• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Konya -8 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

“Ağıt” yakmak hep bana..

Seyit Küçükbezirci

, bana mı düşecek, usta?

 

   Gecenin geç saatlerinde çalan bir telefon. Sabahın köründe çalan bir telefon… Cep telefonunda “dın” diyen bir mesaj. “Duydun mu?, Haberin var mı?” diye başlayan bir cümle. Korkutuyor bizi, artık.

   Bugün pazartesiyle cumartesi için bir şen şakrak toplantının daveti gelmişse; önce bir sevinç, ardından bir mahsun oluş. Cumartesiye daha kaç gün var; kim bilir ne olur o zamana kadar? İçinizde bir tuhaf sezgi; sanki acı şeyler olacak gibi…

   Bugünlerimize, uzun yıllar önce, Konya’nın kuru kayısısını bile gündüz hayalinde, gece düşünde yaşatan Gültekin Sâmanoğlu “Uzun Vuran Gölge” şiiri ile işaret etmişti. “Başta kavak yelleri” estiği için anlamazdan gelmiştik.

“ÇAĞRILI GÜLÜCÜKLERLE GELECEK DEĞİLDİ YA…”

   Kıymetini hakkıyla bilemediğimiz “Büyük Şair”, “Büyük Konyalı” Gültekin Sâmanoğlu “Uzun Vuran Gölge”de, 1983’te diyordu ki:

   “Çağrılı gülücüklerle gelecek değildi ya.

   İşte kasımpatılar, işte el titremesi;

   Ve kalbimdeki dolup boşalmalar, depremler”

   Gültekin Ağabey bu mısraları söylediği zaman, ben, kırk bir yaşındaydım; o yaş da, “Bekâra hanım boşamanın kolay olduğu” yaştı.

   Altmışımıza geldiğimiz zaman “kasımpatı”ların farkına varmaya başlamıştık; “Uzaklarda sanılan yarım yüzyıl” çoktan geride kalmıştı. Tek tük “gidenler” oluyordu; ama, sıranın bize de gelebileceğini kendimize hiç yakıştıramıyorduk.

   Ama, Azrail “Yüzleme” almaya başlamıştı.

BOSTAN BOZULMADAN ÖNCE “YÜZLEME” ALINIR…

   Konya’nın “Ova Köyleri”nden olanlar bilir. Güz gelince “Bostan bozumu”ndan tahmini bir ay önce; bostan tarlasından “yüzleme” alınır. En güzel, en gösterişli, en alımlı, en iyi gelişmiş divlekler kökenlerinden kopartılır, büyük bir özenle. Kış için, ikişer ikişer çatılır iple; sonra, tavanların örtü ağaçlarına çakılı çivilere asılır. Seçme, en kalite divlekler, bir yere değmedikleri için uzun aylar dayanır.

   Sonra, “Bostan bozum” günleri gelir. Girilir tarlaya; iri ufak/güzel çirkin aranmadan hepsi toplanır.

   Benim dostlarım, “ebbap”larım, “yaren”lerim arasında da “yüzleme” almaya başlamıştı Azrail; son on yıl içinde. Kardeşim Niyaz, İrfan; Vehbi Durmuş, Mehmet Ceylan, Tahsin Horasanlı, İbrahim Sur, Nevzat Küçükerdoğan, Yalçın Dikilitaş. Hâlâ bir köşeden dönüverip gelecekler gibi. Aklım ne olup bittiğini kabul ediyor; ama gönlüm “Tamam” demiyor.

   Bir gerçekçi söyleme göre 52 yıl; bir gönül söylemine göre “Daha dün”. 1960 Haziran’ında Ticaret Lisesi’nin son sınıfından 29 arkadaş olarak “Hayat” denilen okyanusa dalmıştık; nasip, kısmet uğruna.

   Aradan elli yıl sonra Amerika’dan Dinçer Ulutaş, İstanbul’dan Mustafa Oğuz, izlerini sürmeye başladı, sınıf arkadaşlarının. Kolay kaybedilir de kolay bulunmaz. Türkiye kazan, onlar kepçe. Resmi, özel; telefon, internet. İğneyle kuyu kazar gibi; ipuçlarından ipuçlarına. Hepimizi buldular sonra; ama 29 olarak değil de 21 olarak.

   Sınıfımız çok şükür duruyordu; .başına bir şey gelmemişti. Elli iki yıl önce kalktığımız sıralara, elli iki yıl sonra oturduk. Hem de kendi sıramıza. Yoklama yaptık. “Evvel gidenler”in sıralarına da bir kırmızı karanfil. Ama, onların adı okununca da, on beş yaşında bir Ticaret Liseli “Burada” dedi.

“BOSTAN BOZUMU”, ÂMENNÂ AMA “GÖNÜL FERMAN DİNLEMEZSE?”

   Geçen pazartesi, yani, şu bir hafta önceki pazartesi. Gönül tusunamilerinde, ferman dinlemeyen gönül labirentlerinde bir saman çöpüne tutunarak geziniyordum.

   Öğleden önce. “Haberin var mı?” dedi Mehmet Uslu. Pazar günü, Kerkük Caddesi köşesinde Ali Uslu düşmüş. Etraftan yetişmişler; ambulans falan filân. Kaybetmişiz; Ali’yi. “Felek her türlü esbab-ı cefasın toplayıp gelmişti”. Adam gibi adam olmaya sıkı sıkı sarılarak çirk sellerinden korunmaya çalışıyordu. Umutsuzluğun içinden umut çıkarma peşindeydi.

   Ali Uslu, Şehir Postası’nda gazeteci olsun diye yanıma verilmişti. Sonra milli eğitime, Selçuk Üniversitesi’ne; başkan olarak Yükselen Kasabası’na hizmet bâbında bir ömür. Daha on gün önce; “Hayır bulup yıkan, yetim bulup soyan” bukalemunların sonlarını görünceye kadar yaşamaya addetmiştik. İnsanın dileği ecelin umurunda değil ki.

   O pazartesinin öğle sonrası Mehmet Çay’ın Hakk’a yürüdüğü haberi geldi; Salı günü de duydum ki Servet Yanartaş “sır” olmuş.

   Mehmet Çay’ın hayali, hülyası Konya’da otomotivin can damarı parçalarını üretmekti, “Konyalı araba”yı yapmaktı. Şevket Yanartaş hep delikanlı yaşadı; odunun eğrisine bile yüz vermedi. Nur içinde yatsınlar; hepsi “Ben” demediler; “Biz” dediler. “Ben değil Konya, Konyalı” dediler. “Şahitlik” istendiğinde, Ben varım.

   Lâmı cimi yok. Benim kuşağımın “Bostan bozumu” bütün hızıyla sürüyor.

   Âmennâ. “Doğmayı gördük ya”, “batmayı” da göreceğiz. Eğer “ay”sanız, eğer “güneş”seniz; batmaktan ne ziyan gelir? Ama; “Gönül” ferman dinlemez. O, bildiğini okuyacak.

“AĞIT” HEP BANA, BANA MI DÜŞER USTA?

   Evet, ağıt hep bana düşer usta. Evet, ağıt hep sana düşer usta. Ateş düştüğü yeri yakar; herkes kendi ölüsüne ağlar, usta.

   Son yıllarda eski zamanların “ağıt yakıcıları”na döndüm. Hem canlarıma, hem “âşina mekânlarım”a ağıt yakıyorum. Aslında bunların hepsi kendi ağıtlarımın bir parçası. Her gidenle biraz daha eksiliyoruz; biraz biraz ölüyoruz.

   Hayırlısı olsun. Zerrece korku duymuyorum; lâkin hüzünlenmemeye de gücüm yetmiyor.

