olarak katıldığı (1927’ye kadar olan dönemdeki askeri, idari yazışmaları ve Mustafa Kemal’in görüşlerini yansıtan) Nutuk adlı eserin “24 saat süreyle okunması” programına şahitlik etmiş ilginç bir ülkede yaşıyoruz.[1]  Zaten yakın tarih konusunda kendimi güçlü hissetmiyorum, bir bakayım dedim Nutuk[2] adlı esere. İşte gözüme takılanlar:

Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da 3. Ordu müfettişi olarak (11) Samsun’a çıkar. Kendisine iki kolordu bağlıdır. Müfettişlik bölgesinin civarındaki askeri birliklere de, yine aynı bölgede bulunan ve o bölgeye komşu olan vilayetlere de tebliğatta bulunabilmekte (12) ve eline verilen geniş yetki sayesinde hemen hemen bütün sivil idari amirlerle de teması söz konusu olabilmektedir (12).

Bu geniş yetkiyi ona takdim edenlerin amacı onu İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmaktır (12). Bu arzuyu taşıyanların buldukları sebep, “onu Samsun ve dolaylarındaki asayişsizliği yerinde görüp tedbir alması için Samsun’a” göndermektir. O, bu sorumluluğu üstlenmesinin kendisine bir makam ve yetki verilmesiyle mümkün olduğunu söyleyince kendisine müfettişlik payesi verilir (13). O dönemde onun ordu müfettişliği kararnamesini sultan ve halife olan Vahdettin imzalar[3] ama onun gözünde Vahdettin yine de soysuz ve alçak birisidir (4). 8 Temmuz 1919’da padişah tarafından bu görevden alınana kadar istifa etmeyi düşünmez (55).

Mustafa Kemal’e göre o dönemde hilafet ve saltanat karşıtı görüşler ortaya koymak onlarsız bir kurtuluş fikri serdetmek düşünülemez. Bu inanca aykırı fikirler ileri sürenler derhal dinsiz, vatansız, hain ve alçak muamelesi görmektedir (14). İlim ve tekniğin nurlara boğduğu hakiki medeniyet âleminde hilafet gülünç görünmektedir (18). Bu durumdan kurtulmanın yolu Osmanlı Hükümeti’ne, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmektir (18). Türklerin bağımsızlığına saldıran kim olursa olsun onlarla silahlı mücadele yapılmalı, ancak bu sırada mücadele safhalara ayrılmalı, meydana gelen olaylardan faydalanarak milletin duygu ve düşünceleri hazırlanmalı ve kademe kademe hedefe varılmalıdır (18).

İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgal edilmesinin ardından yurt bütünlüğünün korunması için çeşitli illerde gösteriler yapılmalı, bu gösteriler köylere kadar yayılmalı, bu sırada Hıristiyan halka düşmanca tavırlar gösterilmemelidir (27). Ancak ana vatan topraklarında çoğunluğun azınlığa feda edilmemesine özen gösterilmelidir (34-35).

Ona göre Osmanlı’nın çöküşe geçtiği bir dönemde çözüm milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktır (16). Devlet ve milletin kaderini tayinde milli irade söz sahibi ve hâkimdir. Ordu bu milli iradeye tâbi ve onun hizmetindedir (58). Yabancı bir devletin himaye ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, aciz ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Bağımsızlığın alternatifi ölümden başkası olamaz (17). Manda ve himaye kabul edilemez (79). Mustafa Kemal ne Fransızlardan ne başka bir yabancı devletten yardım istemeye tenezzül eder. En büyük koruyucu ve yardım kaynağı milletin bağrıdır (96). Ona göre hakiki kurtuluş isteyenlerin sloganı artık belli olmuştur: Ya istiklal! Ya ölüm!

Şimdi okuduğum bölümlerden vardığım sonuçları söyleyeyim:

*Samsun’a kendi kararıyla gitmemiş, onu İstanbul’dan uzak tutmak isteyenlerce devlet görevlisi olarak gönderilmiştir.

*Görevden alınana kadar o görevde kalmıştır ve padişahtan, hükümetten bağımsız bir lider olarak ortaya çıkışı 19 Mayıs 1919’da değil, görevden alındığı 8 Temmuz 1919 tarihindedir.

*Bağımsızlık yanlısı olduğu halde Batı’nın “ilim ve tekniğin nurlara boğduğu” hakiki bir medeniyet olduğu kanaatindedir. Amacı Türklerin hâkim olduğu Batılı tarzda bir devlet kurmaktır, farklı olan fikir değildir.

*Hilafet ve saltanata karşıdır. Alternatif olarak düşündüğü düzen, ordunun millete tâbi olduğu ve başka bir ulusun hâkimiyetini kabul etmeyen bir ulus-devlettir.



[2] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk,3. bs., Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
HASAN TARHAN
09 Kasım 2007 Cuma 12:42
HADDİMİZİ BİLELİM !
Sayın yazar, nutuk' dan ne anladığınızı mı yorumladınız, yoksa alıntıları mı açıkladınız? Anlatmak istediğinizi ya da tam anlatmak isterseniz nutuk’ dan bölümler değil, tümünü hiçbir ön yargı yapmadan okuyunuz! Ayrıca; küçük bir not; ulu önder atatürk’ ün anadolu’ya geçişi istilaya karşı hareketin başlangıcı idi. Bunun için padişah ve yakınları ikna edilmeli ki kaçak olarak değil yasal olarak gitmesi gerekli idi.anadolu’da asker sivil hiç kimse tam olarak ülkenin durumundan tam olarak haberdar değildi! "ne yazık ki padişah da yarınını görmüyordu ya da gösterilmiyordu!" onun için “bir ülkenin kaderini belirleyen hayati önemi bir ulusun yok oluş ile var oluş arasında üstelik yokluğun dahi düşmandan önde geldiği bir dönemde “ bir mevzu hakkında fikir yürütürken çok iyi araştırmak gereklidir! Eğer bir konu hakkında fikir yürüteceğinizde, mevzu görüşlerinizle örtüşmüyorsa ve konu hakkında yeterli bilginiz yoksa, üstelik bu konu bir ulusun kurtluş savaşı ile ilişkili ise çok düşünüp az konuşmak gerekir kanaatindeyim.onun için,bir mevzu, yanından yöresinden, ucundan kıyısından istemeye istemeye üstelik ön yargı ile benimsemeden okumakla ne anlaşılır ne de anlatılır! Bizler, 85 yıl önecsinde bu vatan için canını veren, sakat kalan şehit ve gazilerimizin torunları olarak ; tüm dünyanın kıskançlık ve hayranlık duyduğu eşsiz liderimize atamıza bırakın laf söylemek! Adını anmak için bile önce kim olduğumuzu, ve onun kaçta kaçı kadar ülkemize hizmet ettiğimizi sorgulamalıyız sonra yorum yapmaya ve yazmaya cür'et etmeliyiz... Siz farklı mı düşünüyorsunuz ? Sanmam!
88.228.109.204
öztürk
08 Kasım 2007 Perşembe 20:33
değişim
Önceleri padişah ve halife adına ve onları kurtarmak için mücadeleye başlıyor Mustafa Kemal sonra o müesseseleri yok etmek için...
Değiştim diyen bazıları için çirkin sıfatlar Kullananlar Mustafa Kemalde ki değişime ne ad koyarlar acaba?
Yoksa herkes çifte standartlı mı?
88.252.244.114
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim