Yeni YÖK Başkanı Chicago okulundan
Yeni YÖK Başkanı Prof. Dr. Özcan’ı, SÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aktay anlattı...
Yeni YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı, öğrencisi ve meslektaşı Yasin Aktay anlatıyor. Aktay’a göre bugüne kadarki uygulamalarıyla tam bir sorunlar yumağına dönen YÖK’ün ‘iyi’ bir başkanla tüm sorunlarının biteceğini düşünmek Yusuf Ziya hocaya büyük haksızlık olur.
BUGÜN çeyrek yüzyılı aşan ömrüyle tam bir sorunlar yumağı olan YÖK’ün bütün sorunlarının çözümünün ‘iyi’ bir YÖK başkanıyla bitebileceğini düşünmek, Yusuf Ziya hocaya büyük haksızlık olur tabi. Özelde bir kurum olarak YÖK’ün, genelde üniversitelerin, başkanını çokça aşan sorunları vardır. Bu sorunların göreve başlar başlamaz ağzından ilk çıkan sözcükleri, ‘akademik özgürlüklerin temini’ ve ‘üniversitelerin asli görevlerine yani bilimsel araştırmaya dönmek’ olarak seçen bir başkan döneminde çok daha kolay çözülebileceği çok açıktır.
Açıkçası, mesela, YÖK bugün yeni başkanının görüşleri doğrultusunda akademik özgürlüklerin ve bilimsel kalitenin önünde engel olmaktan çekilmeye karar verdiğinde bile üniversitelerin bu özgürlük ortamına hemen olumlu bir cevap verebileceklerini ve akademik özgürlüğün gerektirdiği kültüre hemen uyum sağlayabileceklerini beklemek fazla iyimserlik olur.
İçselleştirilmiş yasakçılıkların ve tabuların, bugün üniversite mensuplarının bir türlü ‘ergin olamama’ durumunda bocalamalarına yol açtığı bir gerçektir. Üniversiteler ve mensuplarının bunca zaman alıştırılarak benimsemiş oldukları bir yağlı hoşaf tadı vardır çünkü. Özgürlüğün ve bilimselliğin tadına varmaları biraz zaman alabilir. Tabii ki yine de bir yerden ve özellikle mutlaka uygun bir başkanla başlamak gerekiyor.
Yusuf Ziya hocanın bu başlangıç için son derece uygun bir isim olduğuna kuşku yok. Uygunluğu belki de YÖK’ün kendisiyle ilgili herhangi bir atama için şimdiye kadar benimsemiş olduğu veya aradığı standartlara çok uygun olmamakla başlıyordur.
Bu, uluslararası düzeyde tartışılmaz bilimsel kalitesine rağmen, sadece denkliğini YÖK’ün kabul etmediği Malezya’daki bir üniversitede çalıştığı için profesörlüğü ODTÜ’de tam 9 yıl geciktirilmesinden dolayı değil; işin bu yanı belki cabası, ama daha ziyade Hoca’nın kendine has kişiliğiyle, eğitim, bilim ve insan ilişkileriyle ilgili bir çok konuda YÖK’ün alabildiğine kısıtlayıcı rutinlerine karşı kendini biraz daha rahat hissedebilecek bir profil çizmesinden dolayı böyledir.
İstatistik uygulamanın öncüsü
ODTÜ’de Chicago Okulu diye bir deyim vardı. Bu deyim, sosyoloji camiası içinde özellikle kent çalışmalarıyla ün salmış meşhur sosyolojik ekole de bir gönderme yapar. Ama ODTÜ’de Prof. Yusuf Ziya Özcan, Prof. Bahattin Akşit ve yıllarca ODTÜ Felsefe bölümünde çalışan Prof. Alparslan Açıkgenç ve zamanının birçoğunu ODTÜ Sosyoloji bölümünde geçiren Dr. Bekir Demirkol’un da içinde olduğu bir grubu ifade ederdi. Bu grup aynı yıllarda beraber Chicago’da bulunmuş, birçok ortak hatıraya sahip olmuş ve aynı kültürel ortamı teneffüs etmişlerdir. Chicago Okulu’nun özelde ODTÜ Sosyoloji Bölümü’ne, genelde de Türkiye’nin sosyoloji düşünce ve pratiğine çok önemli katkıları olmuştur.
Türkiye’de sosyoloji, kırklı yıllara kadar saha araştırmalarından uzak, spekülatif-felsefi bir alan olarak uygulanmaktaydı. Ancak kırklı yıllarda, biraz da Dil-Tarih’teki yeni, biraz sosyalist biraz Amerikancı, deneye dayalı-bilimselcilik oluşumlarının da etkisiyle, sosyoloji zamanla daha sahaya dönük, pratik uygulamalı bir aşamaya geçmiştir.
ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nün marifetiyle gerçekleşen bu geçişte geçtiğimiz ay vefat eden Mübeccel B. Kıray’ın kurduğu ve geliştirdiği ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nün ne kadar önemli bir payı varsa, ODTÜ sosyoloji bölümünün bu çizgisini pekiştirmesinde bu Chicago Okulu’nun da çok önemli bir payı olmuştur.
Yusuf Ziya hoca uygulamalı sosyolojide ve istatistik değerlendirme tekniklerinin sosyal bilimlere uygulanmasında Türkiye’de her kesimin öncülüğünü ve yetkinliğini kabul ettiği bir isimdir. Özcan’ın akademisyen ve bilim adamı yanı hiçbir zaman tartışma konusu olmamıştır.
Türkiye’nin her tarafında yapılan saha araştırmaları biraz ciddiyet aramışlarsa yolları bir şekilde Yusuf Ziya hocaya uğramış, kendisinden teknik tavsiye ve destek almışlardır. O yüzden uygulamalı sosyoloji veya sosyal bilimler alanında yapılmış birçok yüksek lisans, doktora veya doçentlik tezinin en azından önsözlerinde, katkıları ve samimiyetle yol gösterici yardımlarından dolayı ‘Yusuf Ziya hocaya bir teşekkür’ mutlaka vardır.
Yusuf Ziya hoca sosyal bilimler camiasında istatistik yöntemleriyle ilgili dünyadaki gelişmeleri en yakından takip eden ve uygulayan bir sosyal bilimci olarak bilinir. Bu açıdan sosyal bilimlerde saha araştırma yöntemleri ve uygulamalarında gerçek anlamda bir referans konumuna sahiptir.
Müsterih ve müstehzi
Türkiye’deki siyasi eğilimlerin seyrini ve muhtemel geleceklerini tahmin etme konusunda seçim öncesinde sergilediği başarılı performans bu alanın istenirse spekülasyonlardan da uzak ciddi bir yaklaşımla ele alınabileceğini göstermiştir.
ODTÜ’de istatistik yöntemlerin sosyolojiyi kuşatmasına karşı ‘cool’ takılan bizim kuşakta bile Yusuf Ziya hocanın sosyoloji pratiği ve temsil ettiği tarz, ağır bir ‘alandan kaçaklık’ duygusu yaşatırdı. Çünkü hiçbir değer, siyasi veya felsefi görüşünü yansıtmadan sadece sahada olanı tespit etmek için (ki bu sosyolojide pek mümkün görülmez, ama) Yusuf Ziya hocanın arayıp bulduğu bir istatistik ölçme yolu, bir ölçek vardır mutlaka.
Hoca alanında referans değerini başkalarıyla paylaşmada hiçbir kaprise kapılmamış, en önemli vasfı da bu yüzden mütevazılığı, kolay ulaşılabilirliği olarak temayüz etmiştir. Ekşi Sözlük’ten bolca aktarıldığı gibi gerçekten tam bir ‘öğrenci babası’. Öğrenciyi teşvik edip çalıştırma konusunda kendine özgü yolları vardır. Şefkati, yardımseverliği ve babacan tavrı kendini hep hissettirir. Ancak ona yakıştırılan babalık vasfı büyük ölçüde onun karizmatik çizgisini de işaret ediyor. Olaylar karşısındaki otoriter alaycılığı ve kararlılığı, hizmet eden, yardıma koşan, şefkatli yanıyla buluşarak karizmatik birportre oluşturuyor.
Türkiye’de özellikle Özal’dan epey sonra ancakTayyip Erdoğan’la tekrarlayan veya geri dönen karizma zamanlarında YÖK gibi bir kurumun başında da bir çok yanıyla karşılaştırılabilir bir karizmatik figürün gelmiş olması gerçekten hem çok ilginç hem de çok hayırlıbir rastlantı.
YÖK’ün gereğinden fazla, hatta bönlük boyutuna varan ve belki şu ana kadarki sorunları çözecek yerde sürekli daha da biriktirmekten başka bir işe yaramayan bir ciddiyeti ve bürokratik formalizmin arkasına sığınan bir iktidar anlayışı var. Buna karşılık Yusuf Ziya hocanın taşıdığı müsterih müstehziliğin, yanı sıra insani açılımlara her zaman açık karizmatik ve empatik yanının bir hayli rehabilite edici olacağını kestirmek zor değil...
Açık Görüş / Star