 

Mesaj tahtası

 

“Ekmek Hakkı” bilen bir Ticaret Liseli

   Koca caddede araba koyacak yer yoktu. Hoş bir haziran akşamı; şu geçen cumartesi, “yediden yetmişe”, yetişebilen “Ticaret Liseliler” toplandık “Helva Günümüz” için.

   Meram Ticaret Meslek Lisesi Müdürü Fatih Özdemir; Konya Ticaret Lisesi Mezunları Derneği Başkanı Mustafa Sırrı Demirel karşıladı hepimizi. Tek tek hatırımızı sordular; “Hoş geldiniz yuvanıza” dediler. Ticaret Liseliler’in 16. Helva Günü’ne “teşrifler”, “teşerrüfler”le başladık. Dede, baba, torun bir aradaydık; o, eski okul günlerindeydik. Sevinçten içimiz pır pır; mutluluk nefesini daraltıyor, en kıdemlilerimizin.

   “Günün manâ ve ehemmiyetini” belirten konuşmalar; şarkılar, türküler, halk oyunları; eskiye dair anlatımı cihan değer hatıralar…

   “Teklifsiz, tekellüfsüz”; makam mansıp bir kenara itilmiş; “Ticaret Liseli Olmak” ortak paydasında toplanmışız; Milletvekilim Hüseyin Üzülmez’den; Sanayi Odamız Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil’e kadar. Aynı okuldan, aynı sıralardan olmak; unutulmaz bir “aidiyet”; her makamın, her mansıbın önüne geçmiş.

   “Ticaret Liseliler’in 16. Helva Günü”nün derin anlamlı bir tarafı da var. 1960 yılı mezunu Mustafa Oğuz; 52 yıl önce ayrıldığı sınıfını “Bilgisayar Laboratuarı” olarak donatmış, ne gerekliyse alınmasını sağlamış.

   Okulun, “eski binamız”ın ikinci katındayız. Mustafa Oğuz’la birlikte okuyan arkadaşlarımız Türker Türkoğlu da, Suat Adak da, Abdülkadir Taşkıran da, Ahmet Parsana da orada. 1960’ın 6. sınıfından sağ olan on beş kardeşten de İstanbul’dan, Ankara’dan, Avrupa’dan, Amerika’dan tebrikler.

   Tarif edilmez tatlı duygular içindeyim. “1960 Mezunu Mustafa Oğuz Bilgisayar Laboratuarı” kapısında bir kırmızı kurdele. Kurdeleyi Mustafa Oğuz’la birlikte, Ticaret Liseli kardeşleri Milletvekili Hüseyin Üzülmez ile Konya Sanayi Odası Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil kesiyor. Hayırlı olsun dilekleriyle, dualarıyla.

   2010 yılında ilk kez; 2012 Mayıs’ında ikinci kez toplanmıştık aynı sınıfta. 1960 yılında, aynı sınıftan 29 arkadaş, diplomalarımızı alıp, kuşlar gibi nasip aramaya uçmuştuk. Geçen elli yıl 29’u, 21’e indirmiş. Aynı sınıfta, herkes 52 yıl önce oturduğu sıraya oturdu, yoklama yapıldı. Orada olanlar “Burada” dedi; “evvel gidenler”in adı okununca hepimiz birden “Burada” dedik. Ticaret Lisesi yönetiminin de şahane, anlamlı bir zarifliği oldu. Her bir eski Ticaretli’nin yanına bir yeni öğrenci Ticaretli oturtulmuştu. “Ticaret Liselilik” süreci kesintisiz sürüyordu.

   Mustafa Oğuz, kurulmasına vesile olduğu bilgisayar laboratuarında bir konuşma yaptı. “Ekmeğimi bu okul verdi. Onun için ne yapsam az” dedi; gözleri nemlenmişti.

   “Ekmek hakkı”  bilmek çok önemli. “Ekmeksiz” diye sıfatlanmak, anlayana, ölümden kötü.

   MUSTAFA OĞUZ “EKMEK HAKKI” BİLEN BİR TİCARETLİ. Gördük; şahidiyiz.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